“Türkiye-Ermenistan normalleşmesi Bakü’nün iradesine bağlı”
Bütün dünyada kartlar yeniden karılırken Paşinyan da elbette tam bir kopuşa gitmeden ufaktan palamarları çözmek niyetinde. Ancak küçük ve yoksul bir ülkenin manevra kabiliyetinin, hele böyle bir dünyada, hiç de kolay olmadığını kabul etmek gerek.
Ermenistan ile 2022 yılından bu yana devam eden normalleşme süreci çerçevesinde atılan adımlar kapsamında, Türkiye ile Ermenistan arasında doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin bürokratik hazırlıklar 11 Mayıs 2026 itibarıyla tamamlandı.
İki ülke arasındaki ortak sınırın açılmasına yönelik gerekli teknik ve bürokratik çalışmalar ise hâlâ devam ediyor.
Hayata geçirilen yeni düzenleme sayesinde Türkiye’den üçüncü bir ülkeye, oradan da Ermenistan’a giden veya aynı güzergâhı kullanarak gelen malların nihai varış veya çıkış noktasının “Ermenistan/Türkiye” şeklinde yazılabilmesi mümkün hâle geldi.
Türkiyeli Ermeni yazar ve yayıncı Masis Kürkçügil, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin artık yalnızca ikili ilişkiler düzleminde değil, Güney Kafkasya’daki güç dengeleri üzerinden okunması gerektiğini vurguladı.
Kürkçügil’e göre sınırın kapatılması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin donması, Karabağ meselesiyle doğrudan bağlantılıydı. Kürkçügil, bugün ise hem Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile zayıflayan bölgesel etkisi hem de Azerbaycan’ın sahadaki güçlenen pozisyonu nedeniyle koşulların “radikal biçimde değiştiğini” söylüyor.
Türkiye-Ermenistan normalleşmesinde yeni adım: Ticaret hazırlıkları tamamlandı
“Sınırın açılması, Yukarı Karabağ sorununun Aliyev yönetiminin istediği şekilde halledilmesinin bir sonucu”
Türkiye ile Ermenistan arasında doğrudan ticaretin başlaması ve sınırın açılmasına yönelik teknik çalışmaların sürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir yandan yıllardır gündemde de olan bir süreç; ama bu kez somut adımların atılması Güney Kafkasya’daki bölgesel güç dengelerini nasıl etkileyebilir? Ve sizce bugün gelinen aşama, önceki normalleşme girişimlerinden hangi yönleriyle ayrılıyor?
Sınırın kapatılması Yukarı Karabağ ile ilgili olarak Ankara’nın aldığı bir karardı. O dönemde Azerbaycan’da iç kargaşa, Rusya’nın bölgedeki tartışmasız gücü vesaire dikkate alındığında bugün koşullar radikal bir şekilde değişmiş durumda. Rusya özellikle Ukrayna’yı işgalinde batağa saplanmasıyla askeri itibarını da fena halde sarsmış durumda. Buna karşılık Azerbaycan, İsrail ve Türkiye desteği ile bölgede ağırlığını koymaya başladı. Ermenistan ise nihayetinde küçük ve yoksul bir ülke. Ayrıca Rus yanlısı kanatla daha bağımsız davranmaya yönelik mevcut yönetim arasında henüz tükenmemiş bir hesaplaşma var.
Sınırın açılması, Yukarı Karabağ sorununun Aliyev yönetiminin istediği şekilde halledilmesinin bir sonucu. Ankara zaten Ermenistan ile ilişkilerini tamamıyla Bakü’nün gölgesinde yürütmekteydi. Karabağ meselesi halloldu. Ermenistan kendini kıskaçta hissettiği için nefes almaya çalışıyor.
“Sınırın açılması ne kadar ‘normalleşme’ olarak kabul edilebilir, tartışmalı”
Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin ilerlemesi, Azerbaycan’ın bölgesel pozisyonu ve Ermenistan’la ilişkileri açısından nasıl sonuçlar doğurabilir? Normalleşmenin sınırları hâlâ Azerbaycan-Ermenistan hattında mı belirleniyor?
İran’ın ABD emperyalizmi tarafından yıpratılmasıyla Azerbaycan kendini daha da güçlü hissedebilir. Ne de olsa müttefiki İsrail! Türkiye-Ermenistan normalleşmesi tamamıyla Bakü’nün iradesine bağlı. Sınırın açılması ne kadar “normalleşme” olarak kabul edilebilir, tartışmalı. Elbette temel mesele Bakü ile Yerevan arasındaki ilişkilerde düğümlenmekte. Ankara işin başından beri bağımsız bir değişken veya bir arabulucu, kolaylaştırıcı olmak gibi bir niyet taşımadı. Türkiye için “soykırım” meselesi dışında tartışılan bir konu yok zaten. Tabii bin yıllık Orta Asya hayalleri hoş gelebilir; ama 90’lı yıllardan bu yana o topraklarda da çok şey değişti.
Ermenistan uzun yıllar güvenlik, sınır kontrolü, enerji ve ekonomi alanlarında Rusya’ya bağımlı bir ülke olarak görüldü. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi ve Ermenistan’ın Batı’yla temaslarını artırması, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki geleneksel rolünü nasıl zorluyor?
Güvenlik meselesinin ne kadar güven sağladığı özellikle Yukarı Karabağ’dan 120 bin insan göç etmek zorunda kalınca belli oldu. Enerji bağımlılığı oldukça ciddi, ihtiyacının üçte ikisini Rusya’dan alıyor Ermenistan ve Rus “terbiyesi” yaygın. Öte yandan, örneğin Azerbaycan veya bir dizi aynı geçmişe sahip ülkeyle kıyaslandığında Ermenistan’da siyaset nisbeten daha makul. Azerbaycan rejimini tanımlamak bile gereksiz.
Ermenistan’ın garip bir diasporası var. Batı ile böylece doğrudan ilişkisi var. Sömürge geçmişi olmamasına rağmen frankofon ülkeler arasında. Yani Batı ile ilişkisi bir yanıyla kaçınılmaz, filli bir durum zaten. Nüfusunun çoğu diasporada zaten. Hele bağımsızlıktan sonra, yoksulluktan o dönem nüfusunun neredeyse yarıya yakını çalışmak için dünyanın dört bucağına dağıldı. Ermenistan’ın Rus nüfuzu altında kalmasının Rusya’nın bölgesel hegemanyası için bir anlamı var; ama bunun bedeli Ermenistan için ağır gelmeye başladı. Rusya’nın Güney Kafkasya’daki gelenksel rolü sözü de tabii ona doğal bir hak tanır. Herhalde bunu bölge halklarının çıkarı için değil, Putin’in tahayyül ettiği Rusya için kullanılacağı kesindir. Gürcistan’a geri döndüğü söylenebilirse de Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun ardında buradaki oligarkların Rusya ile içe içe geçtiğini hatırlamak gerek.
Ermenistan’la Ani Köprüsü’nün restorasyonuna yönelik mutabakat zaptı imzalandı
“Ermenistan nefes almanın yollarını arıyor”
Ermenistan’ın Rusya, İran, Türkiye, ABD ve AB ile eşzamanlı olarak geliştirdiği çok yönlü ilişkiler, klasik ittifak kalıplarının ötesinde nasıl bir “denge politikası”na işaret ediyor? Bu çerçevede Başbakan Nikol Paşinyan yönetiminin stratejik yönelimini nasıl okumak gerekir?
Ermenistan’ın elinde ne bölge politikası ve ne de uluslararası politika için bir koz var. Dolayısıyla denge politikası gütmekten ziyade nefes almanın yollarını arıyor. Rus nüfuzunun maliyeti ağır oldu. Hemen belirtmek gerekir ki Paşinyan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini desteklemedi, karşı çıktı. Buna karşılık dönemin Yukarı Karabağ yönetimi işgali destekledi. Zaten Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısına Zelenskiy’in katılımını Putin diplomasiye sığmayacak bir öfkeyle takbih ettiğinde Paşinyan bu pozisyonunu tekrarladı. Ekonomik zorluklar eski ilişkilerden bir anda kopulmasna izin vermemekte, ama bu eski ekonomik ilişkiler de Ermenistan’ı yoksulluktan kurtarmıyor.
Bir diğer boyut olarak, Paşinyan’ın iç politikada kilise çevreleri ve bazı milliyetçi aktörlerle yaşadığı gerilimler, dış politikadaki bu açılım arayışını nasıl etkileyebilir?
İç politika ile dış politika arasında ayrım yapmanın alemi yok. Paşinyan bölgedeki birçok yöneticiden farklı olarak eski devlet kadrolarından, veya askeriyeden gelmeyen bir tip ve ardında ciddi bir halk hareketiyle, güçlü bir toplumsal destekle yönetime geldi. Kilise ve özellikle Karabağ kökenli eski yöneticiler oligarklarla birlikte esas olarak Moskova’nın gölgesinde.
Bütün dünyada kartlar yeniden karılırken Paşinyan da elbette tam bir kopuşa gitmeden ufaktan palamarları çözmek niyetinde. Ancak küçük ve yoksul bir ülkenin manevra kabiliyetinin, hele böyle bir dünyada, hiç de kolay olmadığını kabul etmek gerek.
Türkiye-Ermenistan Ortak Çalışma Grubu Toplantısı Kars’ta yapıldı
Masis Kürkçügil hakkında
’68li, yazar ve yayıncı.
Feriköy Ermeni Ortaokulu ve Taksim Atatürk Erkek Lisesi’nde ortaöğrenimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Köz Yayınları’nı kurdu, Sürekli Devrim dergisini çıkardı.
Edirne Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde İstatistik ve Ekonomi dersleri verdi. Yurt Ansiklopedisi’nde tarih koordinatörlüğü yaptı. Altı yıl Fransa’da mülteci olarak yaşadı.
Birleşik Sosyalist Parti’nin (1994-1996) başkanlık kurulu üyeliğinde bulundu. Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) kurucuları arasında yer aldı ve genel başkan yardımcılığı görevini üstlendi.
Çalışmalarını Yeniyol dergisini çıkararak ve Yazın Yayınları’nın yöneticiliğini yaparak sürdürdü.
“Latin Amerika’nın Kaynayan Damarları”, “Devrimden Devrime Bolivya”, “Hugo Chavez ve Devrimde Devrim” kitaplarının yazarı.
1947, İstanbul doğumlu.
(TY)
BİA ÇOCUK KİTAPLIĞI
Bir mektubun izinde: Telekli Sincap ve türler arası bağ
Eylem Sıla Bayram için açıklama: Hedef sosyalistler, kadınlar ve LGBTİ+’lar
‘Köpek anneliği’ tartışması: Kimin kime, ne tür duygular besleyebileceğine kim karar veriyor?
Sanatçı Muzaffer Akyol: Ne bir cana kıydık ne de haram yedik
İstanbul Tabip Odası seçim sonuçları: Hem hekimler hem de ülke açısından bir mesaj