Son yıllarda küresel siyaset ve teknoloji tartışmalarının merkezinde yer alan Palantir, teknoloji şirketlerinin devletle kurduğu ilişkilerde yeni ve tehlikeli bir evreyi temsil ediyor. Geçmişte kendilerini devletler üstü, tarafsız veya dünyayı daha bağlantılı hâle getirmeye çalışan “sivil yapılar” olarak tanımlayan teknoloji tekelleri, Palantir örneğinde görüldüğü üzere artık bu illüzyonu tamamen bir kenara bırakmış durumda. Bugün şirket, tarafsız ürünler geliştirdiğini iddia etmek yerine “Batı”nın askeri üstünlüğünü perçinlemeyi ve açıkça dünyaya “tahakküm etmeyi” ana misyonu olarak benimsiyor. Palantir’in öncülük ettiği bu yeni dönem; devlet, mühendislik ve sermayenin otoriter bir milliyetçilik etrafında yeniden kaynaştığı, teknoloji şirketlerinin sadece bir yazılım tedarikçisi olmanın ötesine geçerek devletin şiddet uygulama yetkisine doğrudan ortak olduğu bir baskı altyapısı inşa ettiğini gösteriyor.[1]

Yapay Zekânın Politik İnşası
Üstelik bu yeni gerçeklik gizli bir ajanda da değil, Palantir’in paylaştığı, şirketin CEO’su Alexander C. Karp ve yöneticilerinden Nicholas W. Zamiska tarafından kaleme alınan Teknoloji Cumhuriyeti kitabından derlenen 22 maddelik X (Twitter) gönderisi, söz konusu otoriter dönüşümün açık bir siyasi beyannamesi olarak karşımıza çıkıyor:
Because we get asked a lot.
— Palantir (@PalantirTech) April 18, 2026
The Technological Republic, in brief.
1. Silicon Valley owes a moral debt to the country that made its rise possible. The engineering elite of Silicon Valley has an affirmative obligation to participate in the defense of the nation.
2. We must rebel…
Manifestonun bütününe hâkim olan bu “vizyon”, yapay zekâyı doğrudan bir imha mekanizmasına dönüştürüyor. Palantir teknolojik “verimlilik” ve “optimizasyon” mantığını, savaş alanlarında hedefleri tespit ve yok etme sürecine uyarlıyor. Emperyalist şiddeti meşrulaştıran ve teknolojiyi otoriter bir tahakküm aracına çeviren 22 maddelik bu manifestoyu ve arka planında yatan politik hedefleri bizim yorumumuzla şu şekilde sıralayabiliriz:
(1) Silikon Vadisi’nin “ahlaki borcu”
Palantir: Silikon Vadisi mühendislerinin, yükselişlerini borçlu oldukları ülkelerinin savunmasına katılma konusunda ahlaki bir zorunluluğu vardır.
>> Silikon Vadisi’nin bugünkü gücüne devlet sayesinde ulaştığını öne sürüp karşılığında açık bir askeri itaat talep ediliyor. Oysa internetin ve bilgisayar teknolojilerinin ilk dönem araştırma süreçleri tamamen kamusal kaynaklarla finanse edildi. Teknoloji şirketlerinin Pentagon’a değil, sömürdükleri, hayatlarına sızdıkları tüm insanlara karşı “borçları” var.
(2) Uygulamaların tiranlığına isyan
Palantir: Akıllı telefonlar gibi uygulamalar hayatımızı değiştirse de artık yaratıcılığımızı ve ufkumuzu kısıtlayan bir tiranlığa dönüşmüştür ve buna isyan etmeliyiz.
>> Tüketici teknolojilerinin (örneğin akıllı telefonların) yaratıcılığı körelttiği eleştirisi kulağa haklı gelse de sahte bir ikilem yaratılıyor. İnsanları “uygulamaların tiranlığından” kurtarmanın yolu, onları yapay zekâ destekli savaş makinelerinin ve sınır dışı operasyonlarının gözetim tiranlığına teslim etmek değil.
(3) “Ücretsiz e-posta yetmez” argümanı
Palantir: Bir kültürün veya yönetici sınıfın çöküşü ancak halka ekonomik büyüme ve güvenlik sağlanırsa affedilir; yalnızca ücretsiz hizmetler sunmak yeterli değildir.
>> Metindeki “ekonomik büyüme ve güvenlik” vurgusu, aslında devasa kamu ihalelerinin ve savunma bütçelerinin teknoloji şirketlerine aktarılmasını meşrulaştıran bir örtmece. Gerçek güvenlik, toplumların militarize edilmiş yazılımlarla fişlenmesi değil, ekonomik adalet ve temel hakların güvence altına alınmasıdır.
(4) “Sert gücün” yazılımla inşası
Palantir: Özgür ve demokratik toplumların ayakta kalabilmesi için yumuşak gücün ve retoriğin ötesine geçilerek, bu yüzyılda yazılım üzerine inşa edilecek “sert güce” ihtiyaç vardır.
>> Bu madde, emperyalist zorbalığın yeni yüzyılda yazılımlar üzerinden nasıl yeniden üretildiğinin açık bir itirafı. Siyasi müzakereleri ve uluslararası sözleşmeleri bütünüyle işlevsiz ilan ederek, tüm dünyayı hizaya getirecek teknolojik bir şiddet tekeli tek çözüm olarak öne sürülüyor. Asıl hedef, uzlaşma zeminlerini ortadan kaldırıp yerine doğrudan emperyalist tahakkümü yerleştirmek.
(5) Yapay zekâ silahlarının “kaçınılmazlık” yalanı
Palantir: Yapay zekâ silahlarının üretilmesi kaçınılmazdır ve düşmanlarımız bu konuda ahlaki tartışmalarla vakit kaybetmeyeceği için bu silahları onlardan önce bizim üretmemiz gerekir.
>> Otonom ölüm makinelerinin inşası ahlaki ve politik bir tercih olmaktan çıkarılıp, müdahale edilemez “kaçınılmaz” bir mühendislik sürecine indirgeniyor. Dışarıdaki “düşmanların” bu silahları zaten üreteceği argümanı, içerideki her türlü demokratik denetimi ve itirazı “teatral tartışmalar” diyerek aşağılamanın klasik bir kılıfı. “Biz yapmazsak kötü adamlar yapacak” bahanesine sığınılarak teknoloji şirketlerinin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan silah üretmesi meşrulaştırılıyor. Oysa hesap verebilirliğin bütünüyle yok edildiği bir ortamda, silahı kimin ürettiği veya hangi “ulusal güvenlik” yalanıyla savunduğu, hedef alınanlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.
(6) Evrensel askerlik hizmeti
Palantir: Yeni bir savaşa ancak toplumdaki herkesin risk ve maliyeti eşit şekilde paylaştığı zorunlu ve evrensel bir askerlik hizmetiyle girilmelidir.
>> Palantir gibi teknoloji tekelleri savaşın riskinden tamamen uzak durup kârlarını katlarken, toplumun geri kalanını zorunlu olarak savaşa sürüklemeyi teklif etmek açık bir manipülasyon. Buradaki amaç, toplumu askerileştirerek yepyeni savaş teknolojilerine bir meşruiyet kazandırmak.
(7) Siyaseti tartış, ama silahı teslim et
Palantir: Yurtdışındaki askeri operasyonların doğruluğu tartışılabilecek olsa da, cepheye gönderdiğimiz askerlere en iyi silah ve yazılımları sağlama konusunda asla tereddüt edilmemelidir.
>> Bu maddede “cephedeki askeri desteklemek” bahanesinin arkasına saklanılarak topluma açık bir duygusal şantaj yapılıyor. Hedef belirleyen, katliamları otomatize eden ve kitleleri fişleyen devasa yapay zekâ sistemlerini sıradan bir “piyade tüfeğiyle” bir tutarak, ürettikleri teknolojinin kitlesel imha kapasitesini gizliyorlar. Bir yandan emperyalist savaşların politik haklılığının “tartışılabileceği” yanılsamasını yaratırken, diğer yandan o savaşları mümkün kılan teknoloji şirketleri her türlü sorumluluktan muaf tutuluyor. İşgallere ve ölümlerine dijital altyapı sağlayan bir şirketin “biz siyaset yapmıyoruz, sadece askere iyi bir yazılım verdik” diyerek sonuçlardan sıyrılması gibi bir ihtimal söz konusu değil.
(8) Kamu çalışanlarına yönelik eleştiri
Palantir: Kamu çalışanlarına verilen düşük maaşlarla hiçbir özel işletme hayatta kalamayacağından, devlet memurlarını gereğinden fazla yüceltmemeliyiz.
>> Kamu çalışanlarının düşük ücret aldığı tespiti doğru olsa da bu durum kamu hizmetlerini iyileştirmek için kullanılmıyor. Hedef, sağlık, eğitim ve güvenlik gibi temel kamu hizmetlerinin Palantir benzeri devasa bütçeli özel şirketlere devredilmesini meşrulaştırmak.
(9 & 10) Siyasetin psikolojikleştirilmesi ve “müsamaha” talebi
Palantir: Kamuoyuna mal olmuş kişilerin karmaşık yapılarına karşı daha bağışlayıcı olunmalı ve insanların kendi psikolojik ihtiyaçlarını siyaset arenasında tatmin etme çabasından vazgeçilmelidir.
>> Emperyalist saldırılara karşı çıkanların veya ezilen grupların sisteme yönelik haklı itirazları, basit bir “psikolojik tatmin” sorunuymuş gibi küçümseniyor. Silah üreticisi tekellerin işledikleri suçlar veya aldıkları kararlar için toplumdan sürekli “müsamaha” ve “bağışlanma” talep etmesi, hesap vermekten kaçmanın en kibirli yolu.
(11) Düşmanın ölümüne sevinmemek
Palantir: Toplumumuz düşmanların yok edilmesine çok fazla sevinir hâle gelmiştir; oysa rakibin alt edilmesi kutlanacak değil, duraksayıp düşünülecek bir andır.
>> Otomatik hedefleme sistemleri ve “ölüm zinciri” operasyonları tasarlayan bir şirketin böyle bir ahlaki duruş sergilemesi kara mizah gibi. Katliamı soğukkanlı, algoritmik ve tamamen steril bir rutine dönüştürmek, düşmanın ölümüne sevinmekten daha “iyi” bir şey değil.
(12) Yapay zekâ temelli “yeni caydırıcılık çağı”
Palantir: Nükleer silahların getirdiği caydırıcılık çağı sona ererken, yerini yapay zekâ üzerine inşa edilen yeni bir caydırıcılık çağı alıyor.
>> Nükleer silahların caydırıcılığı, güçler arasındaki karşılıklı ve mutlak yıkım tehdidine dayanıyordu. Yapay zekâ ise barışı koruyan bir “caydırıcılık” aracından ziyade emperyalist müdahalelerin maliyetini ve savaş çıkarma eşiğini sürekli düşürerek asimetrik şiddeti kalıcılaştıran bir saldırı zemini sağlıyor.
(13 & 14) Amerikan hegemonyası ve uzun barış efsanesi
Palantir: ABD, ilerici değerleri en çok geliştiren ve fırsat eşitliği sunan ülkedir; Amerikan gücü sayesinde dünyada büyük güçlerin çatışmadığı uzun süreli bir barış yaşanmıştır.
>> Bahsedilen “uzun barış”, bütünüyle “Batı merkezli” sömürgeci bir yanılsama. Asya, Afrika ve Latin Amerika, on yıllardır ABD müdahaleleri, vekâlet operasyonları ve silah ihracatıyla şiddet sarmalına itildi. Bu “barış” masalı, Amerikan hegemonyasının bedelini ödeyen toplumları görünmez kılıyor.
(15) Almanya ve Japonya’nın yeniden silahlanması
Palantir: Savaş sonrası Almanya ve Japonya’nın askerden arındırılması, günümüzde Avrupa ve Asya’daki güç dengelerini tehdit eden bir hata olmuştur ve bu ülkeler yeniden silahlanmalıdır.
>> Bu madde, teknoloji ve silah şirketleri için devasa yeni pazarlar yaratma çağrısından ibaret. Küresel silahlanma yarışını kışkırtmak barışı falan sağlamaz, yalnızca Palantir gibi şirketlerin uluslararası müşteri ağını genişletmeye yarar.
(16) Milyarderlerin “büyük anlatısı”nı alkışlamak
Palantir: Piyasanın çözemediği devasa sorunlara el atan Elon Musk gibi milyarderlerin büyük vizyonları, kültürümüz tarafından küçümsenmek yerine takdir edilmelidir.
>> Toplumun kaderini belirleyecek anlatıların halk tarafından değil, Elon Musk gibi kimseye hesap vermeyen teknoloji oligarkları tarafından yazılması gerektiği savunuluyor. Bu, kararların açıkça teknokrasiye ve sermayeye teslim edilmesidir.
(17) Silikon Vadisi ve şiddet suçları
Palantir: Siyasetçilerin çözüm bulmaktan kaçındığı ve görmezden geldiği şiddet suçlarıyla mücadelede Silikon Vadisi aktif bir rol üstlenmelidir.
>> Bu sözlerin sokaktaki karşılığı “öngörücü polislik” sistemleridir. Suçun sosyo-ekonomik kökenlerini çözmek yerine teknolojik gözetimi artırmak, göçmenlerin ve yoksul mahallelerin algoritmalarla fişlenmesine ve polis şiddetinin kalıcılaşmasına yol açar.
(18 & 19) Kamusal yaşamda ihtiyatın çürütücülüğü
Palantir: Kamusal alandaki acımasız eleştiriler yetenekli insanları devletten uzaklaştırmakta ve teşvik edilen bu aşırı ihtiyatlılık, siyasette risk almayan etkisiz karakterlerin öne çıkmasına neden olmaktadır.
>> Teknoloji seçkinleri, siyasetçilerin kamu denetiminden kurtulup şirketlerle çok daha denetimsiz askeri anlaşmalar yapmasını istiyor. Buradaki “ihtiyatsızlık” övgüsü, aslında devlet gücünün pervasızca kullanılmasının kılıfı.
(20, 21 & 22) Kültürel hiyerarşi ve içi boş çoğulculuk
Palantir: Dini inançlara yönelik hoşgörüsüzlüğe direnilmeli, Batı kültürünün kapsayıcılık adına içi boş bir çoğulculuğa kurban edilmemesi gerektiği ve bazı kültürlerin diğerlerinden açıkça daha ilerici olduğu kabul edilmelidir.
>> Manifestonun en karanlık bölümü. Belirli kültürlerin doğrudan “işlevsiz ve gerici” ilan edilmesi, sömürgeciliğin klasik “medenileştirme misyonu” retoriğinin 21. yüzyıldaki dijital güncellemesidir. Batı kültürünü üstün ilan etmek, üretilen yapay zekâ silahlarının emperyalizmin ve sömürgeciliğin hedefi olan ülkelerde kullanılmasını ahlaken meşrulaştırma çabasından başka bir şey değil.

11 Eylül sonrası istihbarat ağı ve Palantir’in kuruluşu
Palantir’in bugünkü operasyonel kapasitesini ve yukarıda okuduğumuz bu tahakküm manifestosunu hayata geçirecek güce nasıl ulaştığını anlamak için şirketin kuruluş yıllarına, özellikle de 11 Eylül 2001 sonrası sürece bakmak gerekiyor. Şirketin temelleri, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD devleti içinde yükselen güvenlik arayışına dayanıyor. O dönemde CIA, FBI ve NSA gibi istihbarat kurumları devasa veri yığınlarına sahipken tüm bu veriler birbirinden bağımsız sistemlerde tutuluyordu. “Veri siloları” olarak adlandırılan bu kopukluk, istihbaratın anlamlı bir bütüne dönüşmesini ve analiz edilmesini engelliyordu.
Aynı dönemde, Peter Thiel ve ekibinin kurduğu dijital ödeme sistemi PayPal, uluslararası dolandırıcılık ağları nedeniyle büyük maddi kayıplar yaşıyordu. Thiel’in ekibi, şüpheli para transferlerini tespit etmek için insan analistlerin kapasitesini aşan, milyonlarca işlemi anlık tarayan ve anlamsız görünen veri yığınları içindeki olağandışı hareketleri yakalayan bir algoritma geliştirdi. 11 Eylül sonrasında oluşan güvenlik odaklı iklimde Thiel, finansal güvenliği sağlamak için kurdukları bu algoritmik yapıyı doğrudan ulusal güvenlik sistemlerine uyarlamayı teklif etti.
Bu öneriyle 2003 yılında kurulan Palantir, ilk yatırım sermayesini Silikon Vadisi’nin özel yatırımcılarından değil, doğrudan CIA’in girişim sermayesi kolu olan In-Q-Tel’den aldı.[2] Bu finansal başlangıç noktası, şirketin kuruluşundan itibaren askeri ve istihbari bir yapıya sahip olduğunu kanıtlıyordu. Şirket, “Gotham” adını verdiği yazılımla dağınık istihbarat verilerini tek bir ekranda birleştirme işlevini üstlendi. Uydu görüntüleri, telefon dinlemeleri, sınır geçiş kayıtları, banka transferleri, kredi kartı harcamaları ve sahadaki istihbarat görevlilerinin notları aynı dijital platform üzerinde bir araya getirildi. Sisteme bir isim veya telefon numarası girildiğinde, yazılım arama geçmişini, aynı baz istasyonundan sinyal veren diğer cihazları, o kişinin yakın çevresindeki sosyal bağları ve günlük rutinlerini anında bir harita olarak sunabiliyordu.
Palantir, 2000’li yılların ortalarından itibaren ABD’nin Irak ve Afganistan’daki işgal güçleri tarafından doğrudan sahada test edildi. Askerler, yollara döşenen el yapımı patlayıcıların yerlerini tahmin etmek, direnişçi ağlarını haritalandırmak ve yerel hedeflerin günlük seyahat rutinlerini çıkarmak için bu yazılımı kullandı. Şirket, diğer teknoloji firmalarının ofis ortamlarının aksine doğrudan çatışma alanlarında, askerlerin geri bildirimleriyle kod yazarak büyüdü. Bu süreç, istihbarat teknolojilerinin nasıl adım adım toplumların denetim altına alınması için merkezileştirildiğini gösteriyor.
Project Maven ve hedefleme süreçlerinin otomasyonu
Palantir’in veriyi haritalandıran bir platformdan, askeri müdahalelerde hedef belirleyen otomatize edilmiş bir aygıta dönüşmesi “Project Maven” ile ivme kazandı. ABD Savunma Bakanlığı, savaş bölgelerinde aralıksız uçan İnsansız Hava Araçlarından (İHA) gelen devasa görüntü kayıtlarını insan gözüyle incelemenin imkânsız hale geldiğini fark edince bu projeyi başlattı. Pentagon sunucularında biriken binlerce saatlik videoyu anlamlandırmak ve hedef tespitini otomatikleştirmek için yapay zekâ algoritmaları gerekiyordu.
Projeyi ilk olarak Google üstlendi. Ancak Google çalışanlarının, geliştirdikleri teknolojinin askeri bir hedefleme aracına dönüştürülmesine etik gerekçelerle itiraz edip iş bırakma eylemleri örgütlemesi, firmayı projeden çekilmek zorunda bıraktı. Google’ın bıraktığı bu alanı, bünyesinde örgütlü bir itiraz veya direniş barındırmayan Palantir hızla devraldı.
Palantir, Project Maven’ı ordunun operasyon merkezine yerleştirdi. Bu teknolojik adım, askeri terminolojide hedef bulma, doğrulama ve imha etme süreci olarak bilinen döngüyü algoritmaların hesaplamalarına bağladı. İnsan analistlerin günlerce süren incelemeleri yerine, sistem saniyeler içinde komuta merkezine belirli olasılık oranlarıyla raporlar sunmaya başladı. Bir aracın içinde “sivil bir ailenin” mi yoksa silahlı unsurların mı olduğu kararı, piksellerin analizine bırakıldı. İnsan faktörü süreçten tamamen çıkarılmasa da, yalnızca yazılımın işaretlediği hedefin vurulmasını onaylayan bir prosedüre indirgendi. Kararın ahlaki, yasal ve politik sorumluluğu, yazılımın dışarıdan müdahale edilemeyen teknik yapısına devredildi.
Bugün bu süreç, “AIP” (Artificial Intelligence Platform) adıyla çok daha gelişmiş bir şirketler ağıyla ilerliyor. Palantir, hedefleme algoritmasını ve yazılım altyapısını sağlarken, otonom silah üreticisi Anduril gibi şirketler bu verileri kullanarak hedefi imha eden donanımları üretiyor. Sensörlerden gelen veriler, doğrudan insansız hava araçlarının ateşleme mekanizmalarına aktarılıyor.
ABD devlet aygıtı ile bütünleşme: Trump ve Biden dönemleri
Palantir’in ABD devlet aygıtı içindeki entegrasyonu, Donald Trump’ın 2016’da başkan seçilmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikası ve dış politikadaki agresif yaklaşımı, Palantir’in benimsediği “vizyonla” tam bir uyum sağladı. Bu dönemde Palantir, diğer teknoloji şirketlerini Amerikan ordusunu desteklememekle suçlayarak kendisini yegâne “vatansever teknoloji şirketi” olarak markalaştırdı ve bu iklim, şirkete milyarlarca dolarlık Pentagon ihalelerinin kapılarını açtı. Bu ivme, Joe Biden yönetimi altında da hız kesmeden devam etti. Demokrat Parti yönetimi döneminde de Pentagon ile yapılan Palantir sözleşmelerinin artarak sürmesi, teknolojinin militarizasyonunun ABD’de partiler üstü, yapısal bir devlet politikası olduğunu kanıtladı. Trump’ın 2024 seçimlerini kazanarak başladığı ikinci döneminde ise bu entegrasyon çok daha kapsamlı bir devlet-şirket ortaklığına dönüştü. Ordu lojistiğinden sınır güvenliğine ve vergi denetimlerine kadar ABD devletinin işleyişi büyük oranda Palantir platformlarına devredildi.
Bu sürecin asıl boyutu, 2026’nın başlarında yaşanan Anthropic kriziyle net bir şekilde ortaya çıktı. Kendini etik kurallara bağlı yapay zekâ prensipleriyle tanımlayan Anthropic şirketinin “Claude” adlı büyük dil modeli, Pentagon tarafından kısıtlamasız kullanılmak istendi. Anthropic, otonom silah kullanımına dair kısıtlamaları esnetmeyeceğini açıkladığında, Trump yönetimi şirketi federal sözleşmelerden men etti ve Savunma Üretim Yasası’nı devreye sokma tehdidinde bulundu. Ancak Anthropic’in askeri taleplere direndiği yönünde kamuoyunda yaratılan bu “etik” algı gerçekliği karşılamıyordu; zira siyasi irade şirketi kâğıt üzerinde yasaklarken, perde arkasında Anthropic’in Claude modelini Palantir’in askeri altyapısı üzerinden fiilen kullanmaya devam ettiği ortaya çıktı.[3] Devlet mekanizması, teknoloji şirketlerinin kurumsal kısıtlamalarını Palantir’in sunduğu ağlar aracılığıyla baypas etti ve şirketlerin “iyi yapay zekâ” iddiaları emperyalist ihtiyaçlar karşısında tamamen çöktü.[4]
“Göçmen avı”ndan emperyalist saldırılara: Toplumsal alana sızan tahakküm
ABD’de devletin Palantir altyapısı üzerinden yürüttüğü bu faaliyetler, sınır ötesindeki emperyalist savaş laboratuvarlarından taşıp doğrudan gündelik yaşama sızan yıkıcı sonuçlar da üretiyor. Palantir’in kurduğu bu tahakküm ağının somut sonuçlarından bazılarını şu başlıklar altında özetleyebiliriz:
- ICE ve göçmen gözetimi: Şirketin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE) için özel olarak geliştirdiği “Falcon” adlı sistem, ülkedeki belgesiz göçmenleri takip eden kapsamlı bir gözetim ağı işlevi görüyor. Araç plaka verilerinden okul kayıtlarına kadar pek çok bilgiyi birleştiren bu sistem, sosyal eşitsizlikleri matematiksel kurallara dökerek devletin baskı pratiklerini aklıyor.
- Filistin’in test alanına çevrilmesi: İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında ve Gazze’ye yönelik saldırılarında, Palantir destekli askeri teknolojiler aktif şekilde görev alıyor. Şirketin İsrail Savunma Bakanlığı ile kurduğu derin ilişkiler ve veri sözleşmeleri, bölgedeki teknolojik denetimin temelini oluşturarak burayı silah endüstrisi için devasa bir test alanına çeviriyor.
- İran ve koordinasyon süreçleri: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarında, hedef tespiti ve koordinasyon süreçleri Palantir’in altyapısıyla entegre şekilde yürütüldü. İstihbarat ve radar verileri bu platformlarda birleştirilerek, savaş uçakları ve insansız hava araçları algoritmaların ürettiği koordinatlara yönlendirildi.
- Venezuela’da sınır ötesi sabotaj: Benzer şekilde, ABD istihbaratının Venezuela’daki sınır ötesi gizli operasyonlarında da veri analitiğinin, doğrudan bir sabotaj ve yönlendirme aracı olarak Palantir ağları üzerinden kullanıldığı biliniyor.
- NHS ve kamu verisinin gaspı: Askeri alanda palazlanan Palantir, temel kamu hizmetlerine de sızarak Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile halkın en mahrem sağlık kayıtlarını devraldığı bir sözleşme imzalıyor. Bu devasa mahremiyet ihlaline karşı çıkan sağlık çalışanlarına ise yönetim tarafından Palantir’i eleştirmeyi bırakmaları, aksi takdirde işlerini kaybedecekleri tehdidi savruluyor.
Üretici Güçlerden İmha Makinesine
Tüm bu yaşananlar, teknolojinin kullanımı üzerine yapılan genel tartışmaların ötesine geçiyor. Temel mesele yapay zekânın salt “kötüye kullanımı” değil, teknolojik birikimin doğrudan ABD’nin emperyalist çıkarları ve yeni sömürgecilik pratikleriyle bütünleşerek başlı başına bir şiddet aygıtına dönüşmesi. Karl Marx ve Friedrich Engels’in “üretici güçlerin yıkıcı güçlere dönüşmesi” tespiti, Palantir’in iş modelinde kusursuz bir somutluk kazanıyor. İnsanlığın kolektif emeğiyle gelişen veri analiz kapasitesi, doğrudan Amerikan hegemonyasını korumaya ve hedef üretmeye ayarlı bir tahakküm silahı olarak yeniden kurgulanıyor.
Sistemin asıl “karanlık” yönü ise Palantir’in kendi sınırlarını aşarak tüm teknoloji şirketlerini yutan devasa bir askeri entegrasyon ağı kurması. Kurumsal kısıtlamalara sığınan veya kendini “etik” prensiplerle pazarlayan ticari yapay zekâ modelleri bile, Palantir’in kurduğu altyapı üzerinden sınır ötesi askeri operasyonlara anında entegre ediliyor. Şirket, yenilikçi dil modellerini ve algoritmaları ABD’nin “ölüm zincirine” bağlayarak hızla asimile eden devasa bir karadelik işlevi görüyor.
Palantir’in manifestosunda açıkça talep ettiği “sert güç”, sistemin bir sapması veya hatası değil, inşa edilmek istenen düzenin bizzat kendisi. Palantir, devletlere sadece teknik bir yazılım sağlamakla kalmıyor, dünyaya tamamen militarist ve emperyalist bir perspektiften bakan kendi analitik mantığını dayatıyor. Bu hegemonya sürdüğü müddetçe teknoloji tekelleri, siyasetin edilgen birer aracı değil, ABD’nin küresel baskı ve imha politikalarının doğrudan kurucusu olmaya devam edecek.
Dipnotlar:
[1] Alberto Toscano, “Built to Dominate” In These Times, 4 Temmuz 2025. https://inthesetimes.com/article/palantir-designs-infrastructure-of-repression
[2] Erik German, “Meet the CIA-backed venture fund behind Palantir, Anduril—and a spy tool that might be on your phone”, Fortune, 29 Temmuz 2025. https://fortune.com/2025/07/29/in-q-tel-cia-venture-capital-palantir-anduril/
[3] “US used Anthropic’s Claude during the Venezuela raid, WSJ reports”, Reuters, 14 Şubat 2026. https://www.reuters.com/world/americas/us-used-anthropics-claude-during-the-venezuela-raid-wsj-reports-2026-02-13/ “US uses Anthropic AI, B-2 bombers and suicide drones in Iran strikes”, Reuters, 1 Mart 2026. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/us-deploys-suicide-drones-tomahawk-missiles-iran-strikes-2026-03-01/
[4] Bkz. Diyar Saraçoğlu, “İyi Yapay Zekâ Yoktur Söyle Onlara”, bianet, 5 Mart 2026. https://bianet.org/yazi/iyi-yapay-zeka-yoktur-soyle-onlara-317352
(DS/VC)










