Yapay Zekânın Politik İnşası dosyamızın bu bölümünde, Lucas Aerospace işçilerinin yarım asır önceki deneyimine odaklanıyoruz. 1976’da Lucas Aerospace işçileri, şirket yönetiminin dayattığı işten çıkarmalara karşı yalnızca direnmekle yetinmedi; üretimin yönüne dair bir hak iddiasıyla “toplumsal olarak faydalı üretim” ekseninde kendi alternatif planını yazdı. Tıbbi ekipmandan ulaşıma, enerji tasarrufundan uzaktan müdahale düzeneklerine uzanan “Lucas Planı”, savaş ekonomisinin “zorunlu” diye dayattığı önceliklere karşı işçi bilgisini ortak bir sanayi hafızasına çeviren ve planlama hakkını yeniden tartışmaya açan bir işçi soruşturmasıydı. Planın 50. yılında, teknoloji şirketlerinin emperyalist odaklarla kurduğu çıkar ortaklıkları “yapay zekâ” ve bağlantılı teknolojileri bir denetim ve savaş aygıtı olarak geliştirip kullanırken, Lucas deneyimi hâlâ yakıcı bir soruyu önümüze koyuyor: Teknolojinin ve üretimin yönünü kim belirleyecek?

Yapay Zekânın Politik İnşası
1960’larda sivil havacılığın büyümesi ve silahlanma yarışının beslediği askerî tedarik ağı, Birleşik Krallık’ta havacılık sanayiini yüksek hassasiyetli alt bileşen üretimine daha da bağımlı hâle getirir. Lucas Aerospace bu dönemde Lucas Industries grubuna bağlı, uçak ve motor üreticilerine kritik bileşen sağlayan büyük bir tedarikçidir. Uçuş kontrol ekipmanları, itki ters çevirici sistemleri, yakıt kontrol ve yakıt ölçüm birimleri ile çeşitli yardımcı motor sistemleri şirketin üretim omurgasını oluşturur; kumanda yüzeylerini hareket ettiren aktüatörler de bu omurganın merkezindeki önemli parçalardan biridir.
Bu üretim, Lucas’ı büyük programların içinde görünmeyen ama kritik bir halka hâline getirir. Şirket, Lockheed ve Airbus gibi üreticilerin çeşitli uçak programları için yakıt ekipmanı ve kumanda sistemleri üretir; aynı zamanda askerî projelerde de önemli sözleşmeler üstlenir. Şirkette çalışan kişi sayısı 1970’lerin ilk yarısında on sekiz bin kişi düzeyindedir.[1]
1970’lerin başında Lucas şirketinin farklı tesislerinde seçilen işyeri temsilcileri, şirket çapında ortak bir koordinasyon mekanizması kurarak “Lucas Aerospace Birleşik İşyeri Temsilcileri Komitesi” adı altında örgütlenir.[2] Bu komite, Lucas’ın çok tesisli yapısının toplu pazarlığı bölerek işçileri zayıflatmasına karşı geliştirilmiş bir yanıttır. Amaç, ücret, emeklilik, kadro planlaması ve çalışma koşulları gibi konularda her fabrikanın ayrı ayrı baskı altına alınmasını engellemektir. Komite, her tesisten aldığı yetkiyle kararları ortaklaşa tartışarak alır ve bunları tekrar işyerlerine taşıyıp uygular. Böylece Lucas işçilerinin elindeki üretim bilgisi, tek tek ustaların elinde dağınık hâlde kalan parçalar olmaktan çıkar; ortak bir sanayi hafızasına ve birleşik bir pazarlık gücüne dönüşür.

Bu birleşik yapı, daha ilk yıllarında kriz koşullarının basıncıyla karşılaşır. 1973’te patlak veren petrol krizinin hızlandırdığı ekonomik daralma, 1974’e gelindiğinde sanayideki yeniden yapılanmayı sertleştirir. Lucas gibi çok tesisli tedarik şirketlerinde bu, “rasyonelleştirme” diliyle konuşulan somut bir tehdit demektir: işten çıkarma, bölüm kapatma ve bazı işlerin yurt dışına kaydırılması. Lucas yönetimi de tam bu hatta ilerler.
Komite açısından mesele burada düğümlenir. Bir yandan çok tesisli yapının parçalayarak zayıflattığı pazarlık gücünü birleştirmeye çalışırlar; öte yandan karşılarındaki karar, tek tek işyerlerinde çözülebilecek bir “ücret pazarlığı” olmaktan çıkar, şirketin stratejisi ve devletin sanayi politikasıyla doğrudan bağlantılanır. Bu yüzden komite, sürecin yalnızca toplu pazarlıkla durdurulamayacağını görerek mücadeleyi fabrikanın dışına taşır ve hükümetin sanayi politikasına doğrudan müdahil olmaya karar verir.
Bu hamlenin zemini de 1974’te Britanya siyasetindeki değişimle oluşur. Harold Wilson liderliğindeki İşçi Partisi iktidara gelir; sanayide kamu müdahalesini artırmayı ve yeniden yapılandırmayı devlet eliyle yönetmeyi hedefleyen bir çizgi kurar. Tony Benn’in Sanayi Bakanı olarak atanması, komitenin gözünde bu kanalı daha anlamlı kılar: Benn katılımcı demokrasi ve kamulaştırma fikrini savunan, işçi denetimini siyasi gündeme taşıyan dönemin en etkili isimlerinden biridir.[3]

Kasım 1974’te komiteden 34 kişilik bir işyeri temsilcileri heyeti Sanayi Bakanlığı’nda Benn ile görüşür. Heyetin hedefi, Lucas’ın geleceğini havacılık sanayisinin kamulaştırılması tartışmalarına dâhil ettirmek ve böylece yönetimin “rasyonelleştirme” planlarına karşı siyasî bir basınç hattı kurmaktır. Benn bu talebi kendi yetkisiyle doğrudan karşılayamayacağını belirtir; ancak komiteye Lucas’ın geleceğine dair alternatif bir şirket stratejisi hazırlamalarını önerir.
Lucas Planı ve “toplumsal olarak faydalı üretim”
Komite, Benn’in “alternatif şirket stratejisi” önerisini yalnızca işten çıkarmalara karşı bir savunma hamlesi olarak değil, üretimin yönüne dair bir hak iddiası olarak ele alır. Bu nedenle alternatif üretim planını, üretimde söz sahibi olmayı da içeren “toplumsal olarak faydalı üretim” (socially useful production) ekseninde kurmaya karar verir. Amaç, Lucas’ta ağırlıkla askerî/savunma tedarikine bağlı işleyen mevcut üretim hattını, toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden düzenlemektir. “Piyasa yok” gerekçesiyle dayatılan işten çıkarmaları kabullenmek yerine, işçilerin teknik bilgi ve becerisini sağlık, ulaşım, enerji verimliliği ve engellilik destekleri gibi alanlara aktaracak somut bir üretim planı ortaya koymak hedeflenir.
Komite, bu stratejinin yalnızca fabrikanın içinde kurulamayacağını baştan görür. Toplumsal ihtiyaç, işyerinin duvarları içinde kendiliğinden görünür olmaz; hele ki 1970’lerin ortasında enflasyon, durgunluk ve işsizlik aynı anda tırmanırken, kamu bütçesinin önemli bir kısmı silah siparişlerine kilitlenmişken. Bu yüzden ilk adım olarak bakışını dışarıya çevirir. Sendikalara, araştırma kurumlarına, meslek örgütlerine, tüketici ve engelli derneklerine, sağlık çalışanlarına ve yerel yönetimlere mektuplar gönderilir. Soru açıktır: Hangi ürünler acildir, bu ihtiyaçlar hangi koşullarda karşılanamıyor ve Lucas’taki üretim kapasitesi -makineler, atölyeler, beceriler- bu alanlara nasıl yöneltilebilir? Yaklaşık 180 kuruma giden yazılara karşılık olarak yalnızca üç yanıt gelir.[4]

Bu sınırlı geri dönüş, komiteyi planı içerideki kolektif bilgiye daha doğrudan dayandırmaya yöneltir. Bunun için tesislerde soru formları dolaşıma girer; atölye toplantılarıyla farklı işler, farklı sendikalar ve farklı kadrolar aynı tartışma hattında buluşturulur. Sorular, soyut bir “fikir toplama” çağrısı değil, somut bir kapasite yoklamasıdır: İşgücünün sayısı ve beceri dağılımı, özel beceriler, mevcut tezgâhlar ve üretim ekipmanı, o an üretilenler, daha önce üretilmiş olanlar, geliştirme aşamasındaki ürünler, taşeron iş yükü ve özellikle uçak işi dışında hangi yeni ve toplumsal olarak faydalı ürünlerin üretime çevrilebileceği tek tek sorulur.[5] Aynı form, “nasıl üretelim” sorusunu da işin içine alır; fabrikanın işgücü tarafından nasıl işletilebileceği, ortak temsilci komiteleri ve yerel kurumsal planlama mekanizmaları gibi başlıklar da bu soruşturmanın parçası hâline gelir. Böylece süreç, yalnızca “ne üretelim” sorusuna değil, ürün seçimini ve üretimin nasıl kurulacağını birlikte tartışmaya yaslanan bir işçi soruşturmasına dönüşür.

Ortaya çıkan malzeme, geri dönüşleri sayan bir anket çıktısı değil; işyeri ölçeğinde toplanmış teknik envanterin toplumsal ihtiyaç fikriyle yeniden bağlandığı bir kolektif planlama denemesidir. Yaklaşık bir yıllık derleme sonunda 150’yi aşan ürün fikri birikir. Bu birikim Ocak 1976’da, bugün kısaca “Lucas Planı” diye anılan “Durgunluk ve İşten Çıkarmalara Karşı Olumlu Bir Alternatif Olarak Bir Acil Durum Stratejisi” başlıklı dosyada bir araya getirilir; dosya şirket yönetimine sunulur ve kamuoyuna duyurulur. Metin yalnızca yönetimle pazarlık yürütmek için değil, kamuoyunu ve muhatap kurumları harekete geçirmek için de kurgulanmıştır. Giriş ve özet bölümleri “işten çıkarmalar kaçınılmaz” iddiasına karşı siyasî bir karşı anlatı kurar; teknik bölümler ise Lucas’taki somut teknolojilerin ve işçilerin pratik bilgisinin hangi toplumsal alanlara çevrilebileceğini tek tek tarif eder.
Komite, bu önerileri altı ana başlık altında toplar: tıbbi ekipman ve sağlık teknolojileri; ulaşım araçları; geliştirilmiş fren sistemleri; enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji; denizcilik ve okyanus teknolojileri; “telechiric machines” olarak geçen uzaktan müdahale düzenekleri. Bu başlıklar rastgele seçilmez. Bir yanda savaş ekonomisinin “zorunlu” diye dayattığı öncelikler vardır; öte yanda Ulusal Sağlık Sistemi’nin ekipman ihtiyacından kentsel ulaşımın güvenliğine, petrol şokunun ardından enerji tasarrufu arayışlarından deniz ve iş güvenliğine uzanan kamusal açıklar. Lucas atölyelerindeki hassas imalat, hidrolik ve pnömatik sistemler ile kontrol ve test altyapısı, tam da bu alanlara aktarılabilecek türden birikimlerdir. Plan, bu teknik kapasiteyi askerî sözleşmelerin dar çerçevesinden çıkarıp toplumsal faydaya bağlamayı hedefler; rüzgâr türbinleri ve güneş enerjisi uygulamaları gibi öneriler de bu hattın parçasıdır. Bu çerçevede, ürünler altı kategori altında sıralanır:
1) Tıbbi ekipman ve sağlık teknolojileri
Sağlık başlığı, planın en doğrudan ihtiyaç vurgusu yapan hatlarından biridir. Komite, Acton’daki GE Bradley’s tesisinde sınırlı ölçekte üretilen böbrek diyaliz makinelerinin üretimini yaklaşık yüzde 40 artırmayı hedefe bağlar. Bu öneri, piyasaya yeni bir ürün sunma hamlesi gibi değil, sağlık sistemindeki açıkla ilişkilendirilir. Diyaliz cihazı yetersizliği nedeniyle hastaların hayatını kaybetmesi, üretim kapasitesi varken bu kapasitenin askerî sözleşmelere kilitlenmesiyle açıklanamaz bir toplumsal sonuç olarak tarif edilir.
Diyalizle birlikte ikinci bir çizgi açılır: taşınabilir diyaliz makinesi. Bu fikir evde kullanımın yanı sıra fabrikalar ve sıcak iklimli ülkelerdeki sahra koşulları için de düşünülür. Böylece tıbbi cihaz yalnız hastane ölçeğine sıkıştırılmaz; bakımın mekânını genişleten bir tasarım alanı olarak ele alınır. Aynı başlık altında ambulanslar için geliştirilmiş yaşam destek sistemi de yer alır. Burada plan, yalnızca ihtiyaç saymakla kalmaz; görece basit bir ısı değiştirici ve pompalama düzeniyle prototipin hızlı üretilebileceğini, maliyetin düşürülebileceğini ve ambulans hizmetinin daha güvenli hâle getirilebileceğini teknik olarak tarif eder.
Sağlık bölümünün üçüncü odağı, engellilik ile tasarımın kesişiminde kurulur. Plan, Sağlık Bakanlığı ile bağlantılı Engelliler için Tasarım Birimi üzerinden iki somut ürün hattı tarif eder. İlki yapay uzuvların kontrol sistemleridir; Lucas’taki kontrol mühendisliği birikiminin protezlere uygulanmasıyla daha hassas ve kullanıcıya uyarlanabilir bir kontrol hedeflenir. İkincisi görme engelliler için “görme ikame” yardımcılarıdır; havacılıkta biriken yön bulma, ölçüm ve kontrol bilgisinin gündelik yaşamda yön bulma ve çevre algısı için uyarlanabileceği belirtilir.
Bu çerçeve, bakım ve hareketlilik tarafında daha da somutlanır. Spina bifidalı çocuklar için geliştirilen Hobcart, planın özellikle sahiplendiği örneklerden biridir. Wolverhampton’daki bir çırak, çocuğun bedenine göre kalıplanmış bir arkalıkla daha güvenli ve bağımsız hareket etmeyi mümkün kılan bir araç tasarlar. Yönetim bu fikri “ürün yelpazesine uymuyor” diyerek geliştirmeye yanaşmaz. Plan, bu örneği bir başarı hikâyesi gibi parlatmak için değil, şu gerilimi görünür kılmak için öne çıkarır: Fabrika içindeki bilgi ve beceri, kamusal bir ihtiyaca cevap veren tasarıma dönüşebilir; dönüşüp dönüşmeyeceğine şirketin kâr ve sözleşme öncelikleri karar verdiğinde bu kapasite sistematik biçimde boşa düşer.
2) Ulaşım araçları
Ulaşım başlığında iki ana öneri öne çıkar. İlki, karayolu ile ray üzerinde ilerleyebilen hafif bir araç fikridir. Plan bu aracı tekil bir tasarım merakı olarak kurmaz; ray altyapısının parçalandığı, hatların kapatıldığı ve kırsalın ulaşımının zayıflatıldığı koşullarda düşük altyapı maliyetiyle kamusal taşımayı yeniden örgütlemenin bir yolu olarak ele alır. Bu yüzden öneri, aracın ray hattına kendiliğinden oturmasını beklemez; geçiş ve yönlendirme problemine doğrudan mühendislik cevabı üretir. Rayda stabil kalmak için rayla temas eden küçük bir kılavuz tekerlek ve bu tekerleğin hareketini direksiyona bağlayan servo destekli bir düzen önerilir.
Bu fikir metinde kalmaz; yol ve ray üzerinde gidebilen araç daha sonra “yol-ray otobüsü” (road-rail bus/vehicle) diye anılan bir prototipte somutlanır ve ülke içinde tanıtım amaçlı dolaştırılır. Prototipin dolaşıma sokulması, alternatif üretimin yalnız teknik olarak mümkün olduğunu değil, kamu kurumları ve yerel taşıma idareleriyle ilişki kurularak bir kamu hizmeti çözümü olarak tartışılabileceğini göstermeyi hedefler. Buna ek olarak demiryolu makas düzeneklerini iyileştirme ve hemzemin geçit bariyerlerini daha güvenli hâle getirme gibi önerilerin bulunması da tesadüf değildir; plan araç ile altyapı güvenliğini aynı paket içinde düşünür.

İkinci odak hibrit güç sistemi önerileridir. Plan hibriti yalnız motor teknolojisi düzeyinde ele almaz; yakıt tüketimi ve egzoz kirliliği, bakım onarımın nitelikli bir iş olarak korunması ve kamu alımıyla hızla yaygınlaştırılabilme gibi başlıkları tek bir çerçeveye yerleştirir. Bu hatta en somut önerilerden biri “hibrit güç paketi”dir. Aracı hareket ettiren ana güç yine elektrik motorundan gelir, fakat elektriği yalnızca batarya sağlamaz. Bataryanın yanında bir veya birkaç küçük motor jeneratör üzerinden elektrik üretir; üretilen elektrik doğrudan elektrik motorunu besler ve bataryayı da destekler. Böylece batarya tek başına her şeyi taşıyan parça olmaktan çıkar; aktarma organları sadeleşir, şehir içindeki dur-kalk kullanımlarda verim ve performans artar.
Metin, yalnız batarya ile çalışan taşıtların o dönemde denenmeye başlandığını not eder; fakat menzil, batarya ağırlığı ve performans sorunlarının pratikte ciddi sınırlara dönüştüğünü de açıkça yazar. Hibrit mimari bu sınırlılıklara karşı bir geçiş yolu olarak düşünülür. Plan, doğru tasarımla yakıt tüketiminde ve kirletici emisyonlarda çok büyük düşüşlerin mümkün olduğunu kendi teknik hesaplarıyla tartışır. Elektrikli tahrik ve hibrit mimarinin 1970’lerin ortasında, bugünkü yaygınlaşmadan çok önce, toplu taşımaya ve kamusal filolara bağlanarak düşünülmesi önemlidir. Burada amaç yeni bir pazar alanı açmak değil, ulaşım teknolojisinin yönünü kamu yararı, planlama ve kamu alımı üzerinden tartışmaya açmaktır.
*“Lucas Aerospace İşçi Temsilcileri Alternatif Kurumsal Planının Hikâyesi” belgeseli:
3) Geliştirilmiş fren sistemleri
Fren sistemleri başlığı, Lucas’ın havacılık ve askerî üretimde biriken yüksek hassasiyetli imalat ve test kapasitesini doğrudan gündelik can güvenliği alanına çevirmeyi hedefler. Komite bu başlığı ek ürün gibi görmez; burada tartışılan şey ayrı bir mühendislik alanıdır. Ağır araçlarda güvenliği artıracak, bakım yükünü azaltacak ve kazaya giden risk zincirini kıracak bir frenleme altyapısı kurmak amaçlanır.
Bu kategori içinde “hız kesici” (retarder) tipi yardımcı fren sistemleri öne çıkar. Hız kesici, kamyon ve otobüslerde ana fren sisteminin yükünü paylaşan bir yardımcı frenleme düzenidir. Özellikle uzun inişlerde veya ağır yük altında ana frenlerin aşırı ısınması fren performansını düşürür ve kazaya açık bir durum yaratır. Plan, bu riski azaltmak için kamyon ve otobüsler için hız kesici geliştirilmesini somut bir öneri olarak yazar. Burada kritik olan, frenleme meselesinin askerî tedarikin dar güvenlik anlayışından çıkarılıp kamusal taşımada can güvenliğiyle ilişkilendirilmesidir.
4) Enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji
Enerji başlığı, planın en geniş öneri kümelerinden biridir. Isı pompaları, güneş enerjisi uygulamaları, rüzgâr türbinleri, güneş hücreleri ve yakıt pili gibi alanlar aynı çerçevede ele alınır. Isı pompası önerisi özellikle somut kurulur; sistemin çevreden aldığı ısıyı içeri taşıdığı, uygun koşullarda harcadığı elektriğe kıyasla yüksek ısı çıktısı üretebildiği anlatılır. Bu nedenle teknoloji, yerel yönetimler ve kamusal konut programları için ölçeklenebilir bir seçenek olarak düşünülür.
Güneş ve rüzgâr önerileri de benzer bir mantıkla kurulur. Plan, Lucas’ın kontrol, anahtarlama, akışkan kontrolü ve hassas mekanik üretim birikimini yenilenebilir enerji altyapısına bağlar. Bu öneriler tek tek cihazlar olarak değil, kamu alımı, kamu yatırımı ve istihdam politikalarıyla birlikte düşünülmeye açıktır. Sosyal konut yerleşimleri için birleşik ısı ve güç gibi çözümler, enerji önerilerinin kamusal planlama gündemine oturabileceğini gösteren örnekler arasında yer alır. Bazı önerilerin ayrıntılı araştırma ve geliştirme düzeyine taşındığına ilişkin anlatımlarda güneşle ısıtma panelleri doğrudan örnek olarak geçer.
5) Denizcilik ve okyanus teknolojileri
Komite, denizcilik ve okyanus teknolojilerini ayrı bir başlık olarak tanımlar. Buradaki temel fikir, denizaltı bakım ve enerji altyapısı gibi alanlarda riskli ve maliyetli işlerin daha güvenli biçimde yapılabilmesidir. 1970’lerin enerji krizinin de etkisiyle deniz altı altyapısı -özellikle Kuzey Denizi’nde- hızla genişlerken, bakım ve işletme işleri hem tehlikeli hem de pahalı koşullar içinde yürütülür. Plan, bu alanı bir “yeni pazar” olarak değil, kamu güvenliği ve iş güvenliği sorunu olarak görür. Denizdeki altyapının sürdürülebilmesi için gerekli bakım işlerinin, insanı doğrudan tehlikeye atan yöntemlerle değil, daha güvenli ve kontrol edilebilir teknik düzeneklerle yapılabileceğini savunur.
Planın somut örneklerinden biri, denizaltı petrol platformlarının bakımında kullanılmak üzere uzaktan müdahale ekipmanlarının geliştirilmesidir. Lucas’ın valf teknolojisi, hassas mekanik üretim ve aktüatör bilgisi, deniz altındaki bağlantıların açma-kapama işlemlerinden arıza tespitine, sızdırmazlık ve basınç kontrolünden parça değişimine uzanan bakım ihtiyaçlarına bağlanır. Burada kritik olan, Lucas’ın birikiminin yalnızca “parça üretmek”le sınırlı olmamasıdır. Kontrol sistemleri, test altyapısı ve hassas hareket üreten mekanik düzenekler, deniz altında yapılması gereken işlerin uzaktan ve daha güvenli biçimde yürütülmesinin teknik temelini oluşturur.
Bu başlık, bir sonraki kategori olan uzaktan müdahale düzenekleriyle doğrudan kesişir. Denizcilik bölümünde mesele “denizin altına robot gönderelim” gibi kaba bir otomasyon fikrine indirgenmez. Tersine, denizdeki bakımın her adımında görüş, basınç, akıntı, yüzeyle gecikmeli iletişim gibi değişken koşullar vardır. Bu yüzden plan, denizaltı işlerini ancak beceri ve karar gerektiren bir emek süreci olarak ele alarak tartışır. Denizcilik kategorisi, Lucas’ın kamusal ihtiyaç fikrini “iş güvenliği” üzerinden de kurduğu yerlerden biridir ve hem altyapının güvenliği hem de o altyapıyı ayakta tutan emekçilerin güvenliği birlikte düşünülür.
6) Uzaktan müdahale düzenekleri (telechiric machines)
Plan, en teknik görünen başlıklardan biri olan uzaktan müdahale düzeneklerini ayrıca kurar. Çünkü hedef basitçe otomasyon yapmak değildir. Buradaki yaklaşım, operatörün becerisini ve kararını devre dışı bırakmadan tehlikeli işlerde uzaktan müdahale edebilmenin yolunu açmaktır. Metin bu yaklaşımı “uzaktan el” (telechiric) fikriyle tarif eder. Yani işi “makinenin otomatik yapması” değil, insanın el becerisini ve kararını uzaktan bir mekanik düzeneğe taşıması hedeflenir. Hareketi makineye devrederken kararın ve hassasiyetin insanda kalması, bu başlığın omurgasını oluşturur.
Bu nedenle öneriler yangınla mücadele, madencilik ve denizaltı bakım gibi alanlara uzanır. Mantık açıktır: Riskli işleri azaltmak gerekir, fakat bunu işçiyi gereksizleştiren bir otomasyonla değil, beceriyi koruyan ve güvenliği artıran bir tasarımla yapmak mümkündür. Özellikle yangın ve maden gibi alanlarda sorun, işin bütünüyle “rutin” olmamasıdır. Her olay kendi koşulunu üretir, her müdahale anlık değerlendirme gerektirir. Planın uzaktan el yaklaşımı burada devreye girer: Operatörün el hareketi, kuvvet duyumu ve yönlendirme kararı korunur; tehlikeli bölgeye giren ise operatörün uzantısı gibi çalışan bir mekanik düzenek olur. Böylece risk azaltılırken, müdahalenin esası -beceri ve karar- işçiden koparılmaz.
Plan, uzaktan müdahale düzeneklerini robotikle eşitlemez. Tam otomatik robotik çözümler işi bütünüyle prosedüre bağlayıp operatörün değişken koşullarda vereceği sezgisel kararları dışarıda bırakabilir. Üstelik tam otomasyon, çoğu zaman işin bilgisini yazılım ve yönetim katmanında toplar. Uzaktan el yaklaşımı ise tersine, beceriyi devrede tutmayı hedefler. Bu, Lucas’ın daha önce “nasıl üretelim” diye kurduğu siyasetin teknik bir uzantısı gibi de okunabilir: Beceriyi aşındıran, işi parçalayan ve kararı işçiden koparan yöntemler yerine; tehlikeyi azaltırken işçinin bilgisini ve karar yetisini büyüten bir hat.
Plan’ın ardından: Müzakerenin tıkanması, kampanya, kurumlaşma
Plan yayımlandıktan sonra tartışma düğümlenir: Öneriler şirketin karar süreçlerinde nasıl karşılık bulacaktır ve işyeri temsilcilerinin şirket ölçeğinde kurduğu birleşik yapı muhatap alınacak mıdır? Yönetim, Birleşik İşyeri Temsilcileri Komitesi’ni doğrudan muhatap almayı reddeder ve görüşmeleri sendikaların resmi üst yapılarıyla sınırlamak ister.[6] Hükümet tarafında da benzer bir engelleme mekanizması devreye girer. Sanayi Bakanlığı, komiteyle doğrudan görüşmenin sendikal prosedürleri baypas edeceğini söyleyerek bu kanalı kapatır.[7] Böylece alternatif ürünler için kamu alımı, kamu yatırımı ve sanayi planlaması gibi başlıklarda ihtiyaç duyulan siyasî basınç daha en baştan zayıflar.
Bu kilitlenme, Britanya siyasetinin hızla değiştiği bir döneme denk gelir. Komite 1974’te İşçi Partisi hükümetiyle temas kurduğunda Tony Benn Sanayi Bakanı’dır; kısa süre sonra kabine içindeki görev değişimleri yaşanır ve Benn Sanayi Bakanlığı’ndan alınır. 1979 genel seçiminde ise Muhafazakâr Parti iktidara gelir ve Margaret Thatcher başbakan olur. Bu değişimler, planın hayata geçmesi için kritik olacak kamu alımı ve kamu planlaması tartışmalarını genişletmek yerine daraltır; işçi planlamasının devlet eliyle desteklenebileceği kanallar giderek zayıflar.
Yönetimin ret tutumu sertleştikçe komite, planın yalnızca bir ürün listesi ya da teknik katalog gibi değerlendirilmesini engelleyecek bir strateji geliştirir; üniversiteler ve araştırma çevreleriyle kurduğu ilişkileri derinleştirir. Böylece tartışma, yalnızca hangi ürünlerin üretileceği sorusunu değil, işbölümünün nasıl kurulduğu, üretim sürecinde karar ve tasarım yetkisinin kimde toplandığı gibi daha yapısal meseleleri de gündeme taşır. Bu çabanın önemli adımlarından biri 1978’de Kuzey Doğu Londra Politeknik bünyesinde kurulan Alternatif Endüstriyel ve Teknolojik Sistemler Merkezi’dir (Centre for Alternative Industrial and Technological Systems - CAITS). CAITS, işçilerle birlikte tasarım ve prototip geliştirme süreçlerini desteklemeye çalışır; bunlar arasında planın sembolik projelerinden biri olan yol ve ray üzerinde hareket edebilen aracın prototip olarak geliştirilmesi de yer alır.
Aynı yıl, Coventry Politeknik’te Alternatif Ürün Geliştirme Birimi de (Unit for the Development of Alternative Products - UDAP) hayata geçirilir. UDAP, Lucas Planı’ndaki önerileri teknik projelere dönüştürmeyi ve bu süreci süreklileştirmeyi hedefler. Politeknik bünyesinde son sınıf mühendislik öğrencilerinin de dâhil olduğu bu program, alternatif ürün geliştirme fikrini gönüllü emeğin ötesine taşıyarak teknik eğitimle üretim deneyimi arasında bağ kurmaya çalışır. UDAP daha sonra West Midlands County Council’in desteğiyle “Coventry Technology Exchange” olarak kurumsallaşır ve kamu kurumlarıyla işbirliği içerisinde ürün geliştirme kapasitesini sürdüren bir yapıya dönüşür.[8]
1978 ve 1979’da Parlamento gündeminde yapılan tartışmalar mücadelenin bir başka cephesini oluşturur. 22 Mayıs 1978’de Avam Kamarası’nda komitenin önerileri, somut ürün örnekleri üzerinden dile getirilir; aynı oturumda Lucas yönetiminin işyeri temsilcileriyle görüşmeyi reddettiği ve bakanlığın komiteyle doğrudan görüşmeyi kabul etmediği de kayda geçer.[9] Bu görünürlük planın kamuoyundaki ağırlığını artırır, ancak şirket üzerinde bağlayıcı bir uygulama zorunluluğu yaratmaz.[10] Bu sırada Lucas yönetimi yeniden yapılandırma ve toplu işten çıkarma adımlarını ilerletmeye devam eder. Şirket 1979’da binlerce kişiyi kapsayan işten çıkarma planları açıklar; tepkiler sonucu sayı kısmen aşağı çekilse de üretimin toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden yönlendirilmesine dönük kalıcı bir uygulama süreci başlamaz.
Bu dönemde komitede yer alan mühendis Mike Cooley’nin rolü, Lucas Planı’nın tartıştığı temel soruyu daha geniş bir teknoloji siyasetine bağlayarak büyütmektir. Cooley, tasarım ve karar süreçlerinden işçilerin dışlanmasını bilgisayarlaşma ve otomasyon süreçleriyle birlikte düşünür; işin örgütlenişinin vasıfsızlaştırma ve yönetim denetimiyle nasıl birleşebildiğini tartışır. Başlığını Marx’ın emek sürecinde kurduğu “arı ile mimar” karşılaştırmasından alan ve 1980’de yayımlanan Architect or Bee? (Türkçesi “Mimar mı yoksa Arı mı?”) kitabı, Lucas deneyiminin ürettiği kavramları daha geniş bir teknoloji siyaseti zeminine taşır. Cooley bu benzetmeyi, üretimdeki hayal gücü, kolektif bilgi ve amaç kurma yetisinin makinelerden değil emekten geldiğini hatırlatmak için kullanır. Bilgisayarların işçinin yaratıcılığını büyütebilecek bir imkân taşıdığını, fakat mevcut üretim ilişkileri içinde çoğu zaman tersine işçiyi makinenin temposuna ve prosedürlerine tabi kılan bir denetim tekniğine dönüştüğünü vurgular.[11] 1981’de “Right Livelihood Award” ile ödüllendirilir; bu ödülü “insan merkezli, toplumsal faydalı üretim” yaklaşımını geliştirdiği için alan Cooley, para ödülünü Lucas’taki toplumsal faydalı üretim çalışmalarına aktaracağını açıkça belirtir.[12] Bu kaynak, merkezler ve ürün geliştirme girişimleri için bir süre daha nefes alanı yaratır.
Cooley, 1980’ler boyunca Greater London Enterprise Board (GLEB) gibi yapılarda toplumsal ihtiyaç odaklı teknoloji ve istihdam programlarının hayata geçirilmesinde aktif rol alır. GLEB, 1980’lerin başında Ken Livingstone liderliğindeki GLC (Greater London Council) yönetiminin sanayi geliştirme ve istihdam yaratma programları içinde şekillenen girişimlerden biridir. Cooley, GLEB’in yöneticilerinden biri olarak Lucas Planı’ndaki prototip fikirlerin işçi kooperatifleri ve toplumsal girişimler eliyle işletmelere dönüştürülmesi için çalışır.[13] Daha sonra, akademi dünyasında “insan merkezli sistemler” geleneğinin önemli isimlerinden biri hâline gelir. 1987’de kurucuları arasında yer aldığı ve bugün de yayın hayatına devam eden uluslararası AI & Society (Yapay Zekâ ve Toplum) dergisi ile teknolojinin toplumsal etkileri ve insan merkezli tasarım yaklaşımları konusunda önemli bir tartışma platformu oluşturur.[14]

Komite ve Lucas işçi hareketi bir anda dağılan bir yapı olmaz. Ancak 1979 sonrasındaki politik dönüşüm, bu hareketin yayılma kapasitesini daraltır. İşten çıkarma dalgaları ve tesis ölçeğinde parçalanma ortak zemini zayıflatır. Muhafazakâr hükümetle birlikte kamusal sanayi planlaması araçları iyice daralır ve sanayi politikasının ekseni daha açık biçimde piyasaya teslim edilir. Bu koşullarda Lucas deneyimi, bir planın harfiyen uygulanmasından çok, planlama hakkının kimin elinde olduğuna dair uzun soluklu bir mücadele mirası olarak yaşamaya devam eder.
Yapay zekâ, üretimin dönüşümü ve yeni “Lucas Planları”
Plan’ın toplumsal faydaya odaklanan üretim fikri, yıllar içinde Boeing-Vertol’ün 1970’lerde Chicago için metro vagonu üretmesine, 1990’larda da Lockheed Martin’in hibrit otobüs tahrik sistemleri geliştirmesine kadar farklı örneklerde kendini gösterir. [15][16] İngiltere’de Barrow-in-Furness’teki VSEL tersanesinde Trident balistik füze denizaltılarına bağımlılığı azaltmak amacıyla Barrow Alternatif İstihdam Komitesi tarafından 1987’de hazırlanan Oceans of Work raporu, rüzgâr ve dalga gücü gibi deniz temelli yenilenebilir enerji sistemlerine ve başka sivil mühendislik işlerine yönelmeyi önerir.[17] Batı Almanya’da ise Kiel’de Şubat 1981’de Krupp MaK’ta kurulan “Rüstung und Arbeitsplätze” çalışma grubu ve Hamburg’da Blohm+Voss çevresinde 1981 sonbaharında kurulan alternatif üretim çalışma grupları, silah siparişlerine bağımlılığı azaltacak ürün programları üzerinde çalışır.[18]

Bu mirasın bugüne uzanan en somut ve gelişkin örneklerinden biri, 2021’de İtalya’nın Floransa kentinde, kapatılmak istenen GKN fabrikasını işgal eden işçilerin mücadelesinde cisimleşti. Kendilerine “Fabrika Kolektifi” adını veren işçiler, fabrikanın bir finans şirketi tarafından kapatılmasına karşı “Insorgiamo” (Ayaklanıyoruz) sloganıyla direnişe geçti. Ancak sadece işlerini savunmakla yetinmediler; otomotiv parçaları üreten fabrikayı, elektrikli kargo bisikletleri ve güneş panelleri üreten bir “kamusal fayda fabrikasına” dönüştürmek için kendi teknik planlarını hazırladılar. GKN işçileri, “Gezegen yoksa iş de yok” diyerek iklim hareketiyle (Fridays for Future) kurdukları ittifakla, Lucas Planı’nın “ne için ve kimin için üretim” sorusunu ekolojik kriz çağında yeniden yanıtladılar. Bu deneyim, üretimin denetiminin işçilerde olduğu, ürünün ise toplumsal ve ekolojik ihtiyaca göre belirlendiği bir “yeniden sanayileşme” modelinin en güncel kanıtlarından biri oldu.[19]

Son yıllarda yükselen “yapay zekâ dalgası” ise Lucas Planı’nın temel sorusunu başka bir düzleme taşıyor. Bugün üretim planlaması, tasarım bilgisi ve karar verme kapasitesi görülmemiş bir merkezilikte toplanıyor. Algoritmik yönetim, işçinin kolektif zekâsını ve deneyimini “veri” adı altında ondan koparıyor, işleyip bir komuta zinciri olarak tekrar işçinin karşısına dikiyor. Cooley’nin “Mimar mı, Arı mı?” sorusu burada en sert yanıtını buluyor: İşçinin üretim üzerindeki “mimar” vasfı, bizzat kendi verisiyle eğitilen algoritmalar tarafından gasp ediliyor. Mesele artık sadece otomasyonun işçiyi ikame etmesi değil; teknolojinin, emeğin canlı bilgisini “ölü bir sermaye birikimine” daha yoğun bir biçimde dönüştürerek işçiyi kendi bilgisine yabancılaştırmasıdır. Bugünün “Lucas Planı” fikri, tam bu kilidin etrafında dolaşıyor; yapay zekâyı bir “kara kutu” veya “patronun gözü” olmaktan çıkarıp, kolektif bir müşterek olarak geri çağırmayı hedefliyor.
Bu hattı liberal bir “etik teknoloji” tartışmasına veya “şeffaflık” talebine sıkıştırmak, gerçeği olduğundan küçük göstermek anlamına geliyor. Çünkü mücadele, sözleşmelerin, altyapıların ve uluslararası güç ilişkilerinin ördüğü maddi zeminde ilerliyor. “Bulut” denilen şey, sanal bir hizmet gibi pazarlanırken aslında lityum madenlerinden veri merkezlerinin tükettiği su kaynaklarına kadar uzanan devasa bir ekstraktivizm makinesidir. Yoğunlaşan emek sömürüsü, ortak bilgi alanlarının çitlenmesi ve gezegenin kaynaklarının bir savaş makinesi için seferber edilmesi bu zeminde iç içe geçiyor. Devletlerle kurulan çıkar ortaklıkları da çoğu zaman ürün ekranlarında değil, sözleşme maddelerinde, istisna hükümlerinde ve “etik ilkeler” süsü verilmiş muafiyetlerde düğümleniyor.
Teknoloji emekçilerinin son yıllarda geliştirdiği direniş pratikleri, tam da bu karanlık noktaları hedef alıyor; işyeri sınırlarını aşarak askeri ve sömürgeci projelere karşı üretimin yönüne fiilen müdahale etmeye çalışıyor. Google çalışanlarının 2018’de ABD Savunma Bakanlığı’nın Maven Projesi sözleşmesine karşı yürüttüğü kampanya, binlerce imza ve istifayla büyümüş; şirket tepkiler üzerine sözleşmeyi yenilememe kararı almıştı. 2021’de Google ve Amazon’un İsrail devletiyle imzaladığı Nimbus Projesi’ne karşı “No Tech for Apartheid” etrafında benzer bir mücadele hattı gelişti; çalışanlar, bu anlaşmanın Filistinlilere yönelik gözetim ve şiddeti kolaylaştıracağı gerekçesiyle bağların kesilmesini talep etti. Microsoft çalışanlarının “No Azure for Apartheid” sloganıyla yürüttüğü protestolar da benzer bir yönelimle, şirketin İsrail ordusuna sağladığı bulut altyapısının hesabını sordu.

Lucas Planı ellinci yılında geçmişte kalmış bir anı olmaktan çıkıyor ve salt “hayır” demenin yetmediği, asıl meselenin “başka türlüsünü” inşa etmek olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Bugün teknoloji emekçileri, soykırımı besleyen yazılımlara ve gezegeni tüketen altyapılara set çekerken, aynı anda “hangi bilgiyle, hangi altyapıyla ve kimin için üretim” sorusunu yeniden masaya yatırıyor. Yeni “Lucas Planları” tam da teknolojinin tasarımını şirket yönetim kurullarının inisiyatifinden çıkarıp, onu üretenlerin ve kullananların öz örgütlülüğüne dayandırma cüretinde şekilleniyor. Afet yönetimi, sağlık, bakım ve kamusal ulaşım gibi hayati alanlar ancak kâr optimizasyonu için değil, toplumsal fayda için kurgulandığında gerçek anlamını buluyor.
Yarım yüzyıl önce Lucas Aerospace işçilerinin “Ya biz başka bir şey üretmek istersek?” sorusu, bugün çok daha gelişmiş altyapıların içinde, algoritmaların ve yapay zekânın gölgesinde yankılanıyor. Yanıt, teknolojinin yönünü sermayenin kâr hırsından kurtarıp toplumsal fayda ekseninde yeniden planlama iradesinde yatıyor.
Dipnotlar:
[1] “The Story of the Lucas Aerospace Shop Stewards Alternative Corporate Plan” belgeselinde, şirkette çalışan işçi sayısının 1970’te 18 bin kişi iken 1977’ye gelindiğinde 12 bin kişiye düştüğünden söz ediliyor. Bkz. https://youtu.be/0pgQqfpub-c?si=85AiTio6R3RPS6Xs
[2] Lucas Planı ile ilgili neredeyse tüm anlatımlarda bu örgütlenmeden Birleşik/Birleşmiş anlamına gelen “Combine” diye bahsediliyor. Biz metin boyunca “Komite” demeyi tercih ettik.
[3] Vernon Bogdanor, “Tony Benn and the Idea of Participation”, https://www.youtube.com/watch?v=zQ4n8jMGDw8
[4] Hilary Wainwright ve Dave Elliott, The Lucas Plan: A new trade unionism in the making, Spokesman, 1982, s. 95.
[5] Lucas Aerospace Combine Shop Stewards’ Committee, Corporate Plan: A Contingency Strategy as a Positive Alternative to Recession and Redundancies (1976), Appendix 10: “Corporate Plan Questionnaire”, s. 48-49.
[6] Lucas yönetiminin “Corporate Plan” girişimini reddettiğine dair parlamento tartışması ve 1979 bağlamı: Hansard, “Lucas Aerospace” (12 Şubat 1979), https://api.parliament.uk/historic-hansard/commons/1979/feb/12/lucas-aerospace
[7] Bakanlığın komiteyle doğrudan görüşmemesi/doğrudan kanalın tartışma konusu oluşu: Hansard, “Oral Answers To Questions” (22 Mayıs 1978), https://hansard.parliament.uk/commons/1978-05-22/debates/7c0f37aa-030b-4799-b3c2-a99a3271cd4d/OralAnswersToQuestions
[8] “The Lucas Aerospace Combine Shop Stewards’ Committee - Alternative Product Centres and Resources”, https://lucasplan.co.uk/resources/
[9] 22 Mayıs 1978 tarihli Avam Kamarası tartışması - “Lucas Aerospace (Shop Stewards’ Proposals)”: Hansard, https://hansard.parliament.uk/commons/1978-05-22/debates/de28e5f9-ebae-4763-a3b0-702937e4c67f/LucasAerospace%28ShopStewardsProposals%29
[10] Hansard, House of Commons debate, “Lucas Aerospace (Shop Stewards’ Proposals)”, 22 Mayıs 1978, https://hansard.parliament.uk/Commons/1978-05-22/debates/a935de82-c29e-4904-9dc0-325e9ce8658d/LucasAerospace%28ShopStewardsProposals%29
[11] Mike Cooley, Architect or Bee? The Human Price of Technology, South End Press, 1982.
[12] Right Livelihood, “The Right Livelihood Foundation mourns the passing of 1981 Laureate Mike Cooley”, 7 Eylül 2020, https://rightlivelihood.org/news/the-right-livelihood-foundation-mourns-the-passing-of-1981-laureate-mike-cooley/
[13] Adrian Smith, “The Lucas Plan: What can it tell us about democratising technology today?” The Guardian, 22 Ocak 2014, https://www.theguardian.com/science/political-science/2014/jan/22/remembering-the-lucas-plan-what-can-it-tell-us-about-democratising-technology-today
[14] John Palmer, “Mike Cooley obituary”, The Guardian, 17 Eylül 2020. https://www.theguardian.com/technology/2020/sep/17/mike-cooley-obituary
[15] Khem Rogaly, “The Lucas Plan Showed the Way to an Alternative Security Strategy”, Rethinking Security, 11 Aralık 2024, https://rethinkingsecurity.org.uk/2024/12/11/the-lucas-plan-showed-the-way-to-an-alternative-security-strategy
[16] Matthew Taylor, “UK should ‘repurpose’ Belfast shipyard to make green infrastructure”, The Gurdian, 18 Ocak 2024, https://www.theguardian.com/environment/2024/oct/18/uk-should-repurpose-belfast-shipyard-to-make-green-infrastructure
[17] Steven Schofield, Oceans of Work – Arms Conversion Revisited, 2007, https://basicint.org/wp-content/uploads/2018/06/oceans_0.pdf
[18] Bernd Röttger, “Rüstungskonversion und alternative Produktion - Modelle für einen demokratisch-ökologischen Umbau der Automobilindustrie?”, Rosa-Luxemburg-Stiftung Niedersachsen, Mayıs 2017. https://nds.rosalux.de/publikation/id/37392/ruestungskonversion-und-alternative-produktion
[19] ETUI, “Insorgiamo! The Florentine factory workers who rose up”, 2023, https://www.etui.org/sites/default/files/2024-01/HM28_Insorgiamo%20The%20Florentina%20factory%20workers%20who%20rose%20up_2023.pdf
(DS/VC)






