107’si tutuklu toplam 407 sanığın yargılandığı “İBB davası”nın 14’üncü celsesinde, yargılamanın seyrine ilişkin dikkat çeken bir detay gündeme taşındı.

GÜNCELLENİYOR
İBB davası 14. gün: Avukatlar Mehmet Pehlivan için de tahliye istiyor
Duruşmada müvekkili için tahliye talebinde bulunan Sadık Ömer Cennetoğlu, müvekkili Mustafa Keleş üzerinden dosyada yaşandığını öne sürdüğü ciddi bir karışıklığı anlattı: Aynı isimde iki ayrı sanığın bulunması ve bu kişilerin yargılama sürecinde birbirine karıştırılması.
Cennetoğlu, dosyada yer alan iki farklı Mustafa Keleş’in kimlik bilgilerinin, aile bağlarının ve yaşamlarının tamamen farklı olduğunu, buna rağmen yargılama sürecinde bu ayrımın çoğu zaman gözetilmediğini belirtti.
Mahkemeye yapılan başvurulara karşılık yanlış kişiye tebligat gönderildiğini, hatta müvekkili lehine sunulan bazı delillerin savcılık tarafından diğer Mustafa Keleş’in aleyhine kullanıldığını söyledi. Bu durumun, savunma hakkını doğrudan zedelediğini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini engellediğini dile getirdi.
Sağlık sorunları var
Savunmada dikkat çeken bir diğer nokta ise, müvekkil Mustafa Keleş’e yöneltilen suçlamaların içeriği oldu. Cennetoğlu, iddianamede yer alan ağır suçlamalara rağmen müvekkilinin adının dosyada neredeyse hiç geçmediğini, yalnızca tek bir ifadede “sigortalı çalışan” olarak anıldığını aktardı. Buna karşın genç sanığın örgüt üyeliği, rüşvet, dolandırıcılık, çevreyi kirletme ve çeşitli kanunlara muhalefet gibi çok sayıda suçlamayla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.
22 yaşında, üniversiteden yeni mezun bir inşaat mühendisi olan Mustafa Keleş’in, Murat Gülibrahimoğlu’na ait bir şirkette satın alma personeli olarak çalıştığı ifade edildi. Savunmada, müvekkilin herhangi bir yönetim yetkisi, imza hakkı ya da karar alma pozisyonu bulunmadığı, yalnızca rutin satın alma işlemleriyle ilgilendiği belirtildi. Buna rağmen kamu görevlilerine özgü suçlarla itham edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürüldü.
"Doğrudan bağ yok"
Yargılama sürecine ilişkin usul tartışmaları da savunmanın önemli başlıklarından biri oldu. Cennetoğlu, müvekkilinin çağrı üzerine emniyete gitmesine rağmen kapıda gözaltına alındığını, bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu söyledi. Sulh ceza hakimliği aşamasında ise yeterli sorgulama yapılmadan tutuklama kararı verildiğini, hatta sevk edilmediği suçlardan da tutuklandığını belirtti.
Dosyada yer alan faaliyet alanlarıyla müvekkilin ilişkisinin bulunmadığını ifade eden savunma, özellikle Cebeci maden sahasına ilişkin suçlamalara dikkat çekti. Mustafa Keleş’in bu bölgede herhangi bir faaliyette bulunmadığı, sahada bulunduğuna ya da talimat verdiğine dair hiçbir tanık beyanı veya somut delil olmadığı vurgulandı. Ayrıca müvekkilin çalıştığı şirket ile suçlamalara konu faaliyetlerin yürütüldüğü şirket arasında da doğrudan bir bağ bulunmadığı ifade edildi.
Tutukluluğun devamına gerekçe olarak gösterilen “kaçma şüphesi” ve “delil karartma ihtimali” de savunma tarafından eleştirildi. Müvekkilin daha önce kendi pasaportuyla yurt dışına çıkıp kısa süre içinde geri döndüğü, ayrıca emniyete çağrı üzerine gittiği hatırlatılarak kaçma şüphesinin somut bir temele dayanmadığı belirtildi. Dosyada yer alan sınırlı verilerin ise değiştirilemeyecek resmi kayıtlar olduğu, bu nedenle delil karartma ihtimalinin de bulunmadığı savunuldu.
Ayrıca Cennetoğlu, Mustafa Keleş’in tutukluluğunun yalnızca hukuki değil, insani sonuçlar da doğurduğu ifade edildi. Yaklaşık 10 aydır cezaevinde bulunan genç sanığın ailesiyle sınırlı şekilde görüşebildiği, cezaevi koşulları nedeniyle sağlık sorunları yaşadığı ve zaman zaman güvenlik riski altında kaldığı dile getirildi.
Avukat Cennetoğlu, tüm bu gerekçeler ışığında hem dosyadaki isim karışıklığının giderilmesini hem de somut delil bulunmaması nedeniyle Mustafa Keleş’in adli kontrol şartıyla tahliyesini talep etti.
(EMK)







