İran’da ekonomik kriz ve düşen yaşam standartlarına karşı 28 Aralık Pazar günü Tahran Kapalı Çarşı’da başlayan ve “Aralık Protestoları” olarak da adlandırılan eylemler, 26 eyalete yayılarak son yılların en geniş kapsamlı protesto dalgasına dönüştü.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkedeki mevcut sorunlardan hükümetin sorumlu olduğunu belirterek yetkililere ABD gibi dış aktörleri suçlamamaları çağrısında bulunsa da İran’ın ruhanî lideri Ayettulah Ali Hamaney, protestocuların bazılarını “isyancı” olarak tanımlamakta ısrar ediyor.
Dokuzuncu gününe giren Aralık Protestoları’nı, İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) Yardımcı Direktörü Skylar Thompson’la konuştuk.
Thompson, protestolarla ilgili “dış aktörler” açıklamalarının İran içinde siyasi açıdan adeta “dinamit” niteliğinde olduğunu ve Tahran’ın uzun süredir sürdürdüğü, ayaklanmaların yabancı güçler tarafından yönlendirildiği iddiasını doğrudan beslediğini belirtti.

Yatay yayılım
Protestolar nasıl başladı, seyri nasıl ilerliyor ve polis şiddeti, gözaltılar ile can kayıplarını nasıl raporladınız?
Günlük raporlarımız, ilk aşamanın Tahran’daki çarşı-esnaf grevleri ve topluluk eylemleriyle başladığını gösteriyor. Hareket, dövizdeki hızlı değer kaybı, fiyat artışları ve alım gücünün çöküşü gibi ekonomik kriz ortamında ortaya çıktı. Daha sonra eylemler diğer kent pazarlarına ve sokaklara yayıldı. HRANA raporları, hareketin “yatay yayılım” gösterdiğini bildiriyor, yani protestolar yalnızca metropollerle sınırlı değil. Grevler, sokak eylemleri ve üniversite eylemleri birleşerek genişleyen bir coğrafyada devam ediyor.
Protestoların 5. gününde en az 119 kişi gözaltına alındı, 8. gün bu sayı en az 582’ye, 9. gün ise en az 990’a yükseldi. Gerçek sayının muhtemelen daha yüksek olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Raporlar, protestolarda yoğun güvenlik sevkiyatı, göz yaşartıcı gaz, saçma/plastik mermi kullanımı, ateş açılması ve saldırgan gözaltı uygulamaları gibi sürekli bir şiddet örüntüsü olduğunu ortaya koyuyor. Bu uygulamalar hem çevik kuvvet birimleri hem de sivil giyimli ajanlar tarafından gerçekleştiriliyor.
Yaralanma ve ölümler
Protestoların 5. gününde 7 kişi öldü ve en az 33 kişi yaralandı. 8. gün en az 16 ölüm doğrulandı, bunlardan en az biri güvenlik görevlisiydi.
9. gün en az 20 ölüm doğrulandı (yine biri güvenlik görevlisi) ve en az 51 yaralanma bildirildi; yaralanmaların çoğu saçma/plastik mermilerle bağlantılı.

İran’daki eylemlerde bir kadın öldürüldü
Protestocuların profili
Protestocuların profilini nasıl tarif edersiniz? Örneğin 2022’deki Mahsa Amînî protestolarındaki gibi kadınların ve gençlerin ön planda olduğunu söylemek mümkün mü?
Raporlara göre protestoların ilk dönem omurgası, esnaf ve çarşı ağlarıyla güçlü biçimde bağlantılı; grevler, kepenk kapatmalar ve pazar eylemleri öne çıkıyor. 2. ve 4. günlerden itibaren üniversiteler ve öğrenci toplulukları organize bir bileşen olarak öne çıkıyor. Birçok üniversitenin protestolara katıldığı da raporlandı. 7. gün itibarıyla 17 yaşındaki gençler ve 18 yaş altına yönelik büyük gözaltı vakaları belirgin biçimde arttı (örneğin Yasuj). Şiddetle gözaltına alınanlar arasında kadınlar da bulunuyor; Tahran’da kadın bir protestocunun yaşadığı olaylar da raporlarımıza geçti.
2022’deki (Mahsa / “Kadın, Yaşam, Özgürlük”) hareket, toplumsal cinsiyetle ilgili bir tetikleyiciyle başlamış ve kadınların bedensel özerkliği ile gençlerin öncülüğündeki sokak mobilizasyonunu merkeze almıştı.
Buna karşılık 2026 başındaki dalga, ekonomik ve yaşam kaygılarına dayalı olup süresi daha kısa; ancak gençlerin katılımı gözaltı ve tutuklama verileriyle güçlü biçimde gözlemleniyor. Özetle, gençler, özellikle ergenler, bu dalgaya güçlü biçimde katılıyor. Kadınlar da katılıyor ve şiddetle karşılaşıyor; ancak 2022’deki gibi “ön planda” olduklarını söylemek için henüz yeterli veri yok.

Talepler
Protestocuların temel talepleri nelerdir?
Raporlar, slogan ve taleplerin ağırlıklı olarak şunlara odaklandığını gösteriyor:
- Ekonomik ve geçim sıkıntıları,
- Yönetim ve iktidar yapısına yönelik eleştiriler,
- Bireysel ve sosyal özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı duruş,
- Adalet çağrıları
Her bölgede tek bir taleple hareket edilmediği, taleplerin çeşitli ve yerel odaklı olduğu dikkat çekiyor.
Kentlere göre dağılım
Protestolarda çok sayıda Kürt’ün gözaltına alındığı ve tutuklandığı gözlemleniyor. Bu bağlamda protestoların Kürt kentlerinde yaygın olduğunu söylemek doğru mu?
Son sekiz raporumuzda protestoların coğrafi olarak yaygın olduğu ve Kürt yoğun olmayan bölgelerde de görüldüğü (örneğin Zahedan, Sistan ve Belucistan, 6. gün) kaydedildi. Batıdaki Kürt ve Kürt nüfuslu kentler (Kirmanşah, İlam) raporlarda sıkça geçiyor, protestolar ve gözaltılar burada da kaydediliyor.
Kürt nüfuslu bölgeler protestoların bir parçası; ancak hareketin ağırlıklı olarak yalnızca bu bölgelerde yoğunlaştığını söylemek doğru değil. Daha doğru bir tanımlama, hareketin ülke çapında yayıldığı ve batı kentlerini kapsayan coğrafi çeşitlilik gösterdiği.

PJAK’tan İran açıklaması: Diktatörlüğe karşı demokratik girişimleri destekliyoruz
Yöneticiler arasındaki söylem farkı
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ülkedeki sorunlara ilişkin sorumluluğu doğrudan hükümete atfederek dış aktörleri suçlamaktan kaçınılması yönündeki çağrısını ve buna karşılık Ali Hamaney’in ısrarla dış aktörler vurgusu yapmasını nasıl yorumluyorsunuz? Bu yaklaşım farkı İran siyasetinde nasıl bir gerilime işaret ediyor?
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, halkın memnuniyetsizliğini iç yönetim sorumluluğu olarak çerçeveliyor ve yetkililere “sorumluluğu Amerika veya başkalarına yüklemeyin, sorumluluk bizdedir” çağrısı yapıyor. Buna karşılık Yüksek Lider Ali Hamaney, protestoları “meşru” ve “isyancı” olarak ayıran uzun süredir süregelen çerçeveyi yineliyor ve “isyancılar yerini bilmeli” uyarısı yapıyor.
Bu ayrışma, sistem içinde bilinen bir gerilimi ortaya koyuyor: Pezeşkiyan yaklaşımı, ekonomik rahatsızlığı absorbe etmeyi, yönetimi korumayı ve hesap verebilirlik söylemiyle gerilimi düşürmeyi hedefliyor. Hamaney’in çizgisi ise dış tehdit vurgusuyla protestolara yönelik güvenlik odaklı sert yaklaşımı meşrulaştırıyor.
Pezeşkiyan, hasarı yönetmeye ve ekonomik tetikleyicilere dikkat çekmeye çalışırken, Yüksek Lider’in çizgisi zorlayıcı kurumları harekete geçiriyor ve sistemin standart güvenlik anlatısını sürdürmeyi önceliyor.

İran Cumhurbaşkanı: İnsanlar memnun değilse, bizim hatamız
İsrail ve ABD “uyarıları”
Son olarak, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik müdahale “uyarıları”nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ABD tarafında, Reuters, Donald Trump’ın protesto ölümleriyle ilgili tehditler verdiğini ve ölümler devam ederse ABD’nin harekete geçebileceğini bildirdi. İsrail tarafında ise resmî açıklamalardan medya çerçevelerine ve istihbarat bağlantılı kanallara kadar çeşitli mesajlar yayıldı ve protestoculara destek mesajları iletildi.
Bu açıklamalar İran içinde siyasi açıdan “dinamit” niteliğinde. Tahran’ın uzun süredir sürdürdüğü, ayaklanmaların yabancı güçler tarafından yönlendirildiği iddiasını doğrudan besliyor. Yetkililer zaten bu argümanı, tutuklamaları, zorla itiraf almayı ve daha ağır cezaları meşrulaştırmak için kullanıyor. Bu açıklamalar aynı zamanda, şiddet yanlılarının tırmanışını meşrulaştırma riski taşıyor. Ölümcül baskılara karşı caydırıcı olması amaçlansa bile, “müdahale” retoriği, tırmanışı önleme imkânını daralttığı için azami güç kullanımını savunan aktörlerin elini güçlendirebilir.
Ve bu söylemler protestocuları tehlikeye atabilir. Yetkililer göstericileri dış güçlerle bağlantılı olarak sunarsa, daha ağır suçlamalar, daha sert polis müdahaleleri ve ailelere yönelik misillemelerin olasılığı artar. Biz de, zorla itiraf ve resmî gözaltı dışındaki güvenlik baskısı gibi örneklerle bu dinamikleri sık sık gündeme getiriyoruz.

Trump’tan İran’a müdahale ‘uyarısı’
İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı hakkında
İran’da insan haklarını savunan sivil bir örgüt. 2005 yılında kurulan örgüt, tarafsızlık ilkesine bağlı kalarak insan hakları ihlallerini siyasi, dini, etnik veya cinsiyet ayrımı gözetmeden gündeme taşımayı amaçlıyor. Hem çevrimiçi hem de sahadaki faaliyetleriyle İran’daki insan hakları durumunu doğrudan izliyor.
Örgüt, 2006’dan itibaren siyasi mahpusların savunulması, mağdur ailelere destek ve sokak kampanyalarıyla aktif oldu. 2009 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında daha geniş çaplı bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri yürüttü, seçim sonrası güvenlik baskılarına rağmen çalışmalarını sürdürdü. 2010’dan sonra, ABD’de resmî olarak sivil toplum kuruluşu olarak kaydedildi ve uluslararası platformlarda etkinlik göstermeye başladı.
Kuruluşundan bu yana gönüllüler, aktivistler ve insan hakları kuruluşları tarafından tanındı ve desteklendi. Çalışmaları yıllarca hapis, sürgün ve personel kayıpları gibi ağır bedellerle sürdürüldü. Örgütte kadınlar ile azınlık grupları önemli görevler üstleniyor ve çalışanların yarısını oluşturuyor. (TY)














