Türkiye’de bağımsız medyanın önemli temsilcilerinden Açık Radyo’nun yayın lisansının iptaline ilişkin hukuki süreç Danıştay aşamasına taşındı.
Apaçık Radyo’dan Ömer Madra ve İlksen Mavituna ile radyonun hukuk ekibinden Avukat Ümit Altaş ve Avukat Erdem Türkekul, yaklaşık iki yıldır devam eden yargı sürecine ilişkin gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmak üzere bugün Tütün Deposu’nda bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda, radyonun maruz kaldığı sürecin ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleri açısından kritik bir eşik oluşturduğu vurgulandı. Değerlendirmelerde, yaşananların yalnızca Açık Radyo’ya özgü olmadığı ve Türkiye’deki tüm bağımsız medya kuruluşlarını ilgilendiren yapısal bir soruna işaret ettiği belirtildi.

RTÜK, Açık Radyo’nun yayınını kesti
Madra: Boğazımıza kadar batırıldığımız bir çamur çukurundayız
Toplantıda ilk olarak konuşan Apaçık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra, özetle şunları söyledi:
“Yeryüzünde modern tarihin en ürkünç dönemlerinden birinin içindeyiz. Dünya büyük bir krizin içinde. Doğrunun, hakikatin, bilimin yerini akıl almaz yalanlar, provokasyonlar, şiddet propagandaları ve şiddet dalgaları almış; zaman-mekân, doğru-yanlış hepten tersyüz olmuş durumda. Görülebildiği kadarıyla dünyanın en az yedi ayrı bölgesinde kanlı savaşlar ve iç savaşlar devam etmekte. Kısacası, boğazımıza kadar batırıldığımız bir çamur çukurundayız. Toplumun üzerinde durduğu sacayağının yerinde yeller esiyor: Adalet, Barış, Demokrasi elden gitmiş halde.
“Açık Radyo, işte dünyaya egemen olan böyle sefil bir ortamda, yeri ve göğü yalnızca metaforik olarak değil, fiziki olarak da karartan kötülük ve yalan bulutlarını, üzerimize çöken savaş sisini, gittikçe yayılan otoriterlik dalgasını dağıtabilmek için 30 yıl boyunca zorlu bir çaba gösterdi: Kısaca söylersek, toplumu gerçeklerden haberdar etmek, canlılar âlemini, hızla sürüklendikleri dönüşü olmayan noktadan bir an önce döndürebilmek ve ortak yarar için, hiçbir çıkar ve sermaye grubuna bağlı olmadan elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Bunun adına ‘ifade özgürlüğü ve bağımsız yayıncılık uğraşı’ diyorduk. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bağımsız medya olmadan ne savaşlar önlenebilir ne de gezegen, başına sarılan yok oluş felaketinden, yani iklim krizinden kurtulabilir. İşte Açık Radyo, 30 koca yıl boyunca dünyada pek fazla benzeri olmayan böyle zorlu bir yayıncılık işlevini üstlenme uğraşını sürdürdü. Ta ki, RTÜK tarafından lisansı iptal edilene kadar.
“Bağımsız yayıncılığın doğası gereği ne Açık Radyo ne de başka bir medya kuruluşu, konuklarını veya programcılarını bir otosansür mekanizmasına tabi tutar. Belirli kavramların telaffuz edilmesi üzerinden yayın kuruluşunu cezalandırmak, yalnızca Açık Radyo’nun değil, Türkiye’deki tüm ciddi medya organ ve kuruluşlarının ortak sorunudur ve ülkedeki yayıncılık özgürlüğü için son derece ciddi bir problem oluşturur.”

RTÜK'ten ‘Ermeni Soykırımı’ ifadesi nedeniyle Açık Radyo’ya yayın durdurma cezası
Hukuki süreç: Apaçık bir duvar
Madra’dan sonra söz alan Avukat Ümit Altaş ise hukuki süreci şöyle anlattı:
“Ömer Bey, ‘apaçık’ ve ‘duvar’ kavramlarıyla, iki yıldır sürdürdüğümüz bu mücadelenin en yalın özetini çıkardı. Apaçık bir haksızlıkla karşı karşıyayız, tüm beyanlarımıza rağmen önümüzde sürekli bir duvar var. Sizlere kısaca ‘Ne olmuştu?’yu hatırlatayım. 24 Nisan 2024’te canlı yayınlanan Açık Gazete programına katılan konuğumuz, günün yıl dönümü ve Cumhurbaşkanı’nın taziye mesajı bağlamında yalnızca ‘soykırım’ ve ‘Ermeni Soykırımı anması’ ifadelerini kullandı. Bu ifadeler gerekçe gösterilerek RTÜK tarafından radyomuza yaptırım uygulandı.
“RTÜK, 22 Mayıs 2024 tarihli kararıyla, sadece bu iki ifadeyi esas alarak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik edebileceği gerekçesiyle radyoya üst sınırdan idari para cezası verdi ve programın beş kez durdurulmasına karar verdi. Karar oy çokluğuyla alındı. Üç kurul üyesi karşı oylarında, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıfla bu ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, verilen cezanın ağır ve ölçüsüz olduğunu açıkça belirtti. Karar 22 Mayıs’ta tebliğ edildi. Para cezası açıkça bildirildi; ancak yayın durdurma tarihlerinin ayrıca bildirileceği söylendi. Tebligat ekindeki dosya ise teknik nedenlerle açılamadı.
“Radyomuz para cezasını ödedi ve RTÜK ile iletişime geçti. Yayın durdurma tarihlerinin ne zaman bildirileceği sorulduğunda, bu bilgilerin tebligat ekinde olduğu söylendi. Bunun üzerine 2 Temmuz 2024’te yaptığımız başvuruda, ekin açılamadığı ve tarihlerden haberdar olunamadığı yazılı olarak bildirildi, yeni bir bildirim talep edildi. RTÜK bu başvuruyu yok saydı. Yanıt vermedi, savunma almadı. Ertesi gün, 3 Temmuz 2024’te, ‘yayın durdurma kararının uygulanmadığı’ gerekçesiyle lisansımız iptal edildi. Karara karşı oy kullanan üç üye, lisans iptalinin ölçüsüz olduğunu, para cezasının ödendiğini, teknik imkânsızlıkların bildirildiğini ve bu bilginin kurul üyelerine dahi sunulmadığını açıkça yazdı.
Yanıtsız bırakılan sorular
“Yani kurul, bir radyonun teknik olarak erişemediği bir bilgiye dayanarak, bu bilgiden habersiz şekilde karar verdi. Sonrasında yapılan ‘tarihler bildirildi’ yönündeki açıklamalar da gerçeği yansıtmamaktadır. Bu sürece karşı 14 Haziran 2024’te Ankara 21. İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtık. Dava dilekçemizde, söz konusu ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu; canlı yayına katılan konuğun sözleri nedeniyle, haber verme amacı değerlendirilmeden ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ortaya koyduk.
“Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM içtihatlarına ve bilimsel mütalaalara dayandık. Ancak yine bir duvarla karşılaştık. Mahkeme davayı reddetti. Gerekçede, ‘soykırım’ ifadesinin toplumun bir kesimini rahatsız edebileceği belirtildi. Daha da çarpıcı olan ise şu: Bu ifade bireysel olarak söylenirse ifade özgürlüğü sayılabilir; ancak radyo yayını söz konusu olduğunda bu kapsamda değerlendirilemez denildi. Yani mahkeme, ifade özgürlüğünü mecraya göre sınırlayan bir yaklaşım benimsedi. Üstelik ‘açık ve yakın tehlike’nin ne olduğuna dair hiçbir somut değerlendirme yapılmadı. İstinaf başvurumuz da tek cümlelik bir gerekçeyle reddedildi. Dosya şu an Danıştay incelemesinde. Lisans iptaline karşı açtığımız davada ise teknik deliller ve bilirkişi raporları, tebligat ekinin açılamamasının radyodan kaynaklanmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen mahkeme, bu delilleri değerlendirmeden, yine tek cümlelik bir kararla davayı reddetti. Temel sorular yanıtsız bırakıldı:
- Bu karar neden uygulanamadı?
- Sunulan deliller neden yeterli görülmedi?
- Kurul üyelerinin dahi bilmediği bir bilgiye dayanarak verilen bu karar nasıl adil sayılabilir?
“İstinaf da aynı şekilde reddedildi ve dosya Danıştay’a taşındı. Sonuç olarak, iki yıldır süren bu süreçte, ifade özgürlüğü kapsamında olduğu açık olan bir ifade nedeniyle, programın bütünü değerlendirilmeden, yalnızca kelimeler cımbızlanarak en ağır yaptırımlar uygulanmıştır. Delillerimiz ve savunmalarımız dikkate alınmadan, ölçüsüz bir müdahaleyle bir yayın kuruluşunun faaliyeti tamamen durdurulmuştur. Bu yalnızca kurumumuza yönelik bir işlem değildir; ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine yönelik ciddi bir ihlaldir. Hukuki mücadelemiz Danıştay nezdinde sürmektedir. Amacımız yalnızca kendi hakkımızı değil, herkes için geçerli olması gereken ifade özgürlüğünü ve haber alma hakkını savunmaktır.”
301 sorusunun yanıtı yok
Basın toplantısı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Soru-cevap bölümünde bianet, hukuki sürecin neden “Türklüğü, Türkiye Cumhuriyeti devletini, TBMM’yi, hükümeti veya yargı organlarını alenen aşağılamak” (TCK 301) suçu iddiası üzerinden değil de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” (TCK 216/1) maddesi üzerinden yürütüldüğünü sordu.
bianet’in sorusuna yanıt veren Avukat Erdem Türkekul, bu soruyu kendilerinin de mahkeme heyetine yönelttiklerini; ancak hukuki olarak bir yanıt alamadıklarını belirtti. (TY)
















