Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP31) öncesinde, Halkların İklim Zirvesi (HİZ) yeni bir etkinlik düzenledi.
Farklı ülkelerden sendikaların bir araya gelerek oluşturduğu Enerji Demokrasisi İçin Sendikalar Platformu (TUED) heyetini İstanbul’da ağırladı. Friedrich Ebert Vakfı (FES) Türkiye Temsilciliği’nin Beşiktaş’taki toplantı salonunda “İklim, Enerji ve Sendikalar” başlığıyla bir panel gerçekleştirdi.
New York City Üniversitesi’nden Sean Sweeney, Cape Town Üniversitesi’nden Brian Kamanzi ve KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak konuşmacı olarak davetliydi.
Panelde; iklim adaleti ve enerji demokrasisi kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi perspektifiyle ele alındı; iklim mücadelesinde sendikalara düşen rol ve sorumluluklar tartışıldı.
Koçak: Ekolojik yıkım emek sömürüsünü derinleştiriyor
Panelin açılış konuşmasını yapan Ayfer Koçak, iklim krizinin yalnızca bir çevre sorunu değil aynı zamanda bir emek meselesi olduğunu söyledi.
“Biz emek, barış ve demokrasinin yanına ekoloji mücadelesini de koymak zorunda olduğumuzu bilen bir konfederasyonuz” dedi.
Türkiye’de son yıllarda maden projeleri, termik santraller ve doğa talanı üzerinden yoğunlaşan ekolojik saldırılara dikkat çeken Koçak, iklim krizinin emek sömürüsünü büyüttüğünü belirtti.
“Kırsal alandaki yaşam ve üretim süreçlerinin sekteye uğraması sebebiyle iç göç ve daha düşük ücretli iş gücü oluşturma meselesiyle karşı karşıya kalıyoruz” diyen Koçak, kırsaldan büyük kentlere göç eden işçilerin “gettolaşmış alanlarda çok daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakıldığını” anlattı.
Şırnak’taki ağaç kesimlerine karşı yürütülen nöbet eylemleri nedeniyle sendikacılar hakkında soruşturma açıldığını da aktaran Koçak, şöyle devam etti:
“Ekoloji mücadelesi vermek artık sermayedarlar açısından ciddi tehdit olarak görülüyor ve buna göre de saldırganlık hali artarak devam ediyor.”
Koçak, sendikal mücadelenin emek, demokrasi, barış ve ekoloji ekseninde ele alınması gerektiğini ifade etti.
Sean Sweeney: İnsanlık tarihinde hiç olmadığı kadar fosil yakıt kullanılıyor
Enerji Demokrasisi İçin Sendikalar Platformu’nun (TUED) çalışmalarını anlatan Sean Sweeney, son 30 yıldır uygulanan neoliberal enerji politikalarının iklim krizini çözmekte başarısız olduğunu söyledi.
“İnsanlık tarihinde hiç olmadığı kadar kömür, petrol ve doğalgaz şu an yakılıyor, kullanılıyor” diyen Sweeney, yenilenebilir enerjideki büyümeye rağmen fosil yakıt kullanımının da aynı hızla arttığını vurguladı.
Sweeney, mevcut enerji politikalarının “düşük karbonlu bir geleceğe geçiş” yaratmadığını belirterek şöyle konuştu:
“Artık bizim düşük karbonlu bir geleceğe geçiş olarak görmediğimiz bir süreç yaşanıyor. Yenilenebilir enerji dahil her türlü enerji formunun çok yüksek hızda genişletildiği bir enerji genişlemeciliği görüyoruz.”
İklim krizinin çözümünün piyasaya bırakılamayacağını savunan Sweeney, “30 yıldır kamu sektörünün altı oyulup özel sektör desteklendi ve sonuç tam bir facia oldu. Elektrik sistemini kamusal denetime almak zorundayız.” dedi.
Paris İklim Anlaşması’ndaki hedeflerin mevcut politikalarla gerçekleştirilemeyeceğini söyleyen Sweeney, “1,5-2 derecelik ısı artışı limitleri artık imkânsız” ifadelerini kullandı.
“Enerjiyi piyasaların insafına bırakarak iklim krizini çözemeyiz” diyen Sweeney, şunları söyledi:
“Elektrik sistemini kontrol edersek ulaşımı da kontrol edebiliriz. Enerjiyi kontrol edersek onun bir meta olmasını da durdurabiliriz.”
“Kamusal enerji politikaları iklim mücadelesinin parçası”
Sweeney, enerji alanındaki özelleştirmelere karşı mücadele eden sendikaların iklim adaleti perspektifiyle hareket ettiğinde daha güçlü hale geleceğini belirtti.
“Özelleştirmeye karşı olan hareket eğer iklimle ilgili argümanları da tarafına alırsa daha güçlü hale gelecek” diyen Sweeney, enerji sistemlerinin kamusal denetime alınmasının yalnızca ekonomik değil ekolojik bir zorunluluk olduğunu söyledi.
Sweeney, neoliberal modelde enerjinin toplumsal ihtiyaç için değil satış ve kâr amacıyla üretildiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Neoliberal modelin hiçbir yerinde enerjiyi kullanmak, onu satmaktan daha kârlı değil. Dolayısıyla onu kullanmak yerine satmak her zaman amaç.”
Brian Kamanzi: Enerji yoksulluğu teknik değil politik bir mesele
Cape Town Üniversitesi’nden Brian Kamanzi ise özellikle Afrika’daki enerji politikalarına odaklandı.
Afrika’nın enerji açısından “yoksul” olmadığını söyleyen Kamanzi, bunun teknik kapasite eksikliğinden değil küresel politik ekonomideki eşitsiz konumdan kaynaklandığını ifade etti.
“Afrika enerji açısından yoksul değil” diyen Kamanzi, kıtanın içinde bulunduğu durumun küresel politik ekonomiyle ilişkili olduğunu belirtti.
Kamanzi, enerji dönüşümünün tarihsel ve sınıfsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade ederek “İşçiler bu kararların kendi yaşamlarını nasıl etkileyeceğini biliyor. Bu yüzden enerji politikalarında söz sahibi olmak istiyorlar” dedi ve sendikaların hükümetlerle müzakere süreçlerinde daha güçlü yer alması gerektiğini ekledi.
Sendikaların yalnızca ulusal düzeyde değil uluslararası iklim süreçlerinde de yer alması gerektiğini söyleyen Kamanzi, COP31’e ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“COP31’de daha fazla sendikacının yer almasını ve kendi deklarasyonlarını ortaya koymasını istiyoruz. Birlikte olduğumuz zaman hükümetleri hesap verebilir kılabiliriz.”
(HA)

















