Gazeteci Pınar Gayıp, Bakırköy Kadın Cezaevi’nden bianet’in sorularını yanıtladı. Üçüncü kez tutuklanan Gayıp’ın anlattıkları, cezaevinde kadın mahpusların sağlık hakkına erişimden hijyen koşullarına, şiddetten çalışma düzenine kadar birçok alanda ağır ihlallerle karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor. Ancak Gayıp’ın anlatımında ihlallerden daha çok gazetecilik ısrarı var. Gayıp ve onunla birlikte tutuklanan Elif Bayburt ve Nadiye Gürbüz cezaevinde de haber, söyleşi yapıp ETHA'ya gönderiyor.
"Sağlığa erişim hakkı engelleniyor"
Gayıp, cezaevinde en temel ve en yakıcı sorunun sağlık hakkına erişim olduğunu vurguluyor. Anlattıkları, yalnızca bireysel aksaklıkları değil, sistematik bir ihlali işaret ediyor:
“Şu an için en önemli sorunun sağlık hakkına erişim olduğunu söyleyebilirim. Revir doktoru ne muayene ediyor ne ilaçlarımızı veriyor ne de düzenli kullanmamız gereken vitaminleri.”
Kadın mahpusların yaşadığı sağlık sorunlarını somut örneklerle anlatan Gayıp, özellikle yaygın enfeksiyonların tedavisiz bırakıldığını söylüyor:
“Kadınız ve idrar yolu enfeksiyonu birçoğumuz için kronik. Dışarıda düzenli olarak ilaç kullandığımızı söylememize rağmen antibiyotik verilmedi.”
"Kelepçeli muayaneyi reddedenler cezalandırılıyor"

Cilt hastalıklarının da ağırlaştığını belirtiyor:
“Egzaması olanlar varken yeni egzama hastalığı başlayanlar da oldu. Bir arkadaşımızın ileri derece egzaması var. Bacağında yara oluştu. Üst üste dilekçelere rağmen bir türlü o egzama kremine erişemedi. Revir doktoru yazmıyor, en az bir ay sonra gelen dahiliyeye çıktığında da ‘alanım değil’ deniyor. Hastalıklarımız kimin alanı, biz yanıt bulamadık.”
Gayıp’ın anlatımında sağlık hakkının önündeki en büyük engellerden biri de kelepçeli muayene dayatması. Bu uygulamanın tedaviyi fiilen imkânsız hale getirdiğini şu sözlerle aktarıyor:
“Kelepçeli muayene dayatması var. Hastaneye sevklerde bu dayatma nedeniyle hasta tutukluların tedavi hakkı engelleniyor.”
Bu durumun somut sonuçlarını da anlatıyor:
“Fibromiyalji hastası bir arkadaşımız defalarca tekerlekli sandalye ile hastaneye gitti ama kelepçeli muayene dayatması nedeniyle muayene olmadan geri döndü.”
Kelepçeli muayeneyi reddeden mahpusların cezalandırıldığını da ekliyor:
“Bu uygulamayı reddeden arkadaşlarımız disiplin cezası aldı.”
Gayıp’ın anlattıkları sağlıkla sınırlı değil. Cezaevinde yaşanan şiddet de anlatımının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Özellikle sevk dayatmasına karşı çıkan mahpuslara yönelik müdahaleyi şöyle aktarıyor:
“Tutuklandığımızın ikinci haftasında üç arkadaşımız gerekçe sunulmadan sürgün edilmek istendi. Reddettiklerini anlatmaya çalışırken kapılar robotlar eşliğinde açıldı, gardiyanlar içeri girdi. Ön tarafta olanlara kalkanlarla saldırıldı.”
"Enfeksiyon kapma oranı çok yüksek"

Yaşananları ayrıntılandırıyor:
“Arkadaşlarımız darp edildi. Yüzüne aldığı darbeler nedeniyle burnu günlerce mor kalan oldu. Pres yöntemi uygulandı. Arkada bulunan hasta ve yaşlı tutuklular baygınlık geçirdi. Yardım etmemize izin verilmedi. Gardiyanlar darp eşliğinde sürükleyerek koridora çıkardı. İşkence burada da sürdü. Benim kolumu kırmaya çalıştılar, bir arkadaşımızın kafası yere vurulmaya çalışıldı. Bel fıtığı hastası bir arkadaşımız yere yatırılmaya çalışıldı, dizleriyle beline vuruldu. Kameralar olmasa götürürdük’ diye tehdit ettiler.”
Tüm bu yaşananların ardından ne etkili bir muayene yapıldığını ne de adli süreçlerin işletildiğini söylüyor:
“Revir doktoru yine muayene etmedi, ağrı kesicileri günler sonra verdi. ATK talebimiz reddedildi. İşkence gören biz olmamıza rağmen hakkımızda soruşturma başlatıldı; kimimiz görüş, kimimiz iletişim cezası aldı.”
Gayıp, cezaevindeki hijyen koşullarının da sağlığı doğrudan etkilediğini vurguluyor. Uzun süredir verilen mücadelenin ardından ped dağıtıldığını ancak bunun yeterli olmadığını söylüyor:
“Ped veriliyor ama oldukça kötü. Hijyenik değil, enfeksiyon kapma oranı çok yüksek.”
Cezaevinde göçmen kadınların daha ağır koşullarda çalıştırıldığını da anlatıyor:
“Kantin masraflarını karşılamak için çalışmak zorunda kalan Türkiyeli olmayan kadınlar var. Saat 06.00’da işe başlıyorlar. Bazen yorgunluktan hareket edemeyecek halde oluyorlar ama sabaha karşı 03.30-04.00 gibi uyandırılıp temizlik yaptırılıyorlar.”
Tüm bu ağır tabloya rağmen Gayıp’ın sözlerinde bir kopuş değil, ısrar var. Cezaevinde üretmeye devam ettiklerini anlatıyor:
“Günlerim haber takibi, yazı yazma ile geçiyor. Kitap okumak olmazsa olmaz. Spor yapıyorum. Biz gazeteciyiz, her şeye haber gözüyle bakıyoruz. Her dönemin gazetecisi değiliz, yönümüzü rüzgâra göre belirlemiyoruz. Sorgulayıcı gazetecileriz. Bunun karşılığı da gözaltı ve tutuklama oluyor.”
Ve sözlerini, yalnızca kendi durumlarına değil, daha geniş bir tabloya işaret ederek bitiriyor:
“Dayanışma sadece birkaç isim için değil, tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılması için yükseltilmeli.”

Gözaltındaki gazeteciye ‘IFJ kartı’ sorusu: Parayı gönderme amacınız nedir?

Pınar Gayıp hakkında adli kontrol kararı
(EMK)

















