HABER / İZLENİM
Saraçhane’den CHP Genel Merkezi’ne: Asıl sınav belirsizlik
Önce bir kadının sesi duyuluyor:
“Ananı da al git dedin, ben de CHP’ye geldim.”
Kendisine baktığımı fark edince gülümsüyor. “On yıldır buradayım” diyor. Sesinde yorgunluk olduğu kadar hüzün de var.
CHP’nin seçilmiş yöneticilerinin görevden alınıp yerine partinin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun atanmasının ikinci günü. Ankara’da, CHP Genel Merkezi’ndeyiz.
Özel'in çağrısı karşılık bulmuş
Burası bir yanıyla İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı günlerdeki Saraçhane’yi hatırlatıyor. İnsanlar hem öfkeli hem duygusal, bir yandan da garip bir dayanışma hissiyle ayakta. O günlerin “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganının yerini şimdi burada “Hain Kemal” sloganı almış durumda.
Özgür Özel, dün sabaha karşı yaptığı çağrıda demokrasiye sahip çıkmak isteyen herkesi akşam 20.30’da genel merkeze davet etmişti. Çağrısı karşılık bulmuş. Genel Merkez’in önü sendikalardan sivil toplum örgütlerine, öğrencilerden emeklilere kadar her kesimden insanla dolu. Gazeteci arkadaşların çoğu bir gün öncesine göre çok daha kalabalık bir kitle olduğunu söylüyor. “Ankara gibi bir memur kenti için 9 günlük tatil öncesinde çok iyi kitle” diyor bir başkası.
Kalabalığın içinde herkes birbirine bir şey anlatıyor. Kimi öfkesini, kimi hayal kırıklığını, kimi de hâlâ umudunu. O umut Özgür Özel konuşmaya başlayınca daha da görünür oluyor.
"AKP butlan kolları"
Özel yine kendine has üslubuyla, kalabalıkla sohbet eder gibi konuşuyor. Bir gün önce İstanbul’daki konuşmasını il örgütünde dinlemiştim. Orada sesi daha temkinliydi daha ölçülü, daha dikkatliydi sanki. Her kelimesini seçerek konuşuyor gibiydi. Ankara’daki konuşmasında ise tonu daha sert, daha net. Sesi titremiyor. Olan bitenin adını daha açık koyuyor: “AKP’nin butlan kolları...”
Kalabalığın içinde dolaşıp insanlara ne hissettiklerini soruyorum. Herkesin anlatacak bir hikâyesi var. Öfkenin birazı da medyaya. CHP’lilerin önemli bir kısmı Halk TV ve Sözcü TV dışında ekran açmadıklarını anlatıyor. Diğer kanalları artık doğrudan karşı cephe olarak görüyorlar. Bu durum öfkeyle birlikte bir kopuşa da neden olmuş anladığım kadarıyla.
Bir yurttaş: eylem yapacak mıyız?
Sendikalar, sivil toplum örgütleri, sol örgütlerden insanlar da burada. Özel seçim otobüsünden konuşurken yurttaşlarla sohbet etmeye devam ediyorum. Şehir dışından geldiğini söyleyen yaşlı bir erkek dikkatimi çekiyor. Çok üzgün. “Daha ne olsun?” diyor. Sonra ekliyor: “Özgür Özel somut bir şey söylemedi. Eylem yapacak mıyız? Ne yapacağız biz bundan sonra? Ona göre burada kalacağım ya da gideceğim.”
“Gitmeyin” diyorum. “Burada kalın, partililer size yer bulur.” Başını sallıyor. “Olmaz” diyor. “Benim gibi çok insan vardır şimdi...”
"Demokrasiye sahip çıkan bir kadın olarak burdayım"
Biraz ileride Trabzon’dan gelen avukat Çağla Özgür’ü görüyorum. Çocukluğundan beri CHP’li olduğunu bildiğim Çağla’nın sesi kararlı:
“Bugün alınan karar ne Türkiye’de ne dünyada kabul edilebilir bir karar. Bu bir garabet. Ve biz bu garabete karşı mücadele edeceğiz. Kimse bizim sessiz kalmamızı beklemesin. Partinin bugün ve bundan sonra alacağı kararlarda Özgür Özel ve ekibinin yanında olacağım. Hem CHP’li bir kadın olarak hem de demokrasi içinde yaşamak isteyen bir yurttaş olarak.”
Bastonlu kadın: Kararlıyız

Kalabalığın içinde biraz daha ilerliyorum. Elinde bastonuyla sürekli Özgür Özel’e sesini duyurmaya çalışan yaşlı bir kadın dikkatimi çekiyor. Özel soru sordukça bastonunu havaya kaldırıyor. “Mücadele edecek miyiz?” diye bağırıyor Özel. “Edeceğiz!” diye yanıt geliyor.
“Kararlı mıyız?”
“Kararlıyız!”
Bir anda bana dönüyor. “Pursaklar’dan geldim yahu” diyor. “Hakkımızı yediler. Tek dertleri o birinci olsun.” Bastonunu sallamaya devam ediyor.
Gökçen: Butlanı kadın siyasetçilere saldırıdan ayrı görmüyoruz
CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen’le karşılaşıyoruz. “İktidar hayatını kaybetmiş kadın siyasetçilerimize saldıracak kadar aciz durumda” diyor. Butlan kararını da bu acizlik halinden ayrı görmüyor:
“Muhalefet partilerinden kadın siyasetçilere yönelik saldırılara tepki geldi fakat AKP’li kadın vekiller sessiz kaldılar. Biz bu saldırıları da bu butlanla aynı kapsamda görüyoruz.”
“Bu anlayışı reddediyoruz”
Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, “CHP devletin herhangi bir kurumu değil siyasi bir parti. Bugün Türkiye’de seçim yasasının kenarından bile geçmeyen bir kararla merkezi iradenin eliyle CHP’nin yapmış olduğu kongre yok sayılıyor. Bunu kökten reddettiğimizi belirtmek için buradayız. Zor bir mücadele verdiğimizin farkındayız. Bu çok seçilmiş bir olay. Belediye başkanları görevden alındı, cezaevine atıldı. Bunların hepsi halkın gözünde küçük düşürme işi. CHP buna direndi. Türkiye sağının, AKP’nin bundan çok rahatsız olduğunu görüyoruz. Mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
“Sokağı görüyor musunuz?”
Özel’in konuşmasında en dikkatimi çeken ise “Sokağı görüyor musunuz?” sorusuydu. Kemal Kılıçdaroğlu sokağa Özel kadar yakın bir isim değil. Sokak çağrılarına çok daha uzak bir siyasetçi.
Özel ise her konuşmasında “Gerekirse sokağa çıkarız, istediğimizde geri döneriz” diyen bir lider. Bunu hatırlatıyor olsa gerek Kılıçdaroğlu’na “80 yaşında teyzeyi, 15 yaşındaki evladı görüyor musunuz?” diye soruyor.
Mağduriyetten direnişe
Dinlediğim kadarıyla Özel sadece CHP’nin lideri olarak değil toplumsal muhalefetin sözcüsü gibi bir pozisyon kurmaya çalışıyor. Özellikle “Bu CHP meselesi değil, Türkiye meselesidir” vurgusu konuşmasının hep merkezinde.
Böylece parti içindeki kriz ya da kurultay tartışması daha geniş bir demokrasi ve hukuk meselesine dönüşüyor. Özellikle “Sokağı görüyor musunuz?” şeklindeki tekrarlar konuşmanın duygusal yoğunluğunu artırırken kitle mobilizasyonunu güçlendiren bir retorik unsur.
Konuşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri bana göre mağduriyet anlatısını direniş ve iktidar hedefiyle birleştirmesi. “Bugün yaşananlar doğum sancısıdır” ifadesi mevcut krizin bir çöküş değil, aksine yaklaşan iktidar değişiminin işareti olduğu fikrini güçlendiriyor.
Aynı şekilde “Piyon dediğiniz insanlar gün gelir şah olur” metaforu da halkın küçümsenmemesi gerektiği mesajını taşıyan akılda kalıcı ve sloganlaşabilecek bir ifade olarak dikkat çekiyor.
Özel’in konuşmasında Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasına yönelik tepki de var. Alana gelen ODTÜ’lü ve Bilkentli öğrencilere teşekkür de.
Ayrıca “Boykotsa boykot, grevse grev” gibi ifadeler destekçi kitle açısından mobilize edici olsa da kararsız seçmenler açısından toplumsal gerilimi artıran bir söylem olarak görülebilir. Bunu şuradan anlıyorum. İnsanlara her soru sorduğumda bana bir soruyla daha geliyorlar: “Biz ne yapalım şimdi? Partimiz ne yapacak?”
Sanırım hem CHP’lilerin hem de tüm yurttaşların kafasındaki bu soru işaretini gidermek için bugün genel merkezde yapılacak toplantı belirleyici olacak.
CHP'nin miting şarkıları
Miting boyunca gözlemlerimden biri de “Yiğidim Aslanım” türküsünün CHP’liler üzerinde kurduğu ortak bağ. Hemen her yurttaşa dokunan bir şarkı fakat çok hüzünlü. Direniş, isyan ve umut arasında gidip gelen bir atmosfer yaratıyor. Hem ekran başındakiler hem alandakiler bu tekrar etme durumundan oldukça rahatsız.
Ayrıca alandakilere “Hain Kemal” sloganından Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahatsız olduğu yönünde basına yansıyan iddiaları soruyorum. “Parti iktidara yürürken bunu yapana ne diyelim?” diye soruyor biri.
Özel’in konuşması bitiyor. Otobüsten binanın içine kadar gelmesi en az yarım saat sürüyor. Partililer onu içeride bekliyor. Çoğu fotoğraf çektirmek istiyor. Bazılarının ise iletmek istediği mesajlar var.
Sonuçta CHP Genel Merkezi önündeki o kalabalık yalnızca bir parti krizine tepki vermiyor. Orada bulunan insanların çoğu yaşananları doğrudan kendi hayatlarıyla, gelecek kaygılarıyla ve demokrasi algılarıyla ilişkilendiriyor. Belki de bu yüzden meydandaki herkes aynı soruyu tekrar edip duruyor: “Şimdi ne olacak?”
Özel ve beraberindekilerin söylediği gibi mesele bir kurultay ya da parti yönetimi tartışması değil. İnsanların kendilerini siyasetin tamamen dışında bırakılmış hissetme korkusu.
Dün gece genel merkezin önünde hissedilen en güçlü duygu öfke kadar belirsizlikti. O belirsizliğin içinde bile insanlar dağılmıyor, birbirlerine tutunmaya çalışıyor. Belki de konuşmanın ve meydanın asıl anlattığı şey tam olarak bu: Türkiye’de muhalefet artık sadece seçim kazanmak değil, birlikte ayakta kalabilmek duygusu üzerinden şekilleniyor.
(EMK)
İBB davasında 9 kişi hakkında tahliye kararı
Avrupa Yeşiller Eş Başkanı Tsetsi: Türkiye’de olanlar sıradanlaştırılamaz
İBB DAVASI 40. CELSE
İmamoğlu’ndan 2019 vurgusu: “Öncesi yok sayılıyor”
“Diktatör Erdoğan” paylaşımına dava: Savcılık, avukat takibini delil gösterdi
İBB DAVASI
İmamoğlu: Hayatta rakibinden bu kadar korkan yoktur