Muğla İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nda termik santrale kömür sağlamak için yapılmak istenen madene ve bununla bağlantılı acele kamulaştırmalara karşı direniş sırasında tutuklanan yaşam savunucusu Esra Işık’ın avukatları, tutukluluk halinin devamına ilişkin karara itiraz etti.
Avukat Ramazan Akkaya, Arif Ali Cangı, İpek Sarıca, Büşra Cansu Saygıner Zencirci ve Zeynep Yavuz, Milas Ağır Ceza Mahkemesine sunulmak üzere Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesine dilekçe verdi. Tutukluluk halinin devamı kararının kaldırılmasını ve Işık’ın tahliyesini talep etti.
Avukatlar, Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13 Nisan tarihli tensip tutanağında yer alan “tutukluluğun devamı” kararının maddi gerçekle ve hukukla bağdaşmadığını savundu. Dilekçede, tutuklamaya dayanak gösterilen gerekçelerin ortadan kalktığını, buna rağmen tutukluluğun sürdürülmesinin ölçüsüz olduğunu ifade etti:
“Tutukluluk gerekçesi yapılan ‘bölgedeki mahkeme heyetinin başka keşifleri olması’ sebebi ortadan kalkmıştır. Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin acele kamulaştırma dosyalarındaki keşifler bitmiş olup müvekkilin ‘bilirkişilere baskı yapabileceği’ yönündeki gerekçenin artık hiçbir şekilde mümkün olamayacağı da açık olduğundan ölçülülükten uzak tutukluluk tedbirinin ivedi şekilde kaldırılması gerekmektedir."
Avukatlar, Esra Işık hakkında kaçma şüphesi kurmanın mümkün olmadığını savundu. Işık’ın İkizköylü olduğunu, yaşam alanını savunduğunu, ikametgâhının belli olduğunu ve sabıkasının bulunmadığını hatırlattı. Ayrıca, mahkemenin adli kontrolün neden yetersiz kalacağını tartışmadığını vurguladı:
“Müvekkilin tutukluluk gibi ağır bir tedbir uygulanmak yerine adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle yargılamasının devam etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Zira Müvekkil İkizköy muhtarının kızı olup bölge halkı ile bu süreçte dayanışma yürütmektedir. Adli kontrol tedbiri uygulanması halinde ‘kaçma’ şüphesi hiçbir şekilde bulunmamaktadır. Zira Müvekkil yıllardır nenelerinin dedelerinin toprağı olan yaşam alanını koruma mücadelesi vermektedir. "Kaçma" şüphesi Müvekkil için ağır bir ithamdan ibarettir. Müvekkil toprağına dört elle sarılan doğma büyüme İkizköylü bir vatandaştır.
…
Tutukluluğun devamı kararında adli kontrol tedbirlerine hiçbir şekilde değinilmemiş; adli kontrolün neden yetersiz kalacağı tartışılmamıştır. Oysa CMK sistematiği gereği tutuklama ‘son çare’dir; mahkemenin, daha hafif tedbirlerle amaca ulaşılıp ulaşılamayacağını gerekçeli biçimde tartışması gerekir. Bu tartışma yapılmaksızın tutukluluğun devamına karar verilmesi, gerekçelendirme ve ölçülülük standardıyla bağdaşmamaktadır. Tutukluluk tedbiri bu yönden bakıldığında da oldukça ağır bir tedbir olup müvekkilin tahliyesi elzemdir.
Mahkemenin "henüz toplanmadı" dediği deliller dosyada
Savunma bir diğer itiraz noktasını da “delillerin henüz toplanmamış olması” gerekçesine yöneltti. Dosyadaki delillerin tutanaklardan, beyanlardan ve jandarmanın aldığı ses-görüntü kayıtlarından oluştuğunu, bu nedenle Esra Işık’ın delilleri karartamayacağını kaydetti. Avukatlar, mahkemenin hangi delilin eksik kaldığını da açıklamadığını ekledi:
“Tutukluluk halinin devamı kararındaki 'delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu' tespiti de gerçekçi değildir. Müvekkile atılı suçlamayla ilgili olabilecek delillerin tamamı dosyada mevcuttur. İddia makamının toplayacağı başka bir delil de yoktur, toplanan delilleri müvekkilin yok etmesi ya da değiştirmesi de mümkün değildir, tanık ve mağdurlara baskı yapacağına dair hiçbir somut veri yoktur.
Bununla birlikte hangi delillerin neden toplanamadığı ve bu delillerin tutuklulukla nasıl bir illiyet içinde olduğu kararda zaten gösterilmemiştir. Delil karartma ihtimali gerekçesi ileri sürülecekse; sanığın hangi somut eylemlerle hangi delili karartabileceğinin ve neden adli kontrol ile önlenemeyeceğinin somutlaştırılması gerekir.
Dosyamızda delil tartışmasının merkezinde; keşif sırasında gerçekleştiği iddia edilen sözler, keşif tutanağı ve beyanlar ile jandarmanın ses/görüntü kaydı ve çözümlemesi bulunmaktadır. Bu nitelikteki delillerin önemli kısmı ‘kayıt ve tutanak’ olup, sanığın bunları karartabilme ihtimali bulunmamaktadır.
İtiraz merciinden, yalnızca 'devam/ret' şeklinde kısa bir karar değil; özellikle hangi delillerin toplanamadığı, bu delillerin toplanamamasının tutukluluğu zorunlu kılan somut nedeni, adli kontrolün neden yetersiz kalacağı, hususlarında gerekçeli bir değerlendirme yapılmasını talep ederiz.”
"Sorumluluğu söz konusu olamaz"
Avukatlar, dosyada Işık yönünden “kastı kaldıran hata hali” bulunduğunu ifade etti. Dilekçede, failin suçun maddi unsurlarında hataya düşmesi halinde kastın ortadan kalkacağını, “görevi yaptırmamak için direnme” suçunun da bu durumda oluşmayacağını savundu.
Avukatlara göre Esra Işık, olay anında karşısındaki kişileri mahkeme heyeti değil, şirket yetkilileri sandı. Avukatlar, bölgede daha önce jandarma eşliğinde “şirket araştırma ve ikna heyetleri”nin dolaştığını, olay günü de resmi ibare taşımayan sivil bir aracın bölgede bulunduğunu anlattı. Avukatlar, jandarmanın ilk aşamada bilgi vermemesi nedeniyle Işık’ın ve köylülerin şirket faaliyetinden şüphelendiğini söyledi.
Dilekçede “Failin suçun maddi unsurlarında hataya düşmesi durumunda kastı kalkar ve suçun taksirle işlenen hali cezalandırılmadığından görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından sorumluluğu söz konusu olamaz.” ifadelerine yer verdi.
Avukatlar ayrıca, jandarma çözümleme tutanağı ile keşif heyetinin tuttuğu tutanak arasında da fark bulunduğunu kaydetti. Dilekçeye göre keşif heyeti bazı ifadeleri daha ağır aktardı; buna karşılık jandarma çözümlemesi aynı içeriği doğrulamadı. Avukatlar, mahkemenin bu çelişkiyi gidermeden tutukluluğu sürdürdüğünü belirtti.
Esra Işık’ın avukatları son olarak itirazın duruşmalı incelenmesini ve olay günü bölgede bulunan tanıkları dinlemesini istedi. Sonuç olarak da mahkemeden tutuklama kararını kaldırmasını, Işık’ı doğrudan ya da adli kontrolle tahliye etmesini talep etti.

Esra Işık hakkında iddianame hazırlandı

Yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı
(HA)









