İBB davasının 17. celsesi bugün görüldü. Tutuklanmasının ardından görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında yer aldığı davada, 106’sı tutuklu 402 kişi yargılanıyor.

Cezaevinde bile dayanışmadan vazgeçmedi: Iraz Bayrak en çok denizi özledi
Bugünkü duruşmada tutuklu sanık Iraz Bayrak savunma yaptı. Bayrak, savunmasında hem mesleki konumunun iddianamede yanlış yansıtıldığını hem de İBB Hanem projesindeki rolünün teknik sınırlar içinde kaldığını anlattı. Hakkındaki suçlamaların “asılsız ve dayanaksız” olduğunu söyleyen Bayrak, bir iş analisti olarak görev tanımının karar verme, veri tabanına erişme ya da onay verme yetkisi içermediğini vurguladı.
"Yetkim yok"
Kendisini tanıtarak savunmasına başlayan Bayrak, 1999 yılında Bursa Gemlik’te öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini, Beykent Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde iş analisti olarak göreve başladığını anlattı. Belediyede işe alım sürecinin üç ayrı mülakatla gerçekleştiğini belirten Bayrak, iddianamede yer alan “Naim Erol Özgüner tarafından işe aldırıldı” iddiasının gerçeği yansıtmadığını söyledi. İşe başlamadan önce Özgüner’i tanımadığını ifade eden Bayrak, bu tür iddiaların kendisini “örgüt üyeliği” suçlamasına bağlamak için kurgulandığını savundu.
Savunmasının önemli bölümünü belediyedeki görev tanımına ayıran Bayrak, iş analistinin proje talebinin teknik ekiplerle talep sahibi birim arasında doğru aktarılmasını sağlayan bir köprü görevi üstlendiğini belirtti. Analistlerin imza, onay, veri tabanı ya da sunucu erişim yetkisi bulunmadığını söyleyen Bayrak, görevlerinin talebi anlamak, tasarım sürecini koordine etmek, geliştirilen yazılımı son kullanıcı gibi test etmek ve gerekli teknik talepleri resmi sistem üzerinden iletmek olduğunu anlattı. Bayrak, “Analist burada hem tercümanlık yapıyor, hem sekreterlik yapıyor, hem de köprü görevi görüyor” diyerek pozisyonunun sınırlarını tarif etti.
İBB Hanem projesine nasıl dahil olduğunu da ayrıntılı biçimde açıklayan Bayrak, analiz ekibinde görev yaptığı sırada kendisine “İPA’dan gelen bir proje” için analist ihtiyacı olduğu bilgisinin verildiğini söyledi. Projenin, İBB hizmetlerinden yararlanmasına rağmen beklediği faydayı göremeyen yurttaşların saha ekipleri tarafından ziyaret edilmesini amaçladığını ifade eden Bayrak, sistemin yalnızca belediye personelinin kullanımına yönelik tasarlandığını belirtti. Savunmasına göre, mobil uygulama üzerinden saha personeline yalnızca görevli oldukları mahalle ve sokaklarda yaşayan kişilere ilişkin sınırlı bilgiler gösteriliyor; bu bilgiler de ad-soyad, cinsiyet, doğum tarihi ve ilgili kişinin hangi belediye hizmetinden yararlandığıyla sınırlı kalıyordu. Bayrak, seçmen bilgileri ya da daha geniş kapsamlı kişisel verilerin uygulama ekranlarında yer almadığını söyledi.
Bayrak, projede “yönetici yetkisi” olarak nitelenen hesapların gerçekte test kullanıcıları olduğunu da savundu. Bu hesapların yalnızca hangi saha personelinin hangi bölgede görev yapacağını tanımlamak için oluşturulduğunu anlatan Bayrak, bu panel üzerinden herhangi bir kapsamlı veri görüntülenemediğini söyledi. Test sürecinde kendi adına ve yakınlarına ait örnek kullanıcılar oluşturduğunu, bunun da yalnızca uygulamanın doğru çalışıp çalışmadığını sınamak amacı taşıdığını belirtti.
Veri akışına ilişkin suçlamalara da yanıt veren Bayrak, ihtiyaç duyulan telefon ve adres bilgilerinin, belediye bünyesinde verilerin tutulduğu Akıllı Şehirler Müdürlüğü üzerinden sağlandığını anlattı. Kendisine gönderilen dosyayı açma, inceleme ya da veri tabanında işlem yapma yetkisi bulunmadığını söyleyen Bayrak, bu dosyayı yalnızca belediyenin resmi dosya aktarım sistemi üzerinden ilgili teknik personele ilettiğini, bunun da sıradan bir iş akışının parçası olduğunu ifade etti. Mehmet Çağlar Kurul’a veri gönderdiği yönündeki iddianame değerlendirmesine de değinen Bayrak, Kurul’un bir firma çalışanı değil, yaklaşık 20 yıllık belediye personeli olduğunu söyleyerek “firmaya veri sızdırma” suçlamasının maddi karşılığının olmadığını ileri sürdü.
"Hiçbir siyasi partiye üye değilim"
USOM sürecine ilişkin anlatımında ise Bayrak, toplantılara başından itibaren dahil olmadığını, veri tabanı ekibinden gelen çağrı üzerine sonradan toplantıya katıldığını söyledi.
Toplantılarda bildiği tüm süreci anlattığını, resmi e-postaları ve talep kayıtlarını paylaştığını belirten Bayrak, uygulamanın veri tabanını ya da sunucudaki dosyaları kendisinin açmadığını, çünkü bu alanlara erişim yetkisi olmadığını vurguladı. Sunucuda seçim ve sandık numarası gibi verilerin görüldüğü anın, kendisinin de ilk kez bu içerikle karşılaştığı an olduğunu savunan Bayrak, söz konusu verilerin uygulamanın veri tabanında ya da arayüzünde yer almadığını söyledi. USOM’a sunucunun bilgisini de bizzat kendisinin verdiğini kaydeden Bayrak, buna rağmen iddianamede sanki bu verileri gizlemeye çalışıyormuş gibi bir tablo kurulduğunu öne sürdü.
Savunmasının bir diğer başlığını ise CHP ile ilişkilendirilmesine yönelik suçlamalar oluşturdu. Hiçbir siyasi parti üyeliğinin bulunmadığını belirten Bayrak, CHP’den hukuka aykırı veri alıp bunu ilçe başkan adaylarına ilettiği yönündeki iddiayı “mantık dışı” olarak nitelendirdi. İddianamede adı geçen kişilerle iletişiminin bulunmadığını söyleyen Bayrak, verinin kaynağının en başından beri Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli tarafından da doğrulandığını ifade etti. Buna rağmen hâlâ CHP’den veri temin etmekle suçlandığını belirten Bayrak, “Hangi adaya, neyi, nasıl göndermişim? Buna dair tek bir delil yok” dedi.
Teknik ekip çalışanlarının ifadelerinde geçen “Iraz’a söyledim, Iraz gönderdi, Iraz’dan aldım” şeklindeki beyanların da bağlamından koparıldığını söyleyen Bayrak, bunun iş analistinin sistem içindeki merkezi koordinasyon rolünden kaynaklandığını belirtti. Bu durumu anlatmak için “esnaf lokantası” benzetmesi yapan Bayrak, kendisini müşteri ile aşçı arasında siparişi taşıyan garsona benzetti. Ona göre, teknik ekipler sürecin neden-sonuç ilişkisini değil yalnızca kendi temas ettikleri kişiyi anlattıkları için, iddianamede sanki emir ve talimat veren kişiymiş gibi bir izlenim doğdu.
İstanbul Senin projesiyle ilgili suçlamalara da değinen Bayrak, bu projede hiç görev almadığını, projeyi yalnızca bir vatandaş olarak kullandığını söyledi. İddianamede yer alan bazı e-posta ve Teams kayıtlarında adının geçmediğini, geçen bazı konuşmaların ise bambaşka projelere ilişkin olduğunu savundu. Özellikle Ata Mesut Kılıç’la yaptığı yazışmanın İstanbul Senin’le değil, Bölgesel İstihdam Ofisleri projesiyle ilgili olduğunu anlatan Bayrak, yalnızca metin içinde “İstanbul Senin” ifadesinin geçmesinin kendisini projenin yöneticisi yapmayacağını söyledi.
Örgüt üyeliği suçlamasına ilişkin bölümde ise Bayrak, iddianamede yer alan şemadaki kişilerin büyük çoğunluğunu tanımadığını, 106 kişiden 104’üyle hiçbir irtibatının olmadığını söyledi. Şemada altında gösterildiği Hüseyin Gün’ü tanımadığını belirten Bayrak, örgüt bağlantısı olarak gösterilen iki kişiden birinin aynı birimde çalıştığı Emrah Yüksel, diğerinin ise eski daire başkanı Naim Erol Özgüner olduğunu ifade etti. Özgüner’le dört yıl içinde yalnızca bir kez, 75 saniyelik telefon görüşmesi yaptığını söyleyen Bayrak, bunun da düğün daveti için olduğunu anlattı. “Erol Bey’i düğünüme davet ettiğim için örgüt üyesi ilan edildim” sözleriyle suçlamaya tepki gösterdi.
Savunmasının son bölümünde tutukluluk sürecinin kişisel yaşamında yarattığı yıkımı anlatan Bayrak, sekiz yıldır ailesinden ayrı yaşadığını, son altı ayını ise cezaevinde geçirdiğini söyledi.
Anne ve babasının her duruşmaya geldiğini, 82 yaşındaki anneannesini altı aydır göremediğini, ailesiyle sınırlı görüşme hakkı nedeniyle yalnızca haftada bir kez on dakika konuşabildiğini anlattı. Koğuşta da üretken kalmaya çalıştığını ifade eden Bayrak, bir tutukluya okuma yazma öğrettiğini, üniversite sınavına hazırlanan genç bir tutukluya matematik çalıştırdığını söyledi. Kendisine yöneltilen suçlamaların kişiliğiyle bağdaşmadığını savunan Bayrak, mahkemeden hem tahliyesini hem de özgürlüğünü talep etti.
(EMK)











