İkizköylüler, Akbelen Ormanı çevresindeki arazilerinin acele kamulaştırma kararına karşı bugün Ankara’da Anayasa Mahkemesi (AYM) önündeydi.
Yaşam savunucuları ve yöre halkı AYM önünde zeytinliklerin madenciliğe açılmasına olanak sağlayan ve Temmuz 2025’te geçirilen Maden Kanunu’nun geçici 45. maddesinin iptal edilmesini istedi.
Danıştay’dan da 10 Ocak tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Milas’ın 6 Köyünde 679 parselin acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının yürütülmesinin durdurulmasını talep etti.
AYM önünde ilk olarak keşif heyetini protesto ettiği için tutuklanan Esra Işık’ın annesi Nejla Işık söz aldı. “Tutuklu olan kızımın dışarıya bir an evvel çıkması için adalet için bir anne olarak sesleniyorum” dedi. Yıllardır insanca onurlu bir yaşam mücadelesi verdiklerinden bahseden Işık bu yüzden bedeller ödediklerini söyledi. Ardından da şunları ekledi:
“Milas'ın köylerinden, sürgün edilmek istediğimiz köylerimizden Ankara yollarına düştük bugün. Kaderimize Ankara'da bir park düştü. Geçtiğimiz yaz Cemal Süreyya Parkı'nda yasa geçmesin diye nasıl ki yattıysak bugün yine kaderimize bu park çıktı.
Talebimiz tek. Altında hiçbir şey aranmasın. Doğduğumuz, karnımızı doyurduğumuz topraklarımızda yaşamak, üretmek ve orada var olmak istiyoruz. O topraklardan sökülüp atılmak istemiyoruz. Rızamız yok diyoruz bu üstümüze kesilen darbelere.
Maden Yasası Meclis’ten geçirildiğinde bunların olacağını biliyorduk. Bu yasa sadece zeytinlerimizin değil topraklarımızın, köylerimizin, ormanlarımızın, hepimizin ölüm fermanıdır dedik. Yapmayın dedik. Bizi görün, duyun dedik. Ama görülmedik, duyulmadık. Yasa geçti ve zeytinler kesilmeye, sökülmeye başladı. Şimdi sırada topraklarımız var. Ürettiğimiz, yaşadığımız mülklerimiz var, evlerimiz var. Hayvanlarımızın barınağı var.
Acele kamulaştırma kararına karşı açtığımız iptal davalarımız var. Bugüne kadar karar çıkmış değil. Bugün bunun için buradayız. Hem topraklarımız, hem tutuklanan kızım Esra için buradayız. Unutmayın geç gelen adalet, adalet değildir. Bir an evvel yürütmeyi durdurma verilmesini, acele kamulaştırma kararlarının iptalini talep ediyoruz.”
Işık sözlerini “Benim kızım sadece toprağını savundu, sadece yurdunu savundu. Buradaki köylülerimizin hakkını savundu. Kimsenin cesaret edip de söyleyemediğini haykırdı Limak ve İçtaş'a. ‘Sana verecek yurdumuz yok. Sana verecek toprağımız da zeytinliğimiz de yok. Orada saydığınız üç beş ağaç biz ömrümüzü verdik’ dedi. Daha ne desin. O yüzden biz bu haklı davanın peşinden gitmeye devam edeceğiz. Akberen'de kaybedersek Türkiye olarak kaybetmiş olacağız. Sözün özü bu” diyerek bitirdi.

Yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı
"El koyma kararı çıktıktan sonra AYM ve Danıştay kararları hükümsüz olacak"
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) üyesi, ekoloji aktvisti, İkizköy ve Esra Işık'ın avukatı Arif Ali Cangı ise Akbelen direnişinin Türkiye ve dünya için gelecek kuşaklara bırakılacak en güzel miraslardan bir tanesi olduğunu söyleyerek başladı.
“Dünyada yaşamın tehlikeye girdiği, Türkiye'de hukuk güvenliği ortadan kalktığı bir dönemde İkizköylüler Akbelen'i ve bölgeyi savunmak için direnişteler” dedi.
Zeytinliklerin madenciliğe açılmasına olanak sağlayan yasanın Limak ve İÇTAŞ’a özel çıkartıldığını söyleyen Cangı, kanunun Anayasa’ya aykırı olduğundan bahsetti. 260 milletvekilinin yasanın yürütmesini durdurmak için AYM’ye dava açtığını anlattı. Hukukidurumu şöyle anlattı:
“AYM ilk incelemesini 8 Ekim'de yaptı. Biz yürürlüğü durdurma kararı beklerken AYM esasa geçti, karar vermedi. O dönem bunun en az 6 ay beklemek demek olduğunu söylemiştik. Halen kararı bekliyoruz.
Bu arada tabii ki boş durmadılar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 4 Ağustos 2025’te bir genelge yayımladı. Bu genelgeye dayanarak Akbelen orman sahasında daha önce kamulaştırılan ya da şirket tarafından satın alınan yerlerdeki zeytinlerin tamamı söküldü. 5 binden fazla zeytin ağacı… Bu da yetmedi. 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı kararı yayınlandı. Şu ana kadar yayınlanan acele kamulaştırma kararlarından çok daha büyük alanı kapsıyordu. Hiç bu kadarı olmamıştı diyebileceğimiz bir karardı. Milas'ın altı köyünü kapsayan, içinde zeytinliklerin, tarım alanlarının, ahırların, konutların, yaşam alanlarının olduğu 679 parsel acele kamulaştırıldı.
İkizköylüler 30 günlük süre içinde Danıştay’a yürütmeyi durdurma ve iptal davası açtılar. Yürütmeyi durdurma kararı demek hemen değerlendirilmesi gereken bir karar demektir. Ancak Danıştay 2 Şubat’tan beri bir ara karar kurmadı.
Ankara’da bunlar olurken Milas'ta mahkemeler mülk sahiplerine haber verilmeden gizli kapaklı, hızla keşif yapılıyorlar. 15 gün içinde taşınmazlara el koyacaklar. Buna itiraz yolu yok. Kesin karar. Daha sonra ihtarname gönderilecek, yer boşaltılmazsa polis zoruyla, jandarma zoruyla tahliye edilecekler.
Esra'nın tutuklandığı gün Esra'nın annesinin babasının yaşadığı evin keşfi yapıldı. Onların haberi olmadan yapıldı. Bizim haberimiz olmadan yapıldı. Birikişler şu an haldır haldır rapor hazırlıyorlar.
El koyma kararı çıktıktan sonra Anayasa Mahkemesi yürürlüğü durdurma ya da iptal kararı verse, Danıştay yürütmeyi durdursa işe yarar Allah aşkına? Bu adalet midir? Hiçbir şey yaramaz o zaman.
Biz Ankara'ya bunun için geldik. Bir kez daha sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bu kötü gidişi, Milas’ta hukukun, Anayasanın, yasanın rafa kaldırılma tek ‘dur’ diyecek AYM ve Danıştay. Verecekleri bir yürürlüğü durdurma kararı oradaki sorunu çözer. O zaman bu ülkede hakimler, savcılar varmış diyebiliriz belki. Yargıya olan güven tazelenir. Daha güvenli bir ülkeye doğru adım atmış oluruz. Bu onların sorumluluğu. Takdir, karar, tercih onların.”

Zeytinlikler madenciliğe açıldı
(HA)










