Baştan aklımızda tutalım, “Bu şehirlerde şiddet yok” aslında eksik bir başlık. Doğru hali şu, “Bu şehirlerde 2025’te basına yansıyan erkek şiddeti vakası olmadı”.
Peki hangi kentler?
bianet’in 2018 yılından bu yana hem aylık hem de yıllık hazırladığı erkek şiddeti çetelelerinde bu kentleri de görmek mümkün.
2025’teki erkek şiddeti verilerinin tamamını geçen hafta bir video ile kamuoyu ile paylaştık. Bu çetelereye göre, 1 Ocak 2025 - 31 Aralık 2025 döneminde Türkiye'deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlediği güncel verilere göre, erkekler, 2025'te en az 299 kadını ve 64 çocuğu öldürdü.
2025’te aralarında transların da olduğu en az 471 kadının ölümü basına "şüpheli" olarak yansıdı.

bianet erkek şiddeti videosu ve infografiği yayında
Bu illerde 2025’te hiçbir cinayet vakası basına yansımadı: Ardahan, Artvin, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Burdur, Düzce, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Kilis, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sinop, Sivas, Dersim.
Yani, hiçbir erkek bir kadını öldürmedi.
2025’te bu illerde basına yansıyan erkek şiddeti (yaralama) vakası olmadı: Ağrı, Amasya, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bitlis, Erzincan, Hakkari, Karabük, Kars, Kırıkkale, Kilis, Malatya, Mersin, Niğde, Siirt, Sinop.
Ortak kentler hangileri diye baktığımızda ise ortaya çıkan tablo şöyle:
2025’te hiçbir şiddet veya cinayetin basına yansımadığı iller: Ardahan, Artvin, Bayburt, Bitlis, Erzincan, Hakkari, Kilis, Niğde, Sinop.
Gördüğünüz gibi erkek şiddetinin doğusu, batısı, kentlisi, kırsalı, okumuşu, cahili yok. Erkekliğin olduğu her yerde kadınlar şiddetin hedefinde.
Şiddetin olmadığı daha doğrusu şiddetin basına yansımadığı kentler bize ne söylüyor? Bu tabloyu nasıl okumak gerekiyor?
Ardahan, Artvin, Bayburt, Bitlis, Erzincan, Hakkari, Kilis, Niğde ve Sinop’un büyük bölümü düşük nüfuslu, büyük metropollere kıyasla daha sınırlı sosyal hareketliliğe sahip.
Ayrıca, nüfusun az olması, hem suç sayılarının mutlak olarak daha düşük seyretmesine hem de toplumsal ilişkilerin daha “yakın” ve denetimli olmasına yol açabiliyor.
Bu durum, şiddetin gerçekten daha az yaşanması ihtimalini barındırsa bile aynı zamanda olayların basına yansımama ihtimalini de artırıyor. Yerel haber sitelerinin sınırlı kapasitesi, aile içi şiddetin / erkek şiddetinin “özel alan” sayılması ve kadınların görünür olamaması bu tabloyu etkileyen faktörler arasında.
Kadın hakları açısından bakıldığında ise tablo tek yönlü değil. Bu illerin bir kısmında (örneğin Artvin, Sinop gibi) kadınların kamusal hayata katılımı, eğitim oranları ve yerel sivil toplum faaliyetleri görece daha güçlü, bu da şiddeti önleyici bir kültürel zemin oluşturabiliyor.
Buna karşılık bazı illerde ise kadın hakları alanındaki kurumsal gelişmişlik sınırlı olmasına rağmen yine de basına yansıyan vaka olmaması, hak ihlallerinin yaşanmadığı değil, görünür olmadığı ihtimalini düşündürüyor.
Yani bu veriler, “şiddetin yokluğu”ndan çok, nüfus, yerel medya, toplumsal yapı ve kadınların sesini duyurabilme imkânlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Tam bu yüzden, umut verici mi? Evet. Temkinli okunması gereken bir tablo mu? Ona da evet.
Ayrıca son beş yıldır verilere bakıldığında en dikkat çeken detaylardan biri şüpheli kadın ölümlerinin artış göstermesi. 2024'de aralarında transların da olduğu en az 282 kadının ölümü basına "şüpheli" olarak yansırken 2025’te bu sayı 471’e yükseldi.
2024 ve 2025 verilerine detaylıca bakalım.
2024 ve 2025’te erkek şiddetinin biçim değiştirerek fakat aynı yapısal süreklilikle devam ettiğini gösteriyor. 2025’te kadın cinayeti sayısının 299’a düşmesi yüzeyde bir azalma gibi görünse de, aynı yıl 471 “şüpheli kadın ölümü”nün basına yansıması, şiddetin büyük bir bölümünün hâlâ net biçimde adlandırılamadığını ve görünmez bırakıldığını ortaya koyuyor.
Her iki yılda da kadınların yaklaşık üçte ikisinin ev içinde, faillerin ise büyük çoğunlukla koca, sevgili, eski sevgili gibi en yakın erkekler olması, sorunun kaynağının erkek egemen aile ve ilişki yapılarında yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
“Boşanmak isteme”, “barışmayı reddetme” gibi gerekçelerin hâlâ en yaygın öldürme bahanesi olması da, erkeklerin kadınlar üzerinde kurdukları kontrolün kırılmasına verilen sistematik bir şiddet tepkisini işaret ediyor.
Peki, cinayetle sonuçlanmayan şiddet vakaları ne söylüyor? Yaralama, taciz, tecavüz, çocuk istismarı ve seks işçiliğine zorlama verileri, cinayetlerin yalnızca minik bir parçası olduğunu kanıtlıyor.
2025’te 724 kadının yaralanmasına karşın sadece 93 failin tutuklanması, tecavüz ve tacizde tutuklama oranlarının son derece düşük kalması çocuk cinayetleri ve istismarında faillerin önemli bir kısmının cezasızlıkla karşılaşması, yargısal caydırıcılığın neredeyse işlemediğini gösteriyor.
Üstüne üstlük, her iki yılda da bazı illerde “hiç vaka yokmuş” gibi görünen tablo, bu kentlerde şiddetin yaşanmadığından çok, basına, adalete ve destek mekanizmalarına ulaşamayan kadınların sessizliğine işaret ediyor.
Demem o ki bu veriler, Türkiye’de erkek şiddetinin niceliksel dalgalanmalardan bağımsız olarak sistematik, toplumsal ve politik bir sorun olduğunu, gerçek bir iyileşmenin ancak cezasızlığın sona erdiği, kadınların her yerde eşit biçimde korunabildiği koşullarda mümkün olabileceğini net biçimde ortaya koyuyor. Bir kez daha!
Özgür ve eşitlikten yana yeni bir hafta gelsin.

bianet erkek şiddeti metodolojisi
bianet 2024 erkek şiddeti verileri
bianet 2025 erkek şiddeti verileri
Veritabanına https://erkeksiddeti.org/adresinden ulaşabilirsiniz.
(EMK)







