Yapay Zekânın Politik İnşası dosyasının bu yeni bölümünde Diyar Saraçoğlu, İtalyan kültür eleştirmeni, sosyal teorisyen, felsefeci ve çevirmen Alberto Toscano’nun In These Times’ta yayımlanan “Built to Dominate” başlıklı yazısını Türkçeye çevirdi. Toscano’nun Haziran 2025’te kaleme aldığı bu metin, aradan geçen sürede yaşananları hesaba kattığımızda bugün çok daha yakıcı bir anlam taşıyor. Trump’ın ikinci döneminin ilk aylarında yazılan analiz, Palantir’in sadece bir veri analiz şirketi değil, Silikon Vadisi’nin “tekno-milliyetçi kanadı” ile devlet aygıtı arasındaki o karanlık evliliğin “ontolojik katmanı” olduğunu ilan ediyordu.
Toscano’nun o gün dikkat çektiği tahakküm kurma arzusu, bugün artık sınır dışı etme operasyonlarından savaş bölgelerine kadar her alanda işleyen somut bir imha makinesine iyice dönüşmüş durumda. Sermaye ile militarizmin kurduğu bu yeni dijital altyapıyı deşifre eden metin, emperyalizmin güncel işleyişini anlamak için temel bir kaynak olmaya devam ediyor.

Yapay Zekânın Politik İnşası
Bu nisan ayında [yazar 2025’ten söz ediyor] seçkin ABD üniversite kampüslerinde yeni bir işe alım kampanyası baş gösterdi. Cornell ve UPenn gibi okullarda, simsiyah bir arka plana sahip otobüs durağı afişleri, çoğu teknoloji şirketinin “ne inşa edilmesi gerektiğine” karar verirken “ulusal amacı” göz ardı ettiğini iddia etmeden önce, uğursuz bir uyarıda bulunuyordu: “Batı için hesaplaşma vakti geldi.”
Buna karşılık, afişlerin arkasındaki veri analizi savunma yüklenicisi Palantir, yalnızca “Amerika’nın geleceğini güvence altına almak” için değil, “tahakküm kurmak” için de teknoloji ürünleri geliştirdiğini ilan etti.
Reklamların üstü kapalı mesajı, kurucu Peter Thiel ve CEO Alex Karp da dahil olmak üzere Palantir yönetiminin, Silikon Vadisi’nin asıl görevinin ABD ve Batı askeri üstünlüğünü pekiştirmek olduğuna dair inancını yansıtıyor. Bu, devlet, mühendislik ve sermayenin Soğuk Savaş dönemindeki kaynaşmasına duyulan gerici bir nostalji.
Teknoloji milliyetçiliğinin bu versiyonunda Amerika’yı yeniden harika yapmak; hiç şüphesiz yabancı düşmanlara karşı olduğu kadar, “woke sermayeye”, efemine tüketime ve sosyal adalet ile çeşitliliğe adanmış bir üniversite sistemine karşı da bir tahakküm kurma dürtüsü anlamına geliyor. (Palantir’in afişleri, yetenekli lise öğrencilerini yükseköğretimin “beyin yıkamasından” kaçınıp dört aylık bir Palantir bursunu tercih etmeye teşvik eden yeni bir girişimle eşzamanlı olarak yayımlandı.)
Palantir’in bir işe alım furyası başlatmak için haklı nedenleri var. Eleştirmenler, Trump yönetiminin gümrük vergisi açıklamalarının ardından şirket hisseleri kısa süreliğine çakıldığında zil takıp oynasa da, hisseler o zamandan beri Kasım ayındaki başkanlık seçimlerindeki değerinin üç katına çıktı. Üstelik şirketin ulusal güvenlik personeli arasında üst düzey bağlantılar kurma becerisi, Başkan Donald Trump’ın giderek hızlanan otoriterliğiyle bağlantılı bol kazançlı devlet ihalelerini kapmasını sağladı.
Palantir hâlihazırda Trump’ın “Altın Kubbe”sini (İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sisteminin ABD versiyonu) inşa etmeye başlamak için Elon Musk’ın SpaceX’i ve yapay zekâ ile robotik yüklenicisi Anduril ile ortaklık kurdu. Ayrıca İç Güvenlik Bakanlığı’nın, sınır dışı edilecek belgesiz vergi mükelleflerini bulmak amacıyla IRS (ABD Milli Gelirler İdaresi) verilerini taramasına olanak tanıyacak bir uygulama programlama arayüzü (API) oluşturmak üzere Musk’ın Hükümet Verimliliği Bakanlığı ile birlikte çalışıyor.
Nisan ayında, askeriye, polis ve sınır güvenlik birimleriyle uzun süredir ortaklıklar yürüten Palantir; hükümetin izlemek, gözaltına almak ve sınır dışı etmek istediği göçmenler hakkında son derece ayrıntılı bilgiler sağlayan distopik “Göçmenlik Yaşam Döngüsü İşletim Sistemi”ni geliştirmek için ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) ile 29,8 milyon dolarlık bir sözleşme kazandı. Dahası şirket, göz rengi ve dövmelerden iş adresi ve Sosyal Güvenlik numarasına kadar yüzlerce veri kategorisinde hedef “kitleleri” daha iyi izleyebilmek için ICE’ın Soruşturma Vaka Yönetim sistemini baştan aşağı yenilemeye hazırlanıyor. Şirketin Trump’ın baskıcı ajandasını ilerleten çalışmalarından telaşlanan bazı eski çalışanlar, kısa süre önce “Shire Temizliği” başlıklı bir açık mektup yayımlayarak Palantir’in –ve daha geniş anlamda Büyük Teknoloji şirketlerinin– “oligarkların önderlik ettiği bir ‘devrim’ kisvesi altında otoriterliği normalleştirdiği” uyarısında bulundu.[1]
Palantir’in faşist Ar-Ge çalışmaları ABD sınırlarında bitmiyor; şirket ve Karp, Gazze’de soykırım gerçekleştiren İsrail’e verdikleri ideolojik ve maddi desteği göğüslerini gere gere duyuruyorlar. Ocak 2024’te Tel Aviv’de yapılan olağanüstü bir yönetim kurulu toplantısında şirket, iddiaya göre savaş bölgesinde gerçek zamanlı karar almak için yapay zekâ sohbet botlarını kullanan Yapay Zekâ Platformu’nun da aralarında olabileceği savaş teknolojilerini sağladığı İsrail Savunma Bakanlığı ile olan stratejik ortaklığını öve öve bitiremedi. Palantir yönetimi, Batı üstünlüğü anlayışlarının içerideki aşırı sağcı milliyetçilik kadar, yurtdışında da Siyonizmin tavizsiz savunulması anlamına geldiğini açıkça ortaya koydu.
Tüm bunlar ışığında Palantir, Musk’ın Nazi selamlarından, magazin malzemesi olan üreme (pronatalizm) teşviklerinden ve “karanlık MAGA” trollerinden çok daha fazla, teknoloji endüstrisinin otoriter milliyetçiliği kucaklayışının simgesi hâline geldi.[2] Teknoloji akademisyeni Jathan Sadowski’nin yazdığı gibi: “Palantir’in amacı, kuruluşundan bu yana, faşizmin ‘ontolojik katmanını’ sağlamak; yani onun ideolojik hedeflerine maddi bir gerçeklik kazandırmaya yardımcı olmak olmuştur.”
Başka bir deyişle Palantir, kitlesel sınır dışı etmeleri kolaylaştıran yazılımlardan sömürgeleştirilmiş insanlara karşı yürütülen savaşlarda kullanılan yapay zekâya kadar, günümüz otoriterliğinin dayandığı devlet şiddetinin ve denetiminin çoklu biçimleri için dijital bir altyapı inşa ediyor.
Trump’ın göreve gelmesinden bir aydan kısa bir süre sonra Karp, yeni muhafazakâr bir bildiri ile şirket broşürünün tuhaf ve uzun uzadıya yazılmış bir karışımı olan Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı’nın Geleceği adlı yeni kitabını yayımladı. Kitabın özünde, bilindik sağcı sızlanmaların teknoloji dünyasına uyarlanmış hâli yatıyor: “Woke” liberal seçkinlerin, protestocu öğrencilerin ve hatta Edward Said gibi akademisyenlerin, tam da yapay zekâ devrimi ve yükselen Çin hegemonyasıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde Batı’yı “iğdiş ettiği” ve teknolojik dinamizmini tükettiği iddiası. Ancak tüm bu basmakalıp kültür savaşı retoriğinin arkasında, Karp’ın #NoTechForIce veya Teknoloji İşçileri Koalisyonu gibi kampanyalar aracılığıyla faşizmin araç kutusunu inşa etme projesine direnen teknoloji işçilerinin örgütlü direnişine duyduğu öfkeyi sezmek hiç de zor değil. Burada, ideolojiyi bir satış konuşmasından ayırt etmek imkânsız.
Palantir yalnızca göçmen, yapay zekâ veya İHA sürüleriyle yapılacak yaklaşan savaş korkularının devletin kesesinin ağzını açmasını sağlamasından kâr elde etmiyor, aynı zamanda veri analizi ile devlet şiddetini kaynaştırmayı vaat eden distopik iş modelinin yarattığı salt abartıdan da kazanç sağlıyor. Şirketin piyasa değeri geçtiğimiz yıl içinde beş kattan fazla artarak (şu anda 290 milyar doları aşmış durumda) gelirindeki büyümeyi fersah fersah geride bıraktı. Bu uçurum, Palantir’in ABD üstünlüğü ile Çin tahakkümü arasında bir yazı tura atışı olarak yansıttığı geleceğe dair spekülasyonlarla dolduruluyor.
Karp’ın Batı’daki “inanç” krizine dair onca şikâyetinin arkasında, aslında bizden inanmamızı istediği şey; ırkçılık, baskı ve savaş gibi çok eski işler için yepyeni, parıltılı bir arayüz sunan Palantir’in ta kendisidir.
Dipnotlar:
[1] “Shire Temizliği” (The Scouring of the Shire), J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisinin sondan bir önceki bölümünün adı. Bu bölümde Hobbitler memleketlerine döndüklerinde, barışçıl yurtları Shire’ın otoriter bir güç (Saruman) tarafından zorbalıkla ele geçirildiğini, tahrip edildiğini görürler. Bilindiği üzere şirketin adı olan “Palantir” de aynı evrendeki meşhur “gören taşlar”dan (bir tür küresel gözetim/istihbarat aracı) geliyor. Eski çalışanlar bu mektup başlığıyla hem şirket isminin kaynağına zekice bir gönderme yapmakta hem de teknoloji oligarklarının dünyayı, tıpkı Shire’ın yozlaştırılması gibi otoriter bir distopyaya sürüklediğini vurgulamak istiyorlar (ç.n.).
[2] “Karanlık MAGA” (Dark MAGA), Donald Trump’ın “Amerika'yı Yeniden Harika Yap” (Make America Great Again - MAGA) hareketinin internette ortaya çıkan daha radikal, distopik ve intikamcı bir alt kültürünü ifade eder. Aşırı sağcı internet trolleri tarafından benimsenen bu estetikte, Trump ve destekçileri genellikle intikam peşinde koşan, “kırmızı lazer gözlü” ve otoriter figürler olarak resmedilir. Elon Musk’ın da seçim kampanyası sürecinde bu kitleyle etkileşime girmesi ve siyah renkli, gotik fontlu bir “MAGA” şapkası takarak mitinglere katılması büyük tartışma yaratmıştı. Yazar bu ifadeyle, faşizmin internetteki bu gayriciddi görünen troll kültüründen çıkıp şirketler eliyle nasıl gerçek bir altyapıya dönüştüğünü vurgulamak istiyor (ç.n.).
(DS/VC)












