İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davada 407 sanığın yargılandığı duruşma 13. celseye girdi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda yargılama bu akşam 21.00 itibarı ile sona erdi.
Son beyanı Ekrem İmamoğlu'nun özel kalem müdürü Kadriye Kasapoğlu'nun avukatlarının tahliye beyanıyla sona erdi. Geri kalan tahliye talepleri yarın alınacak.
Duruşmada gün boyu yaşananlar:
Bugünkü duruşmada avukatlar ve tutuklu sanıklar salondaki yerlerini aldı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu” sloganları eşliğinde salona girdi. Aileler de duruşmayı izlerken tutuklu yakınlarına el salladı.
Mehmet Pehlivan'ın tutukluluğu
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kabaoğlu, Avukatlık Kanunu’nun kendisine ve baro yönetimine verdiği yetkiye dayanarak söz aldı. Kabaoğlu, konuşmasını iki bölüm halinde yapacağını belirtti önce tutuklamaya ilişkin genel anayasal ilkeleri değerlendireceğini, ardından baro üyesi avukat Mehmet Pehlivan hakkında görüşlerini paylaşacağını ifade etti.
Kabaoğlu, Pehlivan’ın savunma görevini yürütürken tutuklandığını vurguladı ve süreci eleştirdi. 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararına değinen Kabaoğlu, “Kıdemli bir avukat olarak böyle bir karardan hicap duyuyorum. Bir meslektaşımızın gerekçesiz karar vermesini kabul edemem” dedi.
Tutuklama kararını iki kişinin beyanına dayandırıldığını belirten Kabaoğlu, yargılamanın henüz başlangıç aşamasında bulunduğunu hatırlattı. Bu aşamada itirafçı beyanlarını kesin delil olarak görmenin mümkün olmadığını vurguladı. Ayrıca iddia makamının da bazı suçlamalar konusunda net bir kanaat ortaya koyamadığını, “tehditvari” gibi ifadeler kullandığını söyledi.
Kabaoğlu, somut olayda Mehmet Pehlivan’ın kaçtığına ya da delilleri kararttığına dair herhangi bir bulgu bulunmadığını ifade etti. Bu gerekçelerle bir avukatın tutuklanmasının hem hayatın olağan akışına hem de hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu dile getirdi. Yargının araçsallaştırılmaması gerektiğini vurgulayan Kabaoğlu, ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu sözlerine ekledi.
Savcı mütaalası
Aranın ardınsan savcı mütaalasını açıkladı, "Bu aşamada tutuklu ve tahliyeye ilişkin olarak sanıklardan Sırlı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şiolu, Ebubekir Akın, Davut Bildik ve Kadriye Kasapoğlu yönünden mevcut delil durumu, sanıkların tutuk kaldıkları süre, üzerlerine atılışım basın ve etkileri gözetilerek bu aşamada tahliyelerine, diğer sanıkların bu aşamada tutuklu hallerinin devamına karar verilmekle birlikte kanuna tarafı hükmedilmiştir" dedi.
Iraz Bayrak'ın avukatı: Serbest bırakılsın
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 407 sanığın yargılandığı davada, tutuklu sanık Iraz Bayrak’ın müdafii Avukat Mehmet Burak Arıcı, mahkemede yaptığı savunmada müvekkilinin tahliyesini istedi.
Arıcı, müvekkilinin “kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarıyla 27 Ekim 2025 tarihinde tutuklandığını hatırlatarak, tutukluluğun en başından bu yana anlamsız olduğunu ve gelinen aşamada özgürlükten yoksun bırakmaya dönüştüğünü savundu.
Tutukluluk sürecine ilişkin çok sayıda itiraz dilekçesi sunduklarını belirten Arıcı, bu başvuruların dikkate alınmadığını öne sürdü. 10 Kasım 2025’te yapılan ilk itirazın dahi değerlendirilmediğini ifade eden Arıcı, sonraki aylarda yapılan başvuruların ise gerekçesiz şekilde reddedildiğini söyledi.
Savunmasında müvekkilinin mesleki konumuna da değinen Arıcı, Iraz Bayrak’ın İBB’de “iş analisti” olarak görev yaptığını ve yazılım geliştirme süreçlerinde yalnızca birimler arası koordinasyonu sağlayan “köprü” rolünde bulunduğunu belirtti. Bayrak’ın herhangi bir veri işleme ya da kayıt yetkisine sahip olmadığını vurguladı.
İddianamede yer alan “İstanbul Senin” ve “İBB Hanem” uygulamalarının birbirine karıştırıldığını savunan Arıcı, müvekkilinin “İstanbul Senin” projesiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını ifade etti. “İBB Hanem” uygulamasına ilişkin iddiaların da teknik ve hukuki açıdan dayanaksız olduğunu dile getirdi.
Dosyada, Bayrak’ın herhangi bir siyasi partiden veri temin ettiğine dair somut bir delil bulunmadığını belirten Arıcı, bu yöndeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. USOM raporlarında da bu yönde bir tespit olmadığını kaydetti.
İddianamede yer alan “örgüt” kurgusunun da gerçek dışı olduğunu savunan Arıcı, müvekkilinin işe alım sürecinin şeffaf olduğunu ve üniversite hocasının yönlendirmesiyle başvurduğu İBB’de mülakat sürecini tamamlayarak göreve başladığını ifade etti.
“İBB Hanem Yönetici Listesi” olarak sunulan belgelerin gerçekte test kullanıcılarına ait olduğunu belirten Arıcı, listede yer alan isimlerin dahi bu durumu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Müvekkilinin test amaçlı kullandığı örnek isimlerin iddianamede delil gibi sunulmasını eleştirdi.
Tutukluluğun insani boyutuna da dikkat çeken Arıcı, yaklaşık 6 aydır süren sürecin hem müvekkili hem de ailesi açısından ağır mağduriyet yarattığını ifade etti. Bayrak’ın lekelenmeme hakkının da ihlal edildiğini belirten Arıcı, gözaltı sürecine ait görüntülerin basına servis edilmesini eleştirdi.
Arıcı, mahkemeden müvekkilinin derhal tahliyesine karar verilmesini talep etti. Avukatların tahliya talepleri devam ediyor.
Melih Geçek’in avukatından tahliye talebi ve iddianameye eleştiri
STTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Kocaoğlu, müvekkilinin tahliyesini talep etti ve iddianame ile tutuklama sürecine yönelik eleştirilerde bulundu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik açılan ve 407 sanığın yargılandığı davanın duruşmasında konuşan Kocaoğlu, salonda yer olmasına rağmen izleyicilerin içeri alınmadığını belirtti. Talep üzerine mahkeme başkanı, bekleyenlerin salona alınması yönünde talimat verdi.
Savunmasını başlıklar halinde sunan Kocaoğlu, öncelikle savcılık mütalaasını eleştirdi. Tahliye taleplerinin kabul oranlarına dikkat çekerek savunma yapanlarla yapmayanlar arasında ciddi fark bulunduğunu, bunun adil değerlendirme konusunda soru işareti yarattığını söyledi.
Tutuklama sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Kocaoğlu, sevk yazısındaki suçlamalar ile iddianamede yer alan hususların örtüşmediğini belirtti. Rüşvet suçlamasına işaret ederek “Sevk yok, iddia yok, dava yok ama tutuklama var” dedi. Tutuklama kararında “somut delil” yerine “somut olgu” ifadesinin kullanılmasını da hukuka aykırı bulduğunu söyledi.
İddianamede çelişkiler bulunduğunu savunan Kocaoğlu, özellikle “İstanbul Senin” ve “İBB Hanem” uygulamalarına ilişkin suçlamaların net olmadığını belirtti. Müvekkilinin bu projelerdeki rolünün ortaya konulamadığını, bilirkişi raporlarının da sorumluluğu desteklemediğini söyledi.
Veri sızıntısı iddialarına da değinen Kocaoğlu, söz konusu tarihlerde müvekkilinin tutuklu olduğunu ve sistem erişiminin başka kurumlarda bulunduğunu belirtti. Olayın tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini ifade etti ve ilgili kurum yetkililerinin dinlenmesini talep etti.
Örgüt üyeliği suçlamasına ilişkin somut delil bulunmadığını belirten Kocaoğlu, dosyada müvekkilinin talimat verdiğine dair herhangi bir kayıt ya da beyan olmadığını söyledi. İddianamede bazı hukuki nitelendirmelerin de çelişkili olduğunu dile getirdi.
Tutukluluk süresine dikkat çeken Kocaoğlu, müvekkilinin 11 aydır cezaevinde olduğunu ve isnat edilen suçun ceza aralığının 2 ila 4 yıl arasında bulunduğunu hatırlattı. Aynı dosyada daha ağır suçlamalarla yargılanan bazı isimlerin tutuksuz olduğunu belirterek bu durumun ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu söyledi.
Savunmasının sonunda yargılamanın adil ve gecikmeden sonuçlanması gerektiğini vurgulayan Kocaoğlu, hem Melih Geçek’in hem de dosya kapsamında tutuklu bulunan diğer isimlerin tahliyesini talep etti.
Dosyada 107 tutuklu ve 5 müşteki sanık yer alıyor. Duruşma bu hafta perşembe gününe kadar, savunması henüz alınmayan tutuklu sanıkların avukatlarının tahliye talepleriyle devam edecek.
Mahkeme heyeti bu hafta içinde sanık avukatlarının beyanlarını dinleyecek ve tutuklu sanıkların durumunu inceleyecek. Hafta sonunda yapılacak değerlendirmelerin ardından perşembe günü bazı sanıklar hakkında tahliye kararı çıkabileceği belirtiliyor.
(EMK)







