KOCAELİ'NDE İKİ BARIŞ AKADEMİSYENİ İŞE İADE EDİLDİ
"Sevincimiz ancak tüm meslektaşlarımız dönünce tamamlanacak”
*2016 yılında "Bu Suça Ortak Olmayacağız" başlıklı barış bildirisini imzaladıkları için KHK ile Kocaeli Üniversitesi'nden ihraç edilen Hülya Kendir ve Prof. Dr. Cengiz Erçin, Ankara 15. Bölge İdare Mahkemesi kararıyla 10 yıl sonra görevlerine iade edildi.
*Bu kararla yargı yoluyla görevine dönen barış akademisyeni sayısı 16'ya yükseldi. 2016'da Güneydoğu'daki operasyonlara ve sokağa çıkma yasaklarına itiraz eden 406 akademisyen KHK ile ihraç edilmişti. Anayasa Mahkemesi 2019'da akademisyenlerin cezalandırılmasını ifade özgürlüğü ihlali olarak değerlendirmişti. Ancak akademisyenlerin iade kararları kesin olmayıp dosyaları Danıştay'a gitti.
*10 yıllık süreçte sadece 18 akademisyen kesin olarak görevine dönerken diğerlerinin hukuki süreçleri devam ediyor. Kendir ve Erçin, yarın yeniden atılmayacaklarının garantisi olmadığını ve tüm meslektaşlarının iadesi için mücadele edeceklerini belirtti.
2016 yılında “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attığı için 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Kocaeli Üniversitesi’nden ihraç edilen Hülya Kendir ve Cengiz Erçin görevlerine iade edildi. Son kararla birlikte yargı kararıyla görevine dönen Barış Akademisyeni sayısı 16 oldu.
Ankara 15. Bölge İdare Mahkemesi’nin (BİM) kararıyla 10 yıl sonra işlerine iade edilen barış akademisyenleri, açtıkları davalar sonucunda görevlerine dönmüş oldu.
Güven Bakırezer, Gül Köksal, Zelal Ekinci ve Ruhi Demiray’ın ardından Kocaeli Üniversitesi’ndeki görevlerine iade edilen akademisyenler, bianet’e konuştu.
Prof. Dr. Erçin: “Hakikati sadece mikroskobun altında arayamazdım”
Duygu ve düşüncelerini bianet ile paylaşan Prof. Dr. Cengiz Erçin, 2016’da yayımlanan bildiriyi imzalama nedenlerini hatırlatırken bugün taleplerinin hâlâ sürdüğünü de vurguladı:
“1 Eylül 2016'da 672 sayılı KHK ile ihraç edildikten sonra odalarımızı boşaltırken, üniversiteden ayrılırken, kürsülerimizin başında yaptığımız ayrılık açıklamasında Suruç'ta katledilen hukuk öğrencileri Nuray ve Nazlı’nın fotoğraflarını göstermiştim. Aslında ben o imzayı Nuray ve Nazlı'nın anısına attım demiştim. Hatırına attığım birçok insan vardı ve bunların bir kısmı da bizim Kürt arkadaşlarımız, meslek odalarından birlikte çalıştığımız kardeşlerimiz, abilerimiz ve yakın çalışma arkadaşlarımızdı. Hatırladığım kadarıyla şöyle demiştim: ‘Yüreğinizin sesi ile yaşayacaksınız, midenizin sesini dinlerseniz düşündüğünüz gibi yaşayamazsınız; yaşadığınız gibi düşünmeye başlarsınız.’ Bu sözler tarihin doğru tarafında kalmak ve fotoğrafında gözlerimizin kapalı kalmaması için de bugün hâlâ geçerli…”
Her şeyin hakikat aramak ile başlayacağını savunan tıp profesörü Erçin, hakikati aramanın ise sadece mikroskobun altındaki hastalıklı hücreleri aramak ile sınırlı olamayacağını belirtti.
Cizre'de, Sur'da ve diğer çatışmalı bölgelerde yaşananları hatırlatan Erçin, Taybet İnan’dan Cemile Çağırga’ya, hendek-barikat operasyonları ve uzun süreli sokağa çıkma yasakları sırasında hayatını kaybeden ve cenazelerine günlerce ulaşılamaması nedeniyle simgeleşen birçok isim olduğunu söyledi.
“Toplumsal hakikati kanser hücresini arar gibi aramalıyız”
Duygu ve düşüncelerini “Mikroskopta hakikati arayan gözlerimiz tarihin fotoğrafında kapalı kalamazdı.” diyerek paylaşan Prof. Dr. Erçin, Bu olayların altındaki gerçeği de “kanser hücresini arar gibi aramak” gerektiğini savundu.
Suruç Katliamı’nın yıldönümü olan 20 Temmuz'da avukatı Ziynet Özçelik’in telefonu ile geri dönüşlerinin onaylandığını öğrenen Erçin, aynı esastan yargılandıkları davada kararların tek tek verildiğini, oysa Kocaeli Üniversitesi’ndeki 19 akademisyen olarak aynı eylemi gerçekleştirdiklerini söyledi.
1984 yılından bu yana doktorluk yaptığını ifade eden Erçin, o günden beri aynı şeyleri savunduğunu söyledi:
“1984’te başlamış olduğum mecburi devlet hizmetinde aynı devlet pasaportlarımıza el koymuştu yurt dışına kaçmayalım diye. Çalıştığım köylerin tamamı da Kürt köyüydü. Bu köyde 4 yıl kalmalıydım ve sağlık hizmetini Kürtçe dilini öğrenerek vermeliydim. Devlet için bir problem yoktu, hatta teşvik ediliyordum. 1 Eylül 2016'da da o bildiğim dilden sünnet ettiğim, doğumunda bulunmuş olduğum çocukların ölümüne karşı çıktığım için; yani barış istediğim için tekrar pasaportlarımız yurt dışı çıkış yasağı ile elimizden alındı.”
Yaşananların tarihin bir ironisi olarak kalacağını belirten Erçin, barış istemenin pasif bir dilek olduğunu ve özellikle de Orta Doğu coğrafyasında bunun kolay olmadığını söyledi.
Bu nedenle “barış istemeye devam etmeliyiz” diyen Erçin, barış talebinin ülkeyi yönetenler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerine anlatılması gerektiğini vurguladı.
Hülya Kendir: “Buruk bir sevinç yaşıyoruz”
Kocaeli Üniversitesi’ndeki görevine iade edilen siyaset bilimci Hülya Kendir ise şunları söyledi:
“Daha önce de aynı imza nedeniyle, sözleşme yenilememe ve istifaya ya da emekliliği zorlama yoluyla kamu ve özel üniversitelerden atılan meslektaşlarımız olmuştu. Bizler hakkında da üniversite idari bir soruşturma yürütüyordu. Ancak KHK yoluyla mesleği başka kurumlarda yapmamız yasaklanarak, bizim ve ailelerimizin pasaportlarına tahdit konarak, kısacası emeğimiz, haklarımız, özgürlüklerimiz üzerine ciddi sınırlamalar getiren bir olağanüstü hâl düzenlemesi ile ihraç edilmek bir ilkti. Ama bilindiği üzere arkası kesilmedi, OHAL’in sürdüğü iki yıl boyunca toplamda 406 Barış Bildirisi imzacısı ve muhalif akademisyen KHK’lar yoluyla atılmış oldu.”
KHK’da adı yer alan ilk isimler olarak yaşadıkları haksızlıkla karşılaşmanın getirdiği öfke ve şaşkınlığın yanında, başlarına gelenin ne olduğunu ve buna karşı nasıl itiraz edeceklerini de anlamaya çalıştıklarını belirten Kendir, yaşananlara karşı hak arama mücadelelerinin ise yıllar aldığını belirtti.
Önce OHAL Komisyonu gibi hukuki varlığı hala tartışılır bir kurumun kendileri hakkındaki kararını beklediklerini ve ret kararını duymak için 5 yıl bekletilmiş olduklarını belirten Kendir, bu karara itiraz temelinde başlayan, idare mahkemelerindeki dava süreçlerinin de 5 yıldır devam ettiğini söyledi.
2021’den beri akademik çalışmalarını Almanya’da, Kassel Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde sürdüren Kendir, bu aşamadaki davalarına bakan mahkemelerin, Barış Bildirisindeki imzalarının “terörle iltisak ve irtibatını” yorumlamalarına göre veya başka gerekçeler gösterilerek farklı kararlarla karşılaştıklarını vurguladı.
“Hukuki bir garabetle karşı karşıyayız.” diyen Kendir, onlarca arkadaşlarının ise 5 yıldır olumlu hiçbir karar görmediğini, olumlu karar alanların bir kısmının da bir üst mahkeme yoluyla yeniden atıldığını söyledi.
“Yarın yeniden atılmayacağımızın garantisi yok”
Kendisi ve Prof. Dr. Cengiz Erçin için verilen iade kararlarının da kesin kararlar olmadığını hatırlatan Kendir, BİM’in haklarında olumlu bir karar verdiğini, ancak dosyalarının ise üniversitenin itirazı üzerine Danıştay’a gittiğini söyledi.
Pek çok arkadaşlarının yaşadığı gibi yarın yeni bir ret kararıyla karşılaşmayacaklarının garantisi olmadığını belirten Kendir, bu durumun sadece barış akademisyenleri için değil, tüm KHK’liler için geçerli olduğunu söyledi.
Verilen kararı bir nebze de olsa adaletin sağlanması ve üniversiteye, özellikle de öğrencilere dönmenin yolunun açılması olarak gördüğünü belirten Kendir, duygu ve düşüncelerinin kararı öğrendiğinden beri çok karmaşık olduğunu söyledi:
“Üniversiteden aynı kararla beraber atıldık ama beraber dönemiyoruz. Diğer üniversitelerden barış imzacısı arkadaşlarımızın halen göreve iade kararlarını bekliyoruz. KHK rejiminin yarattığı haksızlıkların ve adaletsizliklerini sona ermesini istiyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla içim çok buruk, sevincimiz ancak bu dediklerim gerçekleştiğinde tamamlanacak, ancak o zaman derin bir nefes alacağım.”
Danıştay'dan ‘barış akademisyenleri’ kararı: AYM kararlarına uyulması zorunlu
Barış Akademisyenleri Bildirisi'nin 10. yılı: "Barış hakkı yargılanamaz, talebimizde ısrarcıyız"
Ne olmuştu?
11 Ocak 2016’da yayımladıkları "Bu Suça Ortak Olmayacağız" başlıklı bildiri ile 2015-2016 yıllarında bölgede uygulanan operasyonlara ve sokağa çıkma yasaklarına itiraz eden 406 akademisyen, 672 sayılı KHK ile üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edilmişti.
Cizre, Sur, Silvan, Nusaybin ve Silopi gibi kentlerdeki sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması, sivillerin yaşam hakkının korunması, operasyonlar sırasında yaşandığı ileri sürülen hak ihlallerinin sona erdirilmesi, çatışmaların durdurulması ve barış müzakerelerine dönülmesi ile bölgeye bağımsız gözlemcilerin girişine izin verilmesi taleplerini içeren bildiri, büyük bir siyasi tartışmaya neden olmuştu.
Bildiriye imza atan 822 akademisyen Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanırken Anayasa Mahkemesi (AYM), 2019 yılında verdiği kararla bildiriye imza atan akademisyenlerinin cezalandırılmasının ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan kararla ilk ihraçların yaşandığı Kocaeli Üniversitesi’nde ise toplam 19 akademisyen ihraç edilmişti.
KHK ardından geçen 10 yıllık süreçte yalnızca 18 akademisyen görevine kesin şekilde iade edilirken diğer akademisyenlerin hukuki süreçleri ise devam ediyor.
(AV/EMK)
Barış Akademisyeni Ruhi Demiray 10 yıl sonra görevine döndü
"Zvërnec, Arnavutluk’taki siyasi krizin sembolüne dönüştü"
Prof. Dr. Zelal Ekinci görevine iade edildi
P&G işçileri: “Bayramı evimizde kutlamayı tercih ederdik”
Bilgi Üniversitesi öğrencileri: “Geleceğimiz bir gecede karartılamaz”