“Sürecin halka indirilmesini istiyoruz”
İstanbul’daki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, iki gün boyunca barışın ve demokratikleşmenin imkânlarını tartıştı.
Çözüm sürecinden kadınların ve LGBTİ+’ların yurttaşlık deneyimlerine, ekoloji ve emek mücadelelerinden katılımcı demokrasi arayışlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede söz kuruldu.
Salona baktığımda, konuşmacılar kadar dinleyicilerin yaş ortalaması da dikkat çekiyordu. Barışın, demokratik dönüşümün ve geleceğin konuşulduğu bir konferansta gençlerin sayısı beklediğimden azdı. Bu nedenle gözüm ilk genç grubuna takıldığında yanlarına gittim.
Konferansı nasıl bulduklarını, konuşmaların onlara hitap edip etmediğini ve devam eden sürece dair ne düşündüklerini sordum. Sohbet ilerledikçe, asıl dikkat çekici olanın verdikleri yanıtlar değil, mensubu oldukları kuşak olduğunu fark ettim. Karşımda duran gençlerin önemli bir kısmı, Türkiye’deki ilk çözüm süreci (2009-2015) başladığında ya çok küçüktü ya da henüz dünyada değildi. Dolayısıyla hafızalarında bir çözüm süreci deneyimi yoktu. Süreci ailelerinden dinledikleri, okudukları ya da hareketin hafızası aracılığıyla öğrenmişlerdi.
Konuştuğum gençlerden biri için yakaladığı sürecin en kritik başlığı devletin atması beklenen somut adımlardı. Özellikle Abdullah Öcalan’ın koşullarına ilişkin adımların belirleyici olduğunu düşünüyor, barışın ancak bununla mümkün olabileceğini söylüyordu. Bir başkası ise sürecin yalnızca Kürtlerle ilgili olmadığını vurguluyor ve kadınlardan ekoloji hareketlerine, farklı halklardan emek mücadelelerine kadar uzanan geniş bir toplumsal zeminden söz ediyordu.
“Daha özgüvenliyiz”
Mevcut sürecin ağırlıklı olarak Kürt halkı ve Kürt siyasal hareketi üzerinden yürütülmesine ilişkin soruma, gençlerden diğeri şu yanıtı veriyor:
Ama süreç sadece Kürtlerle sınırlı değil, bütün toplumsal kesimleri etkiliyor. Sadece Kürtlerin mücadelesiyle de başarıya ulaşamaz, tüm insanlık adına yürütülen bir mücadeleden bahsediyoruz. İnsan haklarını savunan bir mücadele bu. Nerede ezilen varsa, nerede mazlum varsa hepsi biziz. Parti sadece Kürtler için değil; kadınlar için, ezilen halklar için, Laz için, Çerkes için, doğa mücadelesi veren için mücadele eden bir yapı. Biz uluslararası bir mücadele yürütüyoruz. Kürt Özgürlük Mücadelesi Laz Kemaller’in Haki Karerler’in çizgisinden gelen bir mücadeledir. Bizim mücadelemizde Türk-Kürt ayrımı yok, Arap şehit yoldaşlarımız var. Şu an süreç çok hassas çünkü toplumun tüm kesimlerine dokunamıyor, her kesimi kapsamıyor. Süreci başarıya ulaştırmak genç kadın ve gençlik öncülüğünde mümkün. Önderlik de bunu söylüyor, ‘Ben kendimi yaşlandırmayacağım, genç başlayıp genç bitireceğiz,’ diyor. Bu süreç 10 yıl da sürse 20 yıl da sürse başarıya ulaşacak, bu artık kaçınılmaz bir süreçtir.
Mevcut süreç ve ilk çözüm süreci arasındaki farkı nasıl gördüklerini sorduğumda ise şu yanıtı alıyorum:
“Daha özgüvenliyiz, çünkü uluslararası konjonktürden dolayı da bu süreç kaçınılmaz. Bu son fırsat. Bunu hem devlet hem Kürt halkı hem PKK birlikte değerlendirecek. Ama diğer süreçten farklı olarak da süreç şu an üst düzeyde yürütülüyor; başkanlar, milletvekilleri, eş başkanlar arasında. Biz sürecin halka indirilmesini istiyoruz: Türk, Kürt, asker, ailesi; herkes sürecin içinde olmalı.”
“Bu sürece daha çok güveniyoruz”
Ancak üç genç erkeğin ardından konuştuğum genç kadınların anlattıkları, sürece başka bir boyut ekliyor. Onlar için süreç yalnızca siyasi bir müzakere değil, aynı zamanda kendi yaşamlarıyla ilişkilendirdikleri bir özgürleşme fikrini de içeriyor.
Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü neden bu denli önemsediklerini sorduğumda aldığım yanıtlar, liderlik tartışmalarından çok kişisel dönüşüm hikâyelerine yaslanıyor:
Mesela beni özgürleştirdi. Beni bu köleci yaşamdan kurtardı ve özgürleştirdi. Ben, şu anki hâlimi ona borçluyum. Özgürlüğüyle bana katacağı daha çok şey olduğunu biliyorum. Onun bize verdiği perspektifle, onun bakış açısıyla onu örnek alıyoruz.
Mevcut süreç ile ilk çözüm süreci arasındaki farkı nasıl gördüklerini sorduğumda, genç kadınlardan da şu yanıtı alıyorum:
İlk çözüm sürecinde doğmuş olanlarımız olsa bile hatırlamıyor, çünkü çok küçüktük. O zaman sanki iki taraf da biraz galeyana gelmiş gibi görüyorum ben. Şu an daha sağlam, daha bilinçli bir şekilde adımlar atılıyor. En azından alma-verme dengesi var. Hemen bir teslimiyet yok. Şimdi bir de daha özgüvenliyiz, çünkü Rojava sayesinde uluslararası görünürlüğümüz daha fazla. Dünya konjonktürünü de biliyorsunuz. Artık bir Kürt gerçeği var ve bu tanınma aşamasını geçti. Bundan dolayı bu sürece daha çok güveniyoruz.
Barışın toplumsallaşmasından ne anladıklarını sorduğumda ise verdikleri yanıtın merkezinde “komünleşme” fikri vardı. Onlara göre barış, yalnızca devlet ile PKK arasında yürütülen bir müzakere süreci değil; kadınların, gençlerin ve halkın gündelik yaşamda daha fazla sorumluluk üstlendiği ortak bir yaşam pratiği anlamına geliyor. Birlikte üretmenin, birlikte karar almanın ve ortak yaşam alanları kurmanın barışın toplumsallaşmasının ön koşulu olduğunu söylüyorlar. Ekonomik krizden kadın özgürlüğüne kadar pek çok meselenin de ancak böyle bir toplumsal dönüşümle çözülebileceğine inanıyorlar.
Sohbet ilerledikçe, sürecin gündelik hayatlarındaki karşılığını da merak ediyorum. Karşılaştıkları ırkçılığın azalıp azalmadığını soruyorum. Aldığım yanıt temkinli; ama olumlu. İnsanların bakışında belirli bir değişim hissettiklerini, Öcalan’ın mesajlarının daha görünür hâle gelmesinin ve kamuoyunda daha fazla tartışılmasının kendilerine bir rahatlama duygusu verdiğini anlatıyorlar.
PKK’nin fesih kararını ilk duyduklarında ne hissettiklerini sorduğumda ise beklediğim türden bir hayal kırıklığından söz etmiyorlar. Aksine, bu kararı demokratikleşme yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendirdiklerini söylüyorlar:
“PKK kendini fesh ettiğinde gurur duyduk. Çünkü bu demokratikleşme açısından önemliydi. İnsan öldürmek en kolayıdır. PKK öldürmemeyi ve ölmemeyi tercih etti. Yaşamı, gençleri, kadınları desteklediği için de herkesin, tüm dünyanın onu desteklemesi gerekiyor.” (TY)
CUMHURİYET’İN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI
Buluştuğumuz yer neresi?
“Amedspor yalnızca bir kulüp değil, birçok Kürt için bir temsil alanı”
Feminist Gece Yürüyüşü davasında LGBTİ+ aktivisti İris Mozalar’a beraat
“Paşinyan’ın yeniden seçilmesi Ermenistan’ın barış konusunda netleştiğini gösterdi”
Trans aktivist ‘bayrak astığı’ iddiasıyla karakola götürüldü