ABD ve İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırıları 33. gününde sürerken, İsrail ordusu 2 Mart’tan bu yana Lübnan’ı da yoğun ve yıkıcı bir saldırı dalgasıyla hedef alıyor.
Yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip, yüzölçümü bakımından küçük ama çok katmanlı bir toplumsal yapıya sahip olan Lübnan, bugün yalnızca dış kaynaklı bir saldırıyla değil, aynı zamanda iç dengelerini zorlayan bir krizle karşı karşıya.
İsrail ordusunun Hizbullah gerekçesiyle düzenlediği saldırılarda resmî verilere göre 31 Mart itibarıyla en az 1268 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 570 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında en az 52 sağlık çalışanı ve 4 gazeteci bulunuyor. Saldırılar ve tahliye emirleri nedeniyle 1 milyondan fazla Lübnanlı da evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Son olarak 28 Mart’ta İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki Cezine’de seyir halindeki bir araca düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’a bağlı El-Menar televizyonu muhabiri Ali Şuayb ile El-Meyadin muhabiri Fatıma Fettuni ve kardeşi, kameraman Muhammed Fettuni’yi öldürdü. İsrail, saldırının ardından olay yerine gelen sağlık ekiplerini de hedef aldı; bu saldırıda bir sağlık çalışanı hayatını kaybetti.
İsrail ordusu saldırıyı üstlendi, Şuayb’ın “gazeteci kimliği altında Hizbullah’ın istihbarat biriminde görev yaptığını” öne sürdü. Ancak hem saldırı hem de bu açıklama Lübnan kamuoyunda yoğun tepkilere yol açtı. Lübnanlı yetkililer saldırıyı “kasıtlı ve açık bir savaş suçu” olarak nitelendirerek BM Güvenlik Konseyi’ne başvuracaklarını açıklarken, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi uluslararası kuruluşlar da saldırıyı kınadı.
Lübnan Gazeteciler Birliği (UJL) de başkent Beyrut’ta düzenlenen kitlesel bir eylemle meslektaşlarına yönelik saldırıyı protesto etti.
UJL Başkanı Elsy Moufarrej ile İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını, bu saldırıların ülkenin iç dengeleri üzerindeki etkilerini, gazeteciler ve sağlık çalışanlarının hedef alınmasını ve cezasızlığa karşı yürüttükleri mücadeleyi konuştuk.

“Kolektif bir travma yeniden tetiklendi”
İsrail ordusunun 2 Mart’ta başlattığı saldırılar Lübnan’ı ve Lübnan toplumunu nasıl etkiliyor? Özellikle gündelik yaşama dair sahadaki gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz?
2 Mart’ta başlayan saldırıları Lübnan’ı insani, toplumsal, ekonomik ve psikolojik olarak her düzeyde etkiledi. 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi. Pek çok aile için günlük yaşam, istikrardan hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Barınma sorunu, temel ihtiyaçları karşılama çabası ve son derece zor koşullar altında bir tür normalliği sürdürme gayreti gündelik hayatın parçası haline geldi.
Nüfusun geri kalanı için de hayat dramatik biçimde değişti. İnsanlar sürekli bir korku içinde yaşıyor; saldırıların aniden tırmanması, savaş uçaklarının ve patlamaların sesi bu korkuyu her an yeniden üretiyor. Lübnan çok sayıda savaş ve kriz yaşamış bir ülke, ancak bugün tanık olduğumuz şey kolektif bir travmanın yeniden tetiklenmesidir.
Yaşananlardan en ağır etkilenenlerin başında çocuklar ve öğrenciler geliyor. Çok sayıda okul ve üniversite yüz yüze eğitimi askıya aldı, öğrenciler çevrimiçi eğitime geçti. Ancak gerçek şu ki, yerinden edilme, internet erişimindeki sorunlar, psikolojik baskı ve istikrarsız yaşam koşulları altında birçok öğrenci eğitimini sağlıklı biçimde sürdüremiyor.
Ekonomik açıdan da koşullar iyice ağırlaştı. Lübnan, modern tarihin en kötü ekonomik çöküşlerinden birini zaten yaşıyordu. Savaş, ekonomik faaliyeti daha da felce uğrattı, tedarik zincirlerini bozdu, işsizliği artırdı ve daha fazla aileyi yoksulluğa itti. Bu savaş istikrarlı bir ülkeyi değil; yıllardır süren ekonomik çöküş, Beyrut Limanı patlaması, siyasi tıkanma ve önceki çatışma dalgalarıyla zaten tükenmiş bir ülkeyi vurdu. Dolayısıyla etki yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı değil; gündelik hayatın, istikrarın, eğitimin ve güvenlik duygusunun yıkımından söz ediyoruz.


İsrail, Güney Lübnan’da 600 bin kişinin yaşam alanlarını kalıcı olarak işgale girişiyor
“Savaş ne kadar uzarsa, iç fay hatları o kadar derinleşiyor”
İsrail’in saldırıları ve güneydeki işgali tırmanırken, bu süreç Lübnan’ın iç dengelerini nasıl etkiliyor? Hükümetin 2 Mart’ta Hizbullah’ın askerî faaliyetlerini yasaklama kararı ile yerinden edilmenin mezhepsel ve sınıfsal gerilimleri derinleştirmesi de göz önüne alındığında, bu tablo ülkenin kendi iç siyasi fay hatlarını da tetikliyor mu?
Bugün yaşananlar yalnızca askerî bir tırmanıştan ibaret değil, aynı zamanda Lübnan’ın iç dinamiklerini de son derece tehlikeli bir biçimde yeniden şekillendiriyor.
Yerinden edilme arttıkça ve ekonomik baskı büyüdükçe, mezhepsel ve sınıfsal gerilimlerle birlikte siyasi kutuplaşmanın da yükseldiğini görüyoruz. Gerek Hizbullah yanlılarından gerekse karşıtlarından gelen nefret söylemi ve kışkırtma, hem televizyonda hem de sosyal medyada ciddi biçimde arttı. Üstelik nefret söylemi yalnızca medyada kalmıyor, sahada da toplumsal gerilime dönüşüyor.
Bugün gerçek bir risk var: Savaş yalnızca sınırda yaşanmıyor, Lübnan toplumunun içinde de, siyasi, toplumsal ve psikolojik düzeylerde yaşanıyor. Savaş ne kadar uzarsa, Lübnan’ın iç fay hatlarını o kadar derinleştirme riski taşıyor.
Üstelik Lübnan yalnızca bir güvenlik kriziyle karşı karşıya değil, ülkenin önümüzdeki yıllar boyunca nasıl şekilleneceğini belirleyebilecek toplumsal ve siyasi bir stres testinden geçiyor.


Lübnan 'Gazzeleştirilirken'
“İsrail, Lübnan’da 10 gazeteciyi öldürdü”
İsrail ordusu 28 Mart’ta üç Lübnanlı gazeteciyi öldürdü, aynı gün düzenlenen diğer saldırılarda dokuz sağlık çalışanı da yaşamını yitirdi. Mart ayı boyunca gazetecilerin, acil müdahale ekiplerinin ve sağlık tesislerinin tekrar tekrar hedef alınması birlikte düşünüldüğünde, sizce daha geniş ve sistematik bir saldırı pratiğiyle mi karşı karşıyayız?
Son derece kaygı verici olan şu ki, gazetecilerin ve sağlık görevlilerinin hedef alındığı aynı gün, bu saldırıları meşrulaştırmaya yönelik çok tehlikeli bir söylemin de inşa edilmeye başlandığını gördük.
Gazeteci Ali Şuayb’ın öldürülmesinden sonra ortaya atılan ilk iddia, onun Hizbullah’la bağlantılı olduğuydu. Ertesi gün ise başka bir gerekçe öne sürüldü: Ambulansların silah taşımak için kullanıldığı iddiası. Bunlar yeni argümanlar değil; aynı söylemin Gazze’de de birebir kullanıldığını gördük. Bu iddiaların amacı çok açık: Gazetecileri sivil statülerinden, sağlık çalışanlarını tıbbi ve insani statülerinden mahrum bırakmak ve onları ‘terörist’ olarak yeniden sınıflandırmak.
Bu yalnızca propaganda değil, bir strateji. Suçun etkisini soğutmayı, uluslararası öfkenin önünü kesmeyi ve hesap verebilirliğe giden her yolu tıkamayı amaçlayan bir strateji. Ve ne yazık ki bu strateji daha önce de işe yaradı; çünkü hiçbir hesap sorulmadı.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistin ve Lübnan’da 270’ten fazla gazeteciyi öldürdü. Lübnan’da 10 gazeteci hayatını kaybetti. Bu vakaların hiçbiri gerçek bir hesap verebilirliğe yol açmadı. Dolayısıyla bugün gördüğümüz şey yalnızca gazetecilerin ve sağlık görevlilerinin hedef alınması değil, aynı zamanda bu suçları meşrulaştırmaya çalışan siyasi ve medya anlatıları üzerinden onların öldürülmesinin normalleştirilmesidir.
En büyük tehlike yalnızca suçun kendisi değil, bu suçların dünya genelinde giderek kanıksanmasıdır. Çünkü hesap sorulmadığında bu saldırılar durmaz, bir politikaya dönüşür.


İsrail saldırısında hayatını kaybeden Lübnanlı sağlık görevlileri toprağa verildi
“Gazetecileri hedef alan her saldırıyı belgeliyoruz”
Lübnan Gazeteciler Birliği, İsrail’in artan saldırıları karşısında hukuki, mesleki ve siyasal olarak nasıl bir mücadele hattı kurmaya çalışıyor?
Gazeteciler Birliği olarak, önceki vakalarda yaptığımızın aynısını yapıyoruz: Bu suçları, savaş suçlarının belgelenmesinde uzmanlaşmış uluslararası kuruluşlarla işbirliği içinde, sistematik ve profesyonel biçimde belgeliyoruz. Gazetecileri hedef alan her saldırıya ilişkin delilleri, tanıklıkları, fotoğrafları, videoları ve teknik raporları topluyoruz.
İkinci olarak, bu tür ihlallerle ilgilenen Birleşmiş Milletler özel raportörleriyle resmî temas yürütüyoruz. Yargısız infazlar, ifade özgürlüğü ve gazetecilerin korunması alanlarında çalışan raportörler de buna dahil. Belgelenmiş vakaları kendilerine sunuyoruz ki bunları resmî yazışmalarına ve raporlarına dahil edebilsinler ve bu suçlar hakkında resmî tutum açıklayabilsinler.
Üçüncü olarak, gelecekte açılacak davalar için hukuki dosyalar hazırlıyoruz. Karşı karşıya olduğumuz temel zorluk, ne Lübnan’ın ne de İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taraf olmasıdır. Bu durum doğrudan kovuşturmayı daha güç hâle getiriyor. Ancak yine de bir hukuki yol mevcut: Roma Statüsü’nün 12(3). maddesi uyarınca taraf olmayan bir devlet, belirli bir zaman dilimi için kendi topraklarında işlenen suçlar bakımından UCM’nin yargı yetkisini kabul edebilir.


Lübnanlı sendikacı: Gazeteciliğin yaşaması, hakikatin yaşaması demek
“Amacımız, cezasızlığa son vermek”
Gazeteci İsam Abdallah’ın öldürülmesinden bu yana, Lübnan devletinin 12(3). madde uyarınca UCM’ye yargı yetkisi tanımasını savunuyoruz; böylece Lübnan’da gazetecilere karşı işlenen savaş suçları soruşturulabilir ve kovuşturulabilir. Ne yazık ki, bu adımın atılmasını hâlâ engelleyen iç siyasi dinamikler var.
Dördüncü olarak, Lübnan makamları üzerinde de bu suçlara ilişkin ciddi ulusal soruşturmalar yürütülmesi ve bunların gereği gibi belgelenmesi için baskı kuruyoruz. Çünkü uluslararası adalet zaman alsa bile, sağlıklı belgeleme ve resmî soruşturmalar bu suçların unutulmasını önlemek ve cezasızlıkla mücadele etmek açısından hayati önemdedir.
Bu adım yalnızca UCM soruşturmasının önünü açmak için önemli değil; aynı zamanda başka kritik bir hukuki etkisi daha var: Savaş suçları ve gazetecilere karşı işlenen suçlar bakımından evrensel yargı yetkisini uygulayan ülkelerde, davaların ulusal mahkemelere taşınmasına yönelik hukuki yolları da güçlendirecektir.
Gazetecilerin ve sağlık çalışanlarının hedef alınması, uluslararası hukuka göre bir savaş suçudur ve siyasi bir ihtilaf olarak değil, uluslararası cezai sorumluluk meselesi olarak ele alınmalı ve bu çerçevede takibe konu edilmelidir. Bizim açımızdan hedef son derece açıktır: Gazetecilerin öldürülmesi ve hedef alınmasına ilişkin cezasızlığa son vermek.
(VC)










