10 Nisan Cuma günü İstanbul’da Limak Holding genel merkezi önünde çok sayıda sendika, emek örgütü ve bağımsız hak inisiyatifi Akbelen-İkizköy ormanlarını savunan köylülerin sözcüsü Esra Işık ve Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü ve Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanmasını protesto etmek üzere bir araya geldi.
Limak Holding önünde gerçekleştirilen eylemde yapılan açıklamada iki eylemcinin tutuklanması ayrı olaylar olarak değil, “emeği ve doğayı savunanların” bir arada hedef alındığı kolektif bir sermaye saldırısı olarak değerlendirildi.
Açıklamada yargının kamunun değil sermaye kuruluşlarının çıkarlarının savunusunu yaptığı vurgulandı:
Memleketin dört bir yanı talan ediliyor. Ama Milas Savcılığı, Limak Holding’in hukuk birimi gibi çalışıyor.
İstiyorlar ki boyun eğelim, onların istediği sendikacılar olalım. Hayır, işçi sınıfının fiili meşru mücadelesini örgütleyeceğiz. Doğamızı da savunacağız, örgütlenmeye de devam edeceğiz.”
Protestocular hem maden işçilerinin sendikal mücadelelerine hem de, tarımsal üreticilerin ekolojik direnişine birlikte sahip çıktılar.
Umut-Sen Sözcüsü Murat Bostancı da, “İstedikleri ‘makul’ sendika, parti, gazete… Susturmak istiyorlar yani. Ama korkmayacağız. Daha fazla mücadele etmek zorundayız” diyerek protestonun politik bağlamını vurguladı.
Başaran Aksu'nun tutuklanması
Eylem, bir gün önce Başaran Aksu’nun tutuklanmasıyla tetiklenen tepkinin görünür bir ifadesiydi.
Aksu’nun Hopa’daki evi 6 Nisan’da Milas Cumhuriyet Savcılığı talimatıyla basılmış, dijital materyallerine el konulmuştu, bağımsız sendikacı 9 Nisan’da Soma Adliyesi’nde ifade verdikten sonra sevk edildiği mahkemede, Akbelen-İkizköy çiftçilerinin mücadelesinde öne çıkan Esra Işık’ın tutuklanmasına sosyal medyadan tepki gösterdiği gerekçesiyle tutuklanmıştı.

Başaran Aksu tutuklandı
Aksu, tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye’de yargı bu durumda. Holdingler ne isterse onu yapıyorlar. Holdingleri üzmeye devam edeceğiz!” dedi.
Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır da bu kararı, “Türkiye’de işçi sınıfına ve halka gözdağı verilmek isteniyor” sözleriyle değerlendirdi. Aksu’nun tutuklanması işçi mücadelelerinin örgütlenmesine yönelik bir dur ihtarı olarak okundu.
Esra Işık'ın tutuklanması
Esra Işık’a yönelik baskılar karşısında tepkiler Mart sonundan bu yana sürüyor. Muğla’nın İkizköy Mahallesi’nde Akbelen Ormanı çevresindeki “acele kamulaştırma” sürecine direnişte öne çıkanlar arasında olan Işık, 31 Mart gecesi evinden gözaltına alınmış ve ertesi gün tutuklanmıştı.

Yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı
Işık’ın tutuklanması üzerine 241 sivil toplum kuruluşu yayımladıkları ortak açıklamada “Tutuklanan sadece Esra Işık değil, tüm yaşam alanlarıdır” dediler. Aynı çağrıyla İstanbul Kadıköy İskelesi, Ankara Yüksel Caddesi, İzmir Türkan Saylan Kültür Merkezi önü, Çanakkale ve Muğla E Tipi Cezaevi önü için dayanışma eylemleri duyuruldu.

Esra Işık'ın tutuklanmasına karşı ortak ses: İktidar yaşam savunucularını hedef alıyor
Muğla E Tipi Cezaevi önündeki açıklamada Esra Işık’ın mektubu da okundu. Mektubunda, “Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum” diyen Işık “Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim” ve “Mücadelemizi de, onurumuzu da, haysiyetimizi de satmayacağız” sözleriyle tutuklanmasının mücadeleyi durdurmayacağını vurguluyordu.
Muğla Barosu Başkanı Levent Akgün de aynı açıklamada, tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp “cezalandırılma aracı olarak” kullanıldığını söyledi.

İkizköylüler yaşam alanları için AYM önünde: "Geç gelen adalet, adalet değildir"
Madenci sendikasıyla orman köylüsünü bağlayan halka
Esra Işık ve Başaran Aksu’nun dosyalarını birbirine bağlayan yalnızca peş peşe gelen tutuklamalar değildi. İkisinin içinden gelip temsil ettikleri mücadele alanlarının iç içe geçmiş olmasıydı.
Esra Işık, İkizköy-Akbelen çizgisinde üretici köylülerin topraklarını, zeytinliklerini ve yaşam alanını savunan direnişin içinde yaşadı. Bu çizginin merkezinde acele kamulaştırma, kömür ekstraktivizmi, termik santral genişlemesi ve kırsal yaşamın tasfiyesinden duyulan kaygı var.

İkizköylü Esra Işık: Nöbetimiz sürüyor, Akbelen’den vazgeçmeyeceğiz
Başaran Aksu ise yıllardır maden havzalarında, depolarda ve farklı işkollarında taban örgütlenmesi yürüten, Umut-Sen ile Bağımsız Maden-İş çizgisinin öne çıkan örgütleyicilerinden biri.
Umut-Sen ilkeleri arasında yer alan “İşçi hareketinin ve örgütlerinin devlet ve sermayeden bağımsızlığını savunma” perspektifi bu çizginin yalnızca emek piyasasında klasik sendikal temsille yetinmediğini, patron ve devlet baskısına karşı doğrudan mücadele perspektifi taşıdığını gösteriyor.

SENDİKALAŞMA HAKKI
İzmir'de sendikaya üye oldukları için işten çıkarılmaya direnen 39 işçiye gözaltı
Aksu aynı zamanda Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı ve direnişlerle süreç olarak ilişkilenen bir eylemci modeli ortaya koyuyor.
Bu iki çizgi doğası gereği Aksu ile Işık’ın yollarını aynı siyasal çabada buluşturuyor: Maden çıkarımı ve sermaye birikiminin hem emeğe ve emekçiye hem doğaya yüklediği maliyetlerle hesaplaşma çabası.

Umut-Sen'den “Holdingsiz Türkiye” konferansı
Son tutuklamalar dolayısıyla oluşan dayanışma dili, “çevre” ve “emek” arasında talan ve baskı düzenine karşı ortak mücadele fikrine varıyor.
“Bağımsız sendikacılık”ın hedef haline gelmesi de bu talan düzeni için ima ettiği “ortak mücadele” tehlikesini hareket halinde tutması.
Işık ve Aksu’nun tutuklanmaları da, bu tutuklanmanın doğurduğu çoklu tepkiler de, işçilerin gündelik mücadelesinin, üretici köylülerin kendileri ve doğanın yaşar kalması için verdikleri mücadeleyle giderek artan ölçüde iç içe geçmesinin kaçınılmaz sonuçları. Bu temas yalnızca emeğin ve emekçinin değil, umudun da örgütlenmesini işçi hareketinin ve toplumsal muhalefetin gündemine taşıyor.
(AEK)

