Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul 3’üncü Seçim Bölgesini temsilen Bakırköy’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Canım İstanbul’a, güzel İstanbul’a, kötülüğe boyun eğmeyen İstanbul’a, seçtiğine, iradesine, sandığına sahip çıkan İstanbul’a, Cumhurbaşkanı adayına, İstanbul’un şehri eminine, evladına, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkan İstanbul’a selam olsun” dedi. Özel, şunları söyledi:
“343 gündür hiçbir şeyi ispat edemediler”
CHP Genrel Başkanı Özel söze, “343 gün önce” diye girip İmamoğlu’na dönük süreci bir gecede koparılan “diploma” hamlesiyle başlattı. Ardından sabah baskınını, gözaltını ve peş peşe dizilen suçlamaları tek tek saydı; “terör”den “ajanlık”a, “para kasası”ndan “milyon dolar” masalına kadar her şeyin boşa düştüğünü anlattı. Kalabalığı, bu iddiaların her seferinde bir nesneye, bir görüntüye, bir dedikoduya bağlanıp sonra dağılıp gidişine tanık etmiş gibi konuşturdu. Sonunda “bunca gürültüye rağmen kanıt yok” vurgusunu, bir yıllık hattın ana cümlesi olarak çiviledi.
“Tam 343 gün önce bir gece bir yoksul ailenin iftar sofrasındayken diploması iptal edildi. Ertesi gün sabahın köründe evine polisler geldi. 343 gün boyunca; ‘terör’ dediler, yalan çıktı. ‘Ajan’ dediler, yalan çıktı… ‘İBB’nin altında milyon dolarlar var’ dediler, tümü yalan çıktı. Ama bugüne kadar hiçbir şeyi ispat edemediler.”
“Arkadaşlarımızı yalnız bırakmamızı beklediler”
Özel, asıl beklentinin “şüphe” üretmek ve CHP’yi geri çektirmek olduğunu söyledi; “arkadaşlarımızı yalnız bırakmamızı istediler” diye altını çizdi. Sonra o sabah yaptıkları değerlendirmeyi, sanki kriz masasında yeniden kurar gibi aktardı ve buna “darbe girişimi” dedi. Saraçhane’yi sembol ilan edip çağrıyı oraya yaptı; yasakları, bariyerleri, kapatılan istasyonları, durdurulan otobüsleri bir bir anlattı. En sonunda da İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin bariyerleri aşmasını, ilk saatlerin dönüm noktası gibi, meydanı yükselten bir an olarak resmetti.
“Bu bir darbe girişimidir… darbeyi yapanın iktidar olduğu, darbenin muhatabının bir sonraki iktidar olduğu… bir darbe girişimidir. Sembol Saraçhane’dir. Orayı teslim edemeyiz. Oraya bir kayyım gelmesine seyirci kalamayız. O yüzden biz Saraçhane’deyiz, buradayız.”
“Saraçhane’de ne gördüysem bu meydanda da onu görüyorum”
Özel, Bakırköy Meydanı’na seslenirken Saraçhane gecelerini andı. Kalabalığın aynı ruhla bir yıldır bir araya gelmeyi sürdürdüğünü aktardı. “Demokratlık"ı farklı kimlikleri birleştiren bir ortak nitelik olarak tek tek sıraladı; meydanın çeşitliliğini ortak bir direnç diliyle birleştirdi. Saraçhane’de yedi gün yedi gece kalındığını, kalabalığın 110 binden 550 bine büyüdüğünü anlattı. “Kayyımı atamaya cesaret edemediler” cümlesini de, o direnişin somut sonucu olarak koydu ve belediyeyi seçilmişlerin emanetine bırakıp çıkışlarını hatırlattı.
“Ben o meydana baktığımda neyi görüyorsam, bugün de bu meydana… baktığımda onu görüyorum. Size bakınca ben… sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları… görüyorum. Saraçhane’de yedi gün - yedi gece kaldık. 110 bin kişiyle başladık, 550 bin kişilik 23 Mart akşamını yaşadık. 26’sında kayyım atamaya cesaret edemediler.”
“Bu vakitten sonra biz bu işten dönmeyiz”
Özel, çizgiyi “miting”ten “eylem”e doğru çekti; bunu bir slogan gibi değil, bir program gibi ifade ettiğini söyledi. Maltepe’ye geçişi, ardından her hafta sonu bir şehir ve her çarşamba İstanbul’da bir ilçe fikrini, düzenli bir seferberlik takvimi gibi kurduklarını anlattı. “Tavsarsınız” diyenlere karşı, sıcak yazları ve zor kışları hatırlatıp hiç ara vermeden 39 ilçeyi dolaştıklarını anımsattı. Sonra sözü 18–19 Mart gecesine getirdi; yıl dönümünde Saraçhane’ye dönüş çağrısını, “geri sayım başladı” diyerek yükseltti.
“Biz ne Anadolu’ya, ne çarşamba geceleri İstanbul’a mitinge gelmeyeceğiz. Eyleme geleceğiz. …Bu vakitten sonra biz bu işten dönmeyiz. …Darbenin yıldönümünde hep beraber tarihi bir eylemde Saraçhane’de 100 binleri milyon yapıyoruz. …Artık bundan sonraki gün ve zaman geri sayma zamanıdır.”
“Gençler, ‘ya bizi kurtarın, ya biz de göçeceğiz’ diyor”
Özgür Özel, iktidarın salonlardan konuştuğunu, sokağa çıkamaz hale geldiğini söyleyerek alanda toplananlara gündelik hayatın içinden seslendi. Emekliyi, emeği ve çiftçiyi anıp asıl mesajını gençlerin ağzından verdi: “Ya bizi kurtarın ya biz de göçeceğiz.” 19 Mart sürecinin umutsuzluk üretmesinin beklendiğini ama bunun tersine bir “umuda dönüş” yaşandığını söyledi. Ardından 9 Mart’taki yargılama beklentisine geldi; canlı yayın vaadinin buharlaştığını anlattı ve “madem güveniyorsunuz, TRT’den yayınlayın” diye meydandan iktidara yüklendi.
“Dört gençten üç tanesi ‘Artık bu ülkede durmak istemiyorum’ diyor. …‘Gözümüz sizde. Ya bizi kurtarın ya biz de göçeceğiz’ diyorlar. …Şimdi iddianame çıktı, arkasında duran yok. Şimdi canlı yayından bahseden yok. …Canlı yayını yapın, millet iddiayı da duysun cevabını da duysun.”
“Aylardır iddianame bekliyorlar”
CHP Genel Başkanı üçüncü bölgeye geldiğini aktardıktan sonra anlatısını Esenyurt’ta başlayan kayyım hamlesiyle bağladı. Ardından bölgedeki belediye başkanlarını ve isimleri tek tek anarak “iddianamesiz” bekletilmeyi bir siyasal kilitleme tekniği olarak anlattı. Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa örneklerini, “kazanamadığını oyunla alma” iddiasıyla sertleştirdi. “Dört günde 200 kişiye iddianame yazdık” diye övünenlerin, dokuz ayda bir dosyayı yazamadığını söyleyip olayı “yazacak bir şey yok” noktasına taşıdı. Doğrudan içeridekilere seslendi.
“Büyükçekmece’nin, Gaziosmanpaşa‘nın, Şile’nin, Beyoğlu’nun ve Bayrampaşa’nın… yöneticileri… aylardır iddianame bekliyor, aylardır. …Dokuz aydır bir iddianameyi yazmıyorlar. Sebep? …Şimdi iddianameye yazacak bir şey yok. Diyoruz ki ‘Ne biliyorsanız, ne bulduysanız yazın. Hakim karşısına arkadaşlarımızı çıkarın.’”
“Ak parti’nin paçasından yolsuzluğun aktığı dönem”
Özel sözü Meclis grup toplantısına getirip İBB denetimlerini gündemleştirdi. CHP döneminde Sayıştay’dan MASAK’a uzanan incelemelerde “kamu zararı bulunmadığını” söyledi; üstelik denetim komisyonunda çoğunluğun AKP’de olduğunu hatırlattı. Ardından denetimler arasındaki çarpıcı karşıtlığı dile getirdi: AKP dönemine ilişkin 56 dosyada "kamu zararı" iddiası çıktığını, bu dosyaların İçişleri Bakanı tarafından İBB’den alındığını ve yıllardır işlem yapılmadığını anlattı. Bu bölümü, “örtbas edilen dosyalar” konusuna bağladı.
“Ekrem Başkan’ın döneminde… Sayıştay, MASAK… müfettişleri tek tek incelemişler ve bir kuruş kamu zararı bulunamamış. …Denetim Komisyonu’nun çoğunluğu AK Parti’deydi, başkanı da AK Partiliydi. …AK Parti’nin dönemine ilişkin tam 56 farklı dosyada kamu zararı olduğu… ortaya çıkmış. Bu 56 dosyanın tamamı… İBB’nin elinden alınmış, o günden bugüne tek işlem yapılmamıştır.”
“YÖK başkanı, ‘Erdoğan’ın diplomasını bulamadık’ diyor”
Özgür Özel, İmamoğlu’nun diplomasının iptalini “talimat” imasıyla anlatıp sözü Erdoğan’ın diploması tartışmasına getirdi. Erdoğan'ın "diplomasız Erdoğan" sözünü dava konusu yaptığı mahkemede olanları adeta içeride yaşanmış gibi canlandırdı: “Var diyorsanız dosyaya koyun” diyen hâkimi, “sunmaya gerek yok” diyen Erdfoğan avukatlarını ve ardından reddi hakim hamlesini canlandırdı. Buradan “göstermiyorsanız tartışma büyür” sonucunu çıkardı. Son cümlesinde de Erdoğan’a doğrudan “açıklığa kavuştur” diye seslendi.
“Hakim diyor ki ‘Varsa diplomayı niye dosyaya sunmuyorsun?’ …Erdoğan’ın avukatı… reddi hakim dilekçesi yazmış. …‘Bu hakim… diplomayı sorduğundan… tarafsızlığını yitirmiştir’ diyor. …‘Var ama gösteremem’ diyor. …‘Diplomasız Erdoğan.’”
“Babandan kalsa satmayacağın paraya sana sattırmayız”
Özel, İstanbul’un altyapısını “hepimizin vergisi” diye özetleyerek köprü ve otoyol satışına dair belge iddiasını ortaya attı. Konunun matematiğine geçti: geçiş ücretlerinin artacağını söyleyip yıllık gelir–satış bedeli karşılaştırması yaptı ve bunu “beş yıllık gelire yirmi beş yıllığı vermek” diye özetledi. Anket rakamlarını aktararak toplumsal itirazın büyüklüğünü ifade etti. Sonunda Erdoğan’a meydandan doğrudan soru sordu: “Satacak mısın, satmayacak mısın?”
“59 liraya geçilen köprü 350 lira olacak. …Yılda 600 milyon dolar gelir getiriyor. Sen bunu 3 milyar dolara satmaya kalkıyorsun. Yani beş yıllık kirasına 25 yıllığına köprüyü veriyorsun. …Babandan kalsa satmayacağın paraya milletin köprüsünü sattırmayız sana.”
“Darbeciye, ezberciye geçit yok; millete güveneceğiz”
Özel bu bölümde havayı biraz değiştirdi; Manisa ve ilçeler üzerinden “uzun soluklu emek” hikâyesi anlattı. Düşük oy oranlarından belediye kazanmaya giden çizgiyi bir grafik gibi yükselterek “demek ki oluyor” düşüncesini güçlendirmeye yöneldi. Kürsüde, “umutsuzluğa gerek yok” cümlesiyle moral yükselterek çıkışı “millet” kavramı üzerinden ifade etti. Son sözü de “geçit yok” diyerek bağladı.
“Hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmasına gerek yok. ‘Şu anda gücümüz yok…’ Halktan daha güçlü kimse yok. Hakikaten daha güçlü hiçbir şey yok. Millete güvenmekten başka çare yok. Darbeciye, ezberciye geçit yok. Millete güveneceğiz.”
“İnanç özgürlüğünün teminatı CHP’dir, bu meydandır”
Özel, iktidarın kutuplaştırma alanı olarak dini kullandığını söyleyip bu hattı kapatmaya çalıştı. Bakırköy’den, “kimsenin kimsenin inancına, giyimine-kuşamına karışmayacağı” güvencesini verdi. Başörtüsü ve geçmişteki yanlışları kabul ederek “yanlış yapan yanlış yaptı” dedi ancak bugüne taşınan gerilimi “bilerek kriz çıkarma” olarak tarif etti. Milli Eğitim Bakanı’na sert eleştiriler yöneltirken çocuklar üzerinden ayrım üretmeye karşı Bakırköy Meydanını “teminat” gösterdi.
“Bu ülkede kimsenin dinine, inancına, giyimine, kuşamına karışmaya kimsenin niyeti yok. …Biz bu ülkede inanç özgürlüğünün… teminatıyız. …O dönemde kim kimin giyimine, kuşamına, başörtüsüne karışmışsa yanlış yapmış. …Bu memleketin birliğinin, bütünlüğünün ve inanç özgürlüğünün teminatı bu meydandır, Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”
“Konforlu siyaset bitti”
CHP Genel Başkanı, “dini değerlerin siyaset malzemesi yapılmasına” itiraz ederek kendi çizgisini netleştirdi. İlahi olanın başının üstünde yeri olduğunu, saygı duyduklarını söyledi ama kürsüde asıl konuşulması gerekenin yoksulluk ve işsizlik olduğunu vurguladı. “Dine saldırı varmış gibi” bir çerçevenin kurulması girişimlerini reddetti. CHP’nin tarihsel konumunu anarak, iktidarın bu alandan kolay puan devşiremeyeceğini ilan etti.
“Siyasetin konusu nedir biliyor musun? …yoksulluğu bitirmeyi konuşacaksın. İşsizliği konuşacaksın. Kuru ekmekle sahurları… konuşacaksın. …Onun dışında ilahi ile… sanki bu ülkede insanların inancına saldırı varmış gibi tutup da konuşmayacaksın.”
“Ben size şantajın büyüğünü söyleyeyim”
Özel, “CHP’ye şantaj” tartışmasını tersyüz edip asıl şantajı iktidarın kendisinin yaptığını anlattı. “Ankara’ya dön, partinin başında otur” mesajlarını Bahçeli ve Erdoğan üzerinden aktarıp bunu “meydanları boşaltma” tehdidi olarak okudu ve iktidar blokuna meydan okudu: “Elinizden geleni ardınıza koymayın.” Sözünü "muhalefete salon siyaseti yetmez” diyerek bağlayan Özel, iktidar yürüyüşünü sokakla tanımladı.
“Evet şantaj yaptılar bize. Şantaj, tehdit. …Devlet Bahçeli, ‘Ankara’ya dön…’ Sonra Erdoğan, ‘Ey Özgür Özel Ankara’ya dön.’ …‘Mektubunuzu aldım… Elinizden geleni ardınıza koymayın.’ …Salon siyasetiyle iktidar olunmaz. Biz meydan meydan… iktidara yürüyoruz.”
“Büyük bir hazırlığın içindeyiz”
Özel, ekonomi anlatısını emeklinin alım gücü üzerinden çarpıcı sayılarla dile getirdi: “Sekiz çeyrekten bir buçuğa” diyerek emeklinin düşüşünü altın cinsinden somutlaştırdı. İktidarın sokağa çıkacak hâli kalmadığını söyleyip CHP’nin “büyük hazırlık”ını haber verdi ve toplumsal kesimleri birbirine bağlayan bir zincir üzerinden muhalefet dinamiklerine işaret etti: "Emekli düzelmeden emekçi düzelmez, çiftçi düzelmeden esnaf düzelmez, gençler düzelmeden memleket düzelmez..." Bu bölümde Özel konuşmasını hep bir ağızdan “ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla sonlandırdı.
“Bu iktidarın sokağa çıkacak, yürüyecek mecali yoktur. …Cumhuriyet Halk Partisi tüm kadrolarıyla birlikte büyük bir hazırlığın… içindedir. …Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. …Gençler kurtulmadan bu memleket kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
“Meydana bak bakalım beyim, sen mi güçlüsün, biz mi?”
Özel, konuşmasının sonuna gelirken “suç ortaklığı bağı”yla tanımladığı iktidar ortaklığının karşısında muhalefetin gücünü “ahlaki ve psikolojik üstünlük”le açıkladı. Bakırköylü komedyen Münir Özkul'a göndermeyle “biz birbirimize sevgiyle bağlıyız” cümlesiyle konuşmasının sonuna geldi. İmamoğlu’nun Silivri’de olduğunu hatırlatıp “[onun] yerine sokak sokak gezmeye hazır mısınız?” sorusuna alandan yükselen yanıtları bir seferberlik çağrısı olarak birbirine bağladı.
“Biz gücümüzü ahlaki üstünlüğün bizde olmasından… alıyoruz. …‘Mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla, pulla değil; sevgiyle bağlıyız.’ …‘Bak bakalım beyim sen mi güçlüsün, ben mi?’ …‘Bak bakalım Tayyip Bey bu meydana, sen mi güçlüsün, biz mi?’ …‘Ekrem Başkan yerine sokak sokak gezmeye hazır mısınız?’... Yürüyelim arkadaşlar”
(AEK)
