Netanyahu ABD-İran anlaşmasına meydan okudu: "İsrail 'güvenlik bölgeleri'nden çekilmeyecek"
ABD ve İran arasında Hürmüz Körfezi savaşını sona erdirmeyi hedefleyen mutabakat zaptının imzalanmasının ardından İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze, Lübnan ve Suriye’de oluşturduğu “güvenlik bölgeleri”nde kalacağını açıkladı.
AFP’nin haberine göre Netanyahu, mutabakatın açıklanması sonrasındaki ilk konuşmasında, “İsrail Devleti çevresinde derin güvenlik bölgeleri kurduk. Bunu Gazze’de, Lübnan’da ve Suriye’de yaptık” dedi ve İsrail'i korumak için "gerekli olduğu sürece bu güvenlik bölgelerinde kalaca[klarını]" açıkladı.
Netanyahu’nun açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ve İran arasında varılan mutabakatın bölgede çatışmaları durdurma hedefine İsrail’den gelen ilk önemli meydan okuma olarak değerlendirildi.
Netanyahu Lübnan'ın mutabakata dahil edilmesine karşı
Reuters’a konuşan, adının açıklanmasını istemeyen bir ABD’li yetkili, Trump, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından imzalanan mutabakat zaptı çerçevesinde anlaşmanın, 60 günlük ateşkes ve teknik müzakereler sürecini; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını; İran’ın nükleer programı ve yaptırımlar konusunda müzakereleri içerdiğini belirtti.
Ancak İsrail, bu mutabakatın resmen tarafı değil. Tel Aviv yönetimi, özellikle Lübnan cephesinin mutabakata dahil edilmesine tepki gösteriyor. Netanyahu ile aynı tutumu takınan Savunma Bakanı Israel Katz da, İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze’deki “güvenlik bölgeleri”nde zaman sınırı olmaksızın kalacağını söyledi. Katz’a göre bu askeri varlığın gerekçesi, İsrail sınırlarını ve kuzeydeki yerleşimleri “cihatçı unsurlara” ve Hizbullah’a karşı korumak.
Tel-Aviv’den gelen açıklamalar, İsrail’in son aylarda Gazze’deki işgali kalıcılaştırma, Güney Lübnan’da yeni bir tampon bölge kurma ve Suriye’de Golan çevresindeki askeri kontrol alanlarını genişletme stratejisinin diplomatik bir mutabakatla sona ermeyeceğinin fiili ifadesi. Netanyahu, bundan önce de İsrail’in sınırlarının ötesinde “derin güvenlik bölgeleri” kurduğunu söylemiş; Gazze, Lübnan ve Suriye’yi aynı askeri güvenlik doktrininin parçaları olarak sunmuştu.
Lübnan'da hafifleyen çatışmalar
Bununla birlikte ABD-İran mutabakatı sonrasında en kritik konuların başında gelen Lübnan’ın güneyinde çatışmaların kısmen hafiflediği bildirildi. Reuters, Lübnan yönetiminin savaş nedeniyle yerlerinden edilen yaklaşık 1,2 milyon sivile bölgeye dönmekte acele etmemeleri uyarısında bulunduğunu duyurdu.
İsrail’in Kfar Tebnit yakınlarında düzenlediği bir insansız hava aracı saldırısında da bir kişi öldürüldü. Lübnan’da ateşkesin sahaya yansımasının İsrail ordusunun çekilip çekilmeyeceğine bağlı kalacağı görülüyor.
“Güvenlik Bölgesi" nedir?
İsrail’in “güvenlik bölgesi” yaklaşımı, uluslararası hukuk açısından da tartışılmaya devam ediyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı, 2006 İsrail-Hizbullah savaşından sonra güney Lübnan’da çatışmaların durdurulmasını, İsrail güçlerinin çekilmesini, Lübnan ordusunun UNIFIL desteğiyle bölgeye konuşlanmasını ve Litani Nehri’nin güneyinde Lübnan ordusu ile BM gücü dışında silahlı varlık bulunmamasını öngörüyordu.
UNIFIL’in resmi görev bildirimi de İsrail güçlerinin güney Lübnan’dan çekilmesini teyit etmeyi kapsıyor. Dolayısıyla İsrail’in Lübnan içinde kalıcı bir tampon bölge ilan etmesi, Beyrut açısından egemenlik ihlali; BM çerçevesinde 1701 Sayılı Karar’ın fiilen askıya alınması anlamına geliyor.
Netanyahu ise konuyu İran’ın “nükleer imha tehdidi” ve bölgesel etkisini gündeme taşıyarak tartışıyor. Açıklamasında İsrail’i nükleer yok oluş tehdidinden savaşın kurtardığını savunan Netanyahu, İsrail’in İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek için “gerekeni yapmayı sürdüreceğini” söyledi.
Netanyahu’nun demeci, Trump açısından barışın kalıcı güvencesi olarak gösterilen ABD-İran mutabakatının İsrail tarafından nihai çözüm olarak değil, geçici ve yetersiz bir diplomatik ara olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
İsrail'in iç çatışmaları
İsrail iç politikasında da mutabakata yönelik sert tepkiler var. Aşırı sağcı bakanlar anlaşmayı İsrail’in güvenlik kazanımlarını tehlikeye atan bir taviz olarak görürken, muhalefetin bir bölümü Netanyahu’yu hem savaşı tırmandırmak hem de ABD’nin diplomatik hamlesi karşısında etkisiz kalmakla suçluyor.
ABD-İran mutabakatı Körfez’de savaşı durdurma ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma doğrultusunda önemli bir diplomatik aşama oluştursa da, İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’de “süresiz güvenlik bölgeleri” ilanı bölgesel barış ihtimalinin önündeki en büyük engellerden biri olarak dikiliyor. Mutabakatın kaderi yalnızca Washington ve Tahran arasındaki formel görüşmelere değil, İsrail’in sahadaki askeri varlığının sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağına da bağlı olacak.
(AEK)