Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Saraçhane’de, 19 Mart darbesinin birinci yıldönümünde düzenlenen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı.
Burada yaptığı konuşmada Özel, “‘Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz. Güzeli birlikte düşledik. Sesimiz kısık çıktı bazen, yine de türküler söyledik. Sendeledik yolda ilerlerken ama hiç geriye dönmedik. Kim demiş sustuk? Kim demiş sustuk? Kim demiş direnmeyip teslim olduk?’ İşte teslim olmayanlar burada. İşte direnenler burada. Bir devri kapatıp, bir devri açanlara, demokrasi tarihini yeniden yazanlara merhaba” dedi.
Özel, konuşmasının devamında şunları söyled söyledi:
O gün bu devletin altına dinamit koydular
Özgür Özel, 19 Mart’a giden süreçte Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesini, yalnızca bir kişiye yönelmiş idari bir işlem değil, devletin hukuki güvenilirliğini sarsan büyük bir kırılma olarak sunduğunu söyledi. Diploma iptalinin, fakültenin ve dekanın itirazına rağmen dayatıldığını, bunun da kurumsal işleyişin siyasal baskıyla bozulmasının simgesi haline geldiğini ileri sürdü. Böylece meselenin bir kişiye yapılan haksızlığın ötesine taşınarak toplumun elindeki resmi güvencelerin tartışmalı hale geldiği bir eşik gibi resmedildiğini savundu. Yurttaşın elindeki tapunun, evlilik cüzdanının, banka kaydının ve diğer resmi belgelerin de aynı güvensizlik iklimine sürüklendiğini ifade etti. Bu gelişmelerin devlet ile toplum arasındaki sözleşmeyi zedelediğini ve anayasal güveni sarstığını öne sürdü. Sahur vakti yapılan polis baskınının da bu hukuksuzluğu zor kullanımıyla tamamlayan bir adım olarak görüldüğünü belirtti. 19 Mart öncesindeki bu aşamanın, daha sonra kurulacak direniş anlatısının başlangıç noktası olduğunu dile getirdi.
Artık devletin verdiği hiçbir kağıdın önemi kalmadı
“Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘Olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘Diploma geçerli’ dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil İstanbul Üniversitesi’nin yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi kalmadı. İşte o gün birileri bu devletin, anayasanın altına dinamiti koydu. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar.”
O gün birlikte tarihi bir direnişin meşalesini yaktık
Özgür Özel, 19 Mart sonrasında yaşananların şaşkınlık ve geri çekiliş değil, ani bir toparlanma ve direnme iradesi yarattığını söyledi. Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının yalnızca bir belediye başkanını değil, CHP’nin iktidar yürüyüşünü ve Saraçhane etrafında oluşan siyasal hattı hedef aldığını savundu. Toplantı ve gösteri yasaklarının, metro ve otobüslerin durdurulmasının, köprülerin kaldırılmasının halkı sindirme ve meydanı boşaltma girişimi olarak tasarlandığını ileri sürdü. Buna rağmen Vatan Emniyet önünde partililerin, Beyazıt’ta ise üniversite öğrencilerinin barikatları zorlayarak direnişin ilk halkasını kurduğunu anlattı. Özellikle gençliğin bu süreçte öncü bir rol oynadığını vurguladı. Saraçhane’de otobüsün üstünden yapılan çağrının, bir haftaya yayılan sürekli bir karşı koyuşa dönüştüğünü belirtti. İlk günün, korkuya teslim olunmadığını ve meydanın sahiplenildiğini gösteren kurucu an haline geldiğini söyledi.
Ne olacaksa bugün olacak dedik
“İşte o gün Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacaksa olacak ama bugün olacak’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık.”
99’uncu eylemde yine Saraçhane’deyiz
Özgür Özel, bir yıl boyunca süren hareketin tesadüfi ya da anlık bir tepki olmadığını, düzenli biçimde büyüyen bir siyasal dalga haline geldiğini söyledi. İlk gece bütün yasaklara rağmen Saraçhane’de yüz binleri bulan bir toplanma yaşandığını, ön seçim gününde ise yarımadayı dolduran çok daha büyük bir kalabalığın oluştuğunu hatırlattı. Bu kalabalıkların, demokrasiye sahip çıkma iradesinin görünür hale geldiği anlar olduğunu savundu. Saraçhane’den yükselen itirazın Maltepe’ye, oradan İstanbul’un ilçelerine ve Anadolu kentlerine yayıldığını anlattı. Yazın sıcağının, kışın sertliğinin ve zamanın akışının bu eylem çizgisini söndüremediğini ileri sürdü. 99’uncu eylemle birlikte Saraçhane’nin yeniden başlangıç noktasına değil, sürekliliğin simgesine dönüştüğünü ifade etti. Mücadelenin bir yıllık seyrini sayıların diliyle toplumsal meşruiyet kazanmış bir hareket olarak resmetti.
Maltepe'de 2,2 milyon olduk
“İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle bütün yarımada doldu. Saraçhane’den yakılan meşale tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe’de 2,2 milyon olduk. İşte 98’incisi geride kaldı, bu akşam 99’uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz.”
Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, 105 bin kilometre yaptık
Özgür Özel, bir yıllık mücadelenin yalnızca siyasal sözden ve meydan kalabalıklarından ibaret olmadığını, büyük bir emek ve seferberlik gerektirdiğini söyledi. Otobüsün bir yılda 105 bin kilometre yol yapmasını, bu hareketin nasıl ülke çapında taşındığını gösteren simgesel bir veri olarak kullandığını belirtti. Mikrofonda geçen saatleri anarak, mücadelenin yoğunluğunu ve sürekliliğini görünür hale getirdiğini ifade etti. Ancak asıl önemlisi, bu hattın tek bir kişiyle değil, görünmeyen emekçilerin katkısıyla sürdürüldüğünü vurguladı. Şoförden teknisyene, fotoğrafçıdan tercümana kadar birçok emekçinin bu sürecin asli taşıyıcısı olduğunu savundu. Aynı zamanda siyasi partilerden sendikalara, sivil toplumdan farklı demokratik çevrelere kadar uzanan bir dayanışma ağı kurulduğunu anlattı. Böylece bir yıllık yürüyüşün, kolektif bir örgütlenme ve müşterek emek birikimi üzerinde yükseldiğini ileri sürdü.
112 saat konuştum
“Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dron kullanana helal olsun tüm emekçi kardeşlerime.”
Gücümüzü, seçtiğine sahip çıkandan alıyorduk
CHP Genel Başkanı, muhalefetin gücünü dış merkezlerden ya da uluslararası desteklerden değil, doğrudan meydandan ve sandıktan aldığını söyledi. İktidarın sıkça kullandığı dış bağlantı imalarını tersine çevirerek, meşruiyetin kaynağını Cumhuriyet’e, seçme hakkına ve seçtiğine sahip çıkan yurttaşa bağladığını savundu. Uşak’tan Saraçhane’ye uzanan çağrının, eylemlerin birbirini besleyen halkalar halinde büyüdüğünü gösterdiğini anlattı. İstanbul’un pasif biçimde bekleyen değil, yeniden meydana çıkan ve iradesine sahip çıkan bir kent olarak öne çıktığını belirtti. Meydan dili, şarkılar ve telefon ışıklarıyla bu siyasal anlatının duygusal bir ortaklık duygusuyla birleştiğini ifade etti. Böylece yürütülen hattın dışarıdan kurulmuş değil, içeriden ve halk desteğiyle taşınmış bir mücadele olarak çerçevelendiğini ileri sürdü. Bu bölümde meşruiyet tartışmasını doğrudan halk iradesi ekseninde yeniden kurduğunu gösterdi.
Gücümüzü Trump'tan almıyoruz
“Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz. 99’uncu eylemde ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik.”
100’üncü eylem için Çanakkale’de
CHP lideri , yaklaşan 100’üncü eylemi yalnızca yeni bir miting olarak değil, tarihsel hafızayla bağ kuran simgesel bir eşik olarak sunduğunu söyledi. Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümünü anarak milli mücadele, fedakârlık ve direniş temalarını güncel siyasetin içine taşıdığını savundu. Atatürk ve şehitlerin anılmasının, bugünkü mücadeleyi geçmişin bağımsızlık hafızasıyla aynı çizgide göstermeye hizmet ettiğini ileri sürdü. “Geldikleri gibi giderler” sözünü yeniden dolaşıma sokarak, güncel politik hattı tarihsel direniş söylemiyle tahkim ettiğini belirtti. 99 eylemden sonra durup durmayacaklarına dair soruya, hareketin kesintisiz süreceği yönünde yanıt verdiğini anlattı. Çanakkale çağrısının yalnızca takvimsel değil, tarihsel meşruiyet üreten bir adım olarak kurulduğunu ifade etti. Böylece yeni durağın siyasal açıdan daha yüksek bir simgesel düzleme yerleştirildiğini savundu.
99. eylemde durmayacağız
“Bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111’inci yıl dönümü. Çanakkale’yi geçilmez kılanları, İstanbul’a varmasın diye o donanma gözü kırpmadan can verenleri anıyoruz. Sonra o donanma geldiğinde Kartal İstimbotu’nun üzerinden ufka bakarken ‘Ağlama çocuk. Geldikleri gibi gidecekler’ diyenleri de biliyoruz. İşte tam bu ruhla, tam bu inançla, tam bu azimle 99 eylemden sonra ‘Duracak mısın?’ diyenlere ‘Durmayacağız, devam edeceğiz’ diyoruz. Ve 100’ncü eyleme herkesi Çanakkale’ye bekliyoruz.”
Demokratların başarısı
Özel, son iki yılın siyasal hikâyesini CHP’nin toparlanışı ve iktidarın buna müdahalesi ekseninde yeniden kurduğunu söyledi. Kasım 2023 sonrasında moral bozukluğu içindeki partinin genç ve kadın kadrolarla ayağa kalktığını, bunun kısa sürede seçim başarısına dönüştüğünü anlattı. AK Parti’nin ilk kez yenildiğini ve CHP’nin uzun yıllar sonra birinci parti olduğunu hatırlatarak bu tabloyu demokratik bir yeniden kuruluş anı gibi sundu. Ancak bu başarının yalnızca CHP’ye değil, farklı kesimlerin yan yana gelişine ait ortak bir başarı olduğunu savundu. Ardından iktidarın bu yükselişi seçim yoluyla durduramayacağını anlayınca yargı ve bürokrasi üzerinden müdahale hattı kurduğunu ileri sürdü. Esenyurt’tan başlayıp başka belediyelere uzanan operasyonları, diploma iptalini ve 19 Mart gözaltılarını aynı zincirin halkaları olarak birleştirdi. Böylece seçim başarısına karşı geliştirilen kurumsal bir karşı hamle anlatısı kurduğunu gösterdi.
CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu
“Her şey Kasım 2023’te başladı. Büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, gençlerin ‘Ayağa kalkalım’ demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece dört ay sonra girilen seçimlerde AK Parti, tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saydık. Bunu demokratların başarısı olarak gördük.”
Devletle millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimi
CHP Genel Başkanı, 19 Mart’ı salt bir operasyon değil, halkın iktidarı sandık yoluyla değiştirme hakkına yönelmiş bir saldırı olarak tarif ettiğini söyledi. Bu nedenle verilen mücadelenin de parti çıkarını savunmanın ötesinde, demokrasi zeminini ve halk egemenliğini koruma mücadelesi olarak görülmesi gerektiğini savundu. Anlatısını yalnızca muhalif seçmene değil, günlük hayatında haksızlık yaşayan her kesime doğru genişlettiğini ileri sürdü. Modifiye araç cezaları örneği üzerinden, daha önce iktidara oy vermiş kesimlerde bile “sandıkta görüşürüz” duygusunun yaygınlaştığını anlattı. Sanayi sitelerini, köyleri, tarlaları, servisleri ve kampüsleri aynı toplumsal huzursuzluğun farklı mekânları olarak sıraladı. Böylece Saraçhane’deki direnişin gündelik hayatın içine taşan daha geniş bir itiraza dönüştüğünü ifade etti. Bölüm boyunca halk egemenliğini ortadan kaldırmaya yönelik girişime karşı çoğul bir toplumsal savunma hattı tasarladığını gösterdi.
19 Mart, bu ülkeyi kimin yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır
“19 Mart, devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kim yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir. Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, milletin istediğini başa getirdiği bir düzeni savunuyoruz. Bu darbeyi püskürtmek için en önemli güvencemiz budur.”
Mühür kimdeyse Süleyman odur
Özgür Özel, mücadelenin özünü devlet mührünün kimde olacağı sorusuna bağladığını söyledi. Bir avuç insanın kendi hükmünü ve mührünü topluma dayatmasına karşı, mührün ve hükmün millette kalması gerektiğini savundu. Böylece sandık ve halk egemenliği vurgusunu daha yalın ve sert bir siyasal özdeyişle toparladığını ileri sürdü. Ardından tutuklu ve görevden uzaklaştırılmış belediye başkanlarını tek tek anarak baskının kapsamını görünür hale getirdiğini anlattı. Bu isimlerin sıralanmasının yalnızca dayanışma değil, davanın ülke çapında genişlediğini gösteren bir siyasal jest olduğunu belirtti. Ekrem İmamoğlu’na dönük duygusal hitabın da politik savunuyu kişisel sadakat ve kader ortaklığıyla birleştirdiğini ifade etti. Böylece bölümün hem ilkesel hem de duygusal bağlarla kuvvetlendirilmiş bir çağrıya dönüştüğünü savundu.
Mücadelemiz mührün millette kalması için
“Bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız?”
Artık bu davayı sürdürmek millete ihanetti
Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına yöneltilen suçlamaların giderek çöktüğünü ve iddiaların birbiri ardına boşa düştüğünü söyledi. Yolsuzluk rakamlarından para valizlerine, cep telefonlarından lüks araç iddialarına kadar birçok başlığın temelsiz kaldığını savundu. Gizli tanık düzeninin de bu çöküşün merkezindeki unsur olduğunu ileri sürdü. Bazı tanıkların baskı gördüklerini, yönlendirilmiş ifadeler verdiklerini ve yalan söylediklerini kabul etmelerinin, davanın hukuki değil siyasi bir kumpas olduğu tezini güçlendirdiğini ifade etti. Canlı yayın talebinin kendi taraflarının açıklığa açık olduğunu gösterdiğini, buna karşılık yargı makamlarının bundan çekindiğini belirtti. Böylece davanın sürdürülmesinin yalnız yanlış değil, doğrudan millete karşı işlenen bir kötülük haline geldiğini savundu. Bölümün sonunda siyasal eleştirisini ahlaki ve tarihsel bir suçlama düzeyine yükseltti.
Ellerinde gizli tanıktan başka bir şey kalmadı
“Arkadaşlarımıza ne yalanlar, ne iftiralar attılar. Ama her gün bir doğru bir yalanı çürüttü, bir dürüst bir iftiracıyı püskürttü. ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye yola çıkmışlardı, gelinen noktada 560 kuruş bile ispatlanamadı. Bugün ellerinde gizli tanıklarından başka hiçbir şey kalmadı. ‘Baskı gördüm, tehdit edildim, yalan söyledim’ diyenler bu kumpasın nasıl çöktüğünü hepimize gösteriyor. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir.”
Kirli aparatının mal varlığı açıklansın
Özgür Özel, siyasal davaların arkasındaki yargı ya da bürokrasi figürlerinden birine doğrudan yüklenerek onun mal varlığını tartışmanın merkezine çektiğini söyledi. Memur maaşıyla açıklanamayacak büyüklükte taşınmaz edinildiğini öne sürerek daireleri, arsaları ve çeşitli projelerdeki kayıtları örnek gösterdi. Tapu ID numaraları ve ödeme belgeleri anılarak bu suçlamalara teknik bir inandırıcılık zemini kazandırıldığını savundu. Hedef alınan kişinin kamuoyuna eksik bilgi sunduğunu, gerçeği gizlediğini ve sahip olduğu malların tamamını açıklamadığını ileri sürdü. Erdoğan’a seslenerek bu kişinin taşınmazlarının ve mal beyanının bütünüyle açıklanmasını talep ettiğini anlattı. Böylece hukuksuzluk iddiasını çıkar, servet ve yozlaşma meselesiyle birleştirdiğini ifade etti. Bölüm boyunca kumpasın yalnızca siyasal değil, maddi çıkarlarla da ilişkili bir düzen içinde kurulduğunu ima etti.
Belgelerin altında ezildi
“19 yıl devlet memurluğu yapmış; bütün maaşlarını biriktirse 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Buradan açıkça Erdoğan’a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. E-devlette bütün taşınmazları dökün ve verdiği mal beyanını açıklayın.”
Kurtuluş yok tek başına
Özgür Özel, konuşmasının bu bölümünde siyasal mücadeleyi daha geniş bir tarih ve dünya tasavvuruna açtığını söyledi. Çanakkale, Atatürk ve barış vurgusunu bir araya getirerek hem milli hem de evrensel bir dil kurduğunu savundu. Filistin’e selam gönderilmesi ve Amerikan emperyalizmine karşı slogan atılmasıyla konuşmanın yalnız iç politika sınırında bırakılmadığını ileri sürdü. Yeni bir dünya, kardeşlik ve birlikte yaşama fikrini daha şiirli ve umutlu bir dille işlediğini belirtti. Seçimin er ya da geç kazanılacağını söyleyerek politik hedefi açık biçimde ilan ettiğini anlattı. Ertesi gün Saraçhane’de toplumun farklı kesimlerinin omuz omuza buluşacağı bir gelecek resmettiğini ifade etti. Böylece farklı toplumsal kesimlerin kaderini birbirine bağlayan bir dayanışma teziyle konuşmayı duygusal ve ideolojik bir doruğa taşıdığını savundu.
Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz
“Buradan Filistin’i selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane’de toplanacağız. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun
Özgür Özel, konuşmasının kapanışında sert siyasal suçlamalardan toplu moral yükseltmeye geçen daha toparlayıcı bir ton benimsediğini söyledi. Soğuğa ve zorlu koşullara rağmen meydana gelenlere teşekkür ederek dayanışma duygusunu güçlendirdiğini anlattı. Galatasaray’a başarı dilemesini ekleyerek siyasal miting havasını gündelik ortak sevinçlerle birleştirdiğini belirtti. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına sabır ve direnç dileğini yineleyerek dayanışma çizgisini son ana kadar koruduğunu savundu. Emniyet güçlerine teşekkür edilmesi ve meydanın sorunsuz boşaltılacağının söylenmesinin, kapanıştaki tansiyonu düşüren bir jest işlevi gördüğünü ifade etti. Son kez iktidara yürüme çağrısı yaparak bunun seçimle sonuçlanacağı umudunu tazelediğini ileri sürdü. Final cümlesiyle seçimi, ülkenin yeniden bayram havasına kavuşacağı bir toplumsal ferahlama anı olarak çerçevelediğini söyledi.
En sonunda biz kazanacağız
“Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”
(AEK)




