İBB davasında 9 kişi hakkında tahliye kararı
CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 77'si tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının 41. celsesi bugün görülüyor.
Mütalaasını açıklayan savcı, Engin Ulusoy, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş ve Gökhan Köseoğlu’nun tahliyesini talep etti. Mahkeme heyeti, 9 kişinin tahliyesine karar verdi.
Mahkeme başkanı, "Tatilimiz dolduğu için bir sonraki gözden geçirme tarihimiz de 18 Haziran'a denk geliyor. 18 Haziran 2026'da yapacağız, şu an hakkında tahliye kararı verdiğimiz sanıkların isimlerini okuyorum. Kararı yine oy birliğiyle aldık" dedi.
Tahliyesine karar verilenlerden: Sezai Büyükçubağ, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Gökhan Kösoğlu, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak şu an için tahliye kararı verdi.
Karar öncesi yaşananlar
Savcı, diğer tutukluların tutukluluğunun devamını istedi. Duruşmaya en az bir saatlik ara verildi. Ara sonrası mahkeme, kararını açıklayacak.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda gerçekleştirilen duruşma tutuklu sanıkların getirilmesi sonrasında başladı.
Duruşmada, tutuklu iş insanı Murat Kapki'nin kardeşi Serhat Kapki’nin avukatları konuşuyor. Ayrıca bugün, mahkeme heyetinin tutukluluk incelemesi yapması ve tahliyeler bekleniyor.
Duruşmayı çok sayıda basın mensubu, tutukluların aileleri ve Dilek İmamoğlu da takip ediyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Serhat Kapki’nin avukatları Buğra Özdoğan ve Ziya Ergin’in mahkemede yaptığı savunmalar, soruşturmanın yürütülme biçimine yönelik sert eleştiriler ve “zabıta” vurgulu ifadeler nedeniyle dikkat çekti.
Savunmalarda, Serhat Kapki’nin yalnızca kardeşi Murat Kapki nedeniyle tutuklu bulunduğu ileri sürülürken, soruşturma sürecinde etkin pişmanlık ifadeleriyle yeni suçlamalar üretildiği iddia edildi. Avukatlar, dosyada yer alan tanık ve etkin pişmanlıkçı ifadelerinin çelişkili olduğunu savundu.
“Zabıta silahlı olsaydı bugün silahlı örgüt konuşulurdu”
Duruşmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri, avukat Ziya Ergin’in soruşturmada “örgüt” suçlamasına ilişkin yaptığı değerlendirme oldu. Ergin, soruşturma makamlarının çok kolay şekilde “örgüt” tanımı yaptığını savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Buradaki insanların en büyük şansı ne biliyor musunuz Sayın Başkan? Daha doğrusu hepimizin. Zabıtaya silah kullanma ve bulundurma yetkisinin verilmemesidir. Geçmişte hasbelkader İBB zabıtası silahlandırılmış olsaydı biz burada silahlı örgüt savunması yapıyor olurduk.”
Ergin, bu sözlerin ardından iddianamede ortaya konulan örgüt yapısının hukuki kriterleri karşılamadığını ileri sürdü. Ceza Genel Kurulu kararlarına atıf yapan savunma, örgüt suçlaması için gerekli hiyerarşik yapı ve devamlılık unsurlarının bulunmadığını savundu.
“Gerçeğe aykırı zabıt tutuldu” iddiası
Savunmalarda yalnızca zabıta değil, “zabıt” tartışması da öne çıktı. Avukat Uğur Özdoğan, sulh ceza hâkimliklerinde gerçekleştirilen işlemlerin tutanaklara gerçeğe aykırı şekilde geçirildiğini iddia etti.
Özdoğan, sorgu işlemlerinde şüphelilerin ayrı ayrı salona alındığını ancak resmi tutanaklarda herkesin aynı anda duruşmada bulunmuş gibi gösterildiğini savundu.
“Gerçeğe aykırı zabıt tutuluyor ya da zabıt gerçeğe aykırı şekilde kitabına uygun hale getiriliyor” diyen Özdoğan, bunun soruşturmanın hukuka uygunluğu açısından ciddi bir sorun olduğunu söyledi.
Savunmada ayrıca, soruşturmayı denetlemekle görevli sulh ceza hâkimliklerinin fiili uygulamalarının hukuka aykırı olduğu öne sürüldü.
“Serhat Kapki’ye kimse ‘örgüte üye misin’ diye sormadı”
Avukat Özdoğan, müvekkiline soruşturma boyunca doğrudan örgüt üyeliği suçlamasının sorulmadığını da dile getirdi.
Savunmada, Serhat Kapki’nin ilk gözaltı sürecinde serbest bırakıldığı, daha sonra ise yalnızca yeni etkin pişmanlık ifadeleri gerekçe gösterilerek yeniden tutuklandığı belirtildi.
Özdoğan, “Mart ayında serbest bırakılan bir kişi, Haziran ayında kendi isteğiyle ifadeye geliyor ve kaçma şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanıyor” diyerek tutuklama kararının çelişkili olduğunu savundu.
Etkin pişmanlık ifadelerine sert eleştiri
Savunmanın önemli bir bölümünü etkin pişmanlıkçıların ifadelerine yönelik eleştiriler oluşturdu.
Avukatlar, Ahmet Çiçek, Güngör Gülman ve Berat Çağrı Kapki’nin ilk ifadelerinde suçlamaları reddettiklerini, tutuklandıktan sonra verdikleri ikinci ifadelerde ise etkin pişman olup başkalarını suçlamaya başladıklarını ileri sürdü.
Özdoğan, bu süreci şu sözlerle anlattı:
“Suçlamaları kabul etmeyen tutuklanıyor. Sonra kişi biraz yatıyor, yeniden ifadeye geliyor, etkin pişmancı oluyor, başkalarını suçluyor ve tahliye oluyor.”
Savunmaya göre, Serhat Kapki ve Şeyhmus Sarıboğa suçlamaları reddettikleri için tutuklu kalırken, etkin pişman olan isimler tahliye edildi.
“İddianame dedikodu metni gibi”
Savunmalarda iddianamenin yapısına yönelik de ağır eleştiriler yöneltildi.
Özdoğan, dosyada 143 ayrı eylem bulunduğunu ancak bunların sistematik şekilde yargılanmadığını savundu. İddianameyi “dedikodu aracı” olarak niteleyen Özdoğan, birçok kişinin farklı tarihlerde verdiği çelişkili ifadelerin dosyada yer almadığını öne sürdü.
“Bir sürü insan, bir sürü insanla ilgili bir sürü şey anlatıyor. Anlatılanlar arasında delil yok. Anlatılanlar arasında genelde bağlantı yok” ifadelerini kullandı.
“Müvekkilin tek eylemi Murat Kapki’nin kardeşi olmak”
Savunmanın sonunda avukatlar, Serhat Kapki hakkındaki suçlamaların somut delile dayanmadığını savunarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.
Özdoğan, son olarak şöyle dedi:
“Müvekkilin gerçek olan tek eylemi Murat Kapki ile aynı ana babadan doğmuş olmaktır. Bu eylemde müvekkilin kastı yoktur. Zaten Türk Ceza Kanunu’nda böyle bir suç tipi de yoktur.”
İBB soruşturması kapsamında tutuklu bulunan reklam ajansı sahibi Şeyhmus Sarıboğa, mahkemede yaptığı savunmada hem sağlık sorunlarını hem de soruşturma sürecinde yönlendirildiğini öne sürdüğü ifadeleri anlattı. Sarıboğa, özellikle avukat Selcen Akar hakkında dikkat çeken iddialarda bulundu.
Mahkemede konuşan Sarıboğa, daha önce hiç gözaltına alınmadığını ve süreç karşısında büyük panik yaşadığını söyledi. Gözaltına alındığı dönemde şeker hastalığı nedeniyle rahatsızlandığını belirten Sarıboğa, emniyet ve savcılık ifadelerinde yönlendirmeye maruz kaldığını öne sürdü.
Sar ıboğa, avukat Selcen Akar’ın kendisine dosyayı çok iyi bildiğini söylediğini belirterek, “Başkaları hakkında bilgi vermezsen tutuklanırsın” şeklinde telkinlerde bulunduğunu iddia etti. Bu nedenle bazı banka işlemlerini rastgele kabul ettiğini söyleyen Sarıboğa, söz konusu işlemleri suç unsuru olarak görmediğini ifade etti.
Savcılık ifadesi sırasında da beyanlarının farklı şekilde tutanağa geçirildiğini öne süren Sarıboğa, bazı isimlerle ilgili söylediklerinin değiştirilerek yazıldığını iddia etti. İfadesi tamamlandıktan sonra avukatının kendisine metni imzalamasını söylediğini belirten Sarıboğa, daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını anlattı.
Sar ıboğa, ilerleyen süreçte yeniden savcılığa çağrıldığını ve burada başka şüphelilerin etkin pişmanlık ifadelerinin kendisine okunduğunu söyledi. Bu aşamada “örgüt üyeliği” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıboğa, yaşanan karmaşanın soruşturma sürecindeki yönlendirmelerden kaynaklandığını savundu.
Savunmasının en dikkat çeken bölümünde ise cezaevinde yaşandığını iddia ettiği bir görüşmeyi anlattı. Sarıboğa, tutuklandıktan birkaç gün sonra avukat Selcen Akar’ın gece yarısı cezaevine geldiğini ve kendisine “etkin pişmanlık” kapsamında ifade vererek Murat Kapki hakkında beyanda bulunması halinde tahliye edilebileceğini söylediğini iddia etti.
Mahkemede, “Bir suç işlemedim ki neyi itiraf edeceğim?” diyen Sarıboğa, bu teklifi kabul etmediğini ve avukatla çalışmayı bıraktığını ifade etti. Ayrıca ailesini önceden uyardığını söyleyen Sarıboğa, avukatın daha sonra eşini ve kardeşini arayarak “anlaştıklarını” söylediğini, ancak bunun doğru olmadığını söyledi.
Sağlık sorunlarına da değinen Sarıboğa, daha önce ağır verem tedavisi gördüğünü, şeker hastası olduğunu ve cezaevinde ciddi sağlık problemleri yaşadığını anlattı. Kaburgalarının kırıldığını ve halen nefes darlığı çektiğini söyleyen Sarıboğa, cezaevi koşullarının tedavi sürecini zorlaştırdığını belirtti.
İki kız çocuğundan yaklaşık 12 aydır ayrı kaldığını ifade eden Sarıboğa, çocuklarının kendisini iş nedeniyle şehir dışında sandığını söyledi. Duruşmada duygusal anlar yaşayan Sarıboğa, kızlarının doğum günlerini kaçırdığını ve telefonda “Baba artık eve gelmeyecek misin?” sorusuyla karşılaştığını anlattı.
Hakkındaki “sahte fatura”, “para taşıma” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarını reddeden Sarıboğa, tüm ticari faaliyetlerinin yasal olduğunu savunarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.
İmamoğlu, duruşma arasında şöyle seslendi:
"Hepinizi çok seviyorum. İnşallah güzel olacak. Bekliyoruz sonucu. Birlikte olmak zorundayız. Dayanışma içinde olmak zorundayız. Güçlü olmak zorundayız. İnşallah sonu da güzel olacak. Özgür Özel, can yoldaşımdır. Genel Başkanımızdır. Onu çok seviyorum…"
İddianame
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Ekrem İmamoğlu “örgüt elebaşı” olarak gösteriliyor. İmamoğlu hakkında “örgüt kurma”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “dolandırıcılık”, “çevreyi kasten kirletme” ve “kişisel verileri hukuka aykırı kullanma” dahil çok sayıda suçlama yöneltiliyor.
Savcılık, İmamoğlu için toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediyor.
İddianamede Fatih Keleş için 556 yıldan 1542 yıla kadar, Murat Ongun için ise 287 yıldan 779 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Dava kapsamında daha önce bazı tahliyeler gerçekleşmiş olsa da dosyada halen 77 tutuklu sanık bulunuyor.
(EMK)
Avrupa Yeşiller Eş Başkanı Tsetsi: Türkiye’de olanlar sıradanlaştırılamaz
İBB DAVASI 40. CELSE
İmamoğlu’ndan 2019 vurgusu: “Öncesi yok sayılıyor”
“Diktatör Erdoğan” paylaşımına dava: Savcılık, avukat takibini delil gösterdi
İBB DAVASI
İmamoğlu: Hayatta rakibinden bu kadar korkan yoktur
KADINLARIN GÜNDEMİ
19 saniyede iki kadın öldürüldü: Mahkeme neden “tasarlayarak” demedi?