Yapay Zekânın Politik İnşası dosyasının bu yeni bölümünde Diyar Saraçoğlu, Yuval Abraham’ın +972 Magazine, Local Call ve The Guardian işbirliğiyle yayımlanan “ICE tripled its reliance on Microsoft in last six months, leaked files reveal” araştırmasını Türkçeye çevirdi. Sızdırılan belgeler, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) son altı ayda Microsoft altyapısına olan bağımlılığını üç katına çıkardığını kanıtlıyor. Araştırma, kurumun operasyonlarını tırmandırırken Microsoft’un yapay zekâ araçlarından nasıl yararlandığını ve şirketin etik vaatleri ile sahadaki uygulamaları arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne seriyor.

Yapay Zekânın Politik İnşası
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE), son aylarda toplu gözaltı ve sınır dışı etme kampanyasını tırmandırırken Microsoft’un bulut depolama ve yapay zekâ ürünlerine kapsamlı biçimde bel bağladı. +972 Magazine, Local Call ve The Guardian’ın elde ettiği dosyalar bunu ortaya koyuyor.
ICE, Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasında Microsoft sunucularında tuttuğu veri miktarını üç kattan fazla artırdı. Bu artış, kurumun göçmenlere yönelik baskısının yeni rekorlar kırdığı ve ABD genelinde kitlesel protestoları tetiklediği döneme denk geldi. Geçen yıl temmuz ayında kurum Azure adlı Microsoft bulut platformunda yaklaşık 400 terabayt veri saklarken, ocak ayının sonunda bu miktar yaklaşık 1.400 terabayta yükseldi. Bu da yaklaşık 490 milyon görsele denk.
Sızdırılan belgeler, ICE’ın Microsoft sunucularında hangi tür bilgileri sakladığını belirtmiyor. Buna karşın kurumun büyük miktarda veriyi Azure üzerinde depoladığı anlaşılıyor. Belgeler, ICE’ın görüntü ve videoları tarayıp analiz eden yapay zekâ araçlarından da yararlandığını gösteriyor.
ICE’ın yüz tanıma yazılımları, insansız hava araçları, telefon konum takibi ve mobil casus yazılımlar gibi güçlü bir gözetim teknolojileri seti kullandığı bildiriliyor; hatta okul kameralarına eriştiği de aktarılıyor. Sızdırılan belgeler, kurumun Microsoft’un Azure AI Video Indexer ve Azure Vision dahil yapay zekâ tabanlı video analiz araçlarından yararlandığını gösteriyor. Bu araçlar, görüntüleri analiz etmeyi, metinleri okumayı ve ses ile video dosyalarında belirli kelimeleri, yüzleri, duyguları ve nesneleri tespit etmeyi mümkün kılıyor.
Kurumun, belge yönetimi araçlarıyla birlikte bir yapay zekâ sohbet botunu da içeren Microsoft üretkenlik uygulamaları paketine erişimini önemli ölçüde genişlettiği anlaşılıyor. Ancak dosyalar, ICE’ın devasa gözetim arşivinin Azure’da tutulup tutulmadığını açıklamıyor; bulut platformunun gözaltı merkezlerini işletmek ya da sınır dışı etme uçuşlarını koordine etmek gibi başka amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı da belirtilmiyor.

ICE’ın Microsoft’tan yaptığı son bulut ve yapay zekâ hizmeti alımları, geçen Temmuz ayında kurum bütçesinde yapılan 75 milyar dolarlık artış sayesinde mümkün oldu; bu rakam ICE’ı ABD’nin en yüksek bütçeli kolluk gücü hâline getirdi. Kurum ayrıca son altı ayda, İsrail ordusunun Gazze saldırıları sırasında kapsamlı bir şekilde bel bağladığı Amazon ürünlerinin kullanım ölçeğini de büyüttü.
Geçen yıl +972, Local Call ve The Guardian, Microsoft’un bulut sunucularının Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinli siviller hakkında toplanan yığınlarca istihbarat verisini depolamak için kullanıldığını, İsrail ordusunun bu verilerle ölümcül hava saldırıları ve tutuklamaları planladığını ortaya çıkardı. Bu ifşalar, Microsoft’un Birim 8200’e sağladığı bulut hizmetlerini geri çekmesine yol açtı; bu, bir teknoloji devinin İsrail’in bu hizmetlere erişimini kısıtladığı bilinen ilk örnekti.
Microsoft’un yönetim kurulu başkan vekili ve başkanı Brad Smith, şirketin Birim 8200’ün Azure’a erişimini sonlandırmasının ardından Eylül ayında şöyle dedi: “Sivillere yönelik kitlesel gözetimi kolaylaştıracak teknoloji sağlamıyoruz. Bu ilkeyi faaliyet gösterdiğimiz her ülkede uyguladık.”
+972, Local Call ve The Guardian, bu ilkenin ABD federal kurumları için de geçerli olup olmadığını sorduğunda Microsoft sözcüsü şu açıklamayı yaptı: “Microsoft, teknolojimizin belirli müşteriler tarafından operasyonel amaçlarla kullanımı hakkında yorum yapmaz. Şunu belirtebiliriz ki yaklaşımımız küresel ölçekte tutarlıdır: Teknolojimizin sivil nüfuslara yönelik kitlesel gözetim amacıyla kullanılmasını yasaklıyor, yasalara ve sözleşmelere uyulmasını şart koşuyor ve yüksek riskli senaryoları değerlendirip ele almak için iç inceleme mekanizmaları kullanıyoruz.”
Tartışmalı bir ilişki
Microsoft’un ICE ile olan geçmişi, en azından şirketin kurumla yaptığı sözleşmelerin Microsoft çalışanları arasında büyük bir tepkiye yol açtığı ilk Trump yönetimi dönemine kadar uzanıyor. Bu süreçte yaşananlar, özellikle ICE’ın Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika sınırında alıkonulan göçmen ailelerini birbirinden ayırmaya başlamasının ardından çalışanlar arasında ciddi bir infial yaratmıştı.
O dönem Microsoft CEO’su Satya Nadella, çalışanlara gönderdiği bir e-postada şirketin ICE ile mevcut bulut işbirliğinin eski e-posta, takvim, mesajlaşma ve belge yönetimi iş yüklerini desteklediğini belirtmiş ve ailelerin birbirinden ayrılması uygulamasıyla doğrudan bir ilgileri olmadığını ifade etmişti.

Microsoft kaynaklarına göre son aylarda bazı çalışanlar, kurum içi etik raporları sunmak da dahil olmak üzere çeşitli yollarla ICE’ın şirket teknolojisini kullanmasına dair endişelerini dile getirdi. Şirket Aralık ayında bu raporlardan birine yanıt vererek, göçmenlik uygulamalarını destekleyen herhangi bir güncel sözleşmesinin bulunmadığını belirtti.
Bir ay sonra, ICE’ın Minnesota’daki ölümcül baskısı sürerken şirket çalışanlara pozisyonunu daha da netleştiren ikinci bir yanıt gönderdi. Şirket bu bildirimde ICE ve DHS ile sözleşmeleri olduğunu kabul etse de hâlihazırda doğrudan uygulama faaliyetlerine bağlı yapay zekâ hizmet sözleşmeleri sürdürmediğini belirtti.
Ancak +972, Local Call ve The Guardian tarafından ulaşılan belgeler, hukuka aykırı operasyonlar yürütmek ve geniş ölçekte aşırı güç kullanmakla suçlanan bir kurumun göçmenlere yönelik baskısının Microsoft teknolojisi tarafından kolaylaştırılıp kolaylaştırılmadığına dair ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Bir görüş talebine yanıt veren Microsoft sözcüsü, bu makalede sunulan sayılara itiraz etmedi ve şirketin ICE’ın Azure üzerinde ne tür veriler depoladığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını belirtti.
Sözcü, “Daha önce de belirttiğimiz üzere Microsoft; DHS ve ICE’a, kilit iş ortaklarımız aracılığıyla ulaştırılan bulut tabanlı üretkenlik ve işbirliği araçları sağlamaktadır,” dedi. “Microsoft politikaları ve hizmet şartları, teknolojimizin sivillerin kitlesel gözetimi amacıyla kullanılmasına izin vermemektedir ve ICE’ın bu tür bir faaliyet yürüttüğüne inanmıyoruz.”
“Hâlihazırda göçmenlik uygulamalarına ilişkin kamuoyunu meşgul eden pek çok mesele bulunuyor. Kongre, yürütme ve yargı makamlarının, kolluk kuvvetlerinin gelişmekte olan teknolojileri yasal kullanım sınırlarına dair net hukuki çizgiler belirleme fırsatına sahip olduğuna inanıyoruz.”
ICE, konuyla ilgili görüş talebine yanıt vermedi.
(DS/VC)






