Ankara'da yaşayan Hazal Battaloğlu, kamu emekçisi ve uzun süredir feminist hareketin içinde aktif olarak yer alan bir isim.
Eskişehir'de yaşayan Zeynep de doğuştan işitme engelli bir kadın, grafik tasarım eğitimi almış, kendi mücadelesini yıllardır sessiz ama kararlı bir şekilde sürdürüyor. Bu yıl her ikisi de 8 Mart’ta sokaktaydı. Peki, onlar ne yaşadı? Engelli kadınlar feminist mücadelenin neresinde duruyor?
"Engelli kadınların deneyimleri görünür kılınmalı"
“8 Mart’ta oradaydım çünkü kadınların hayatı eşitsizliklerle, şiddetle ve yoksullukla kuşatılıyor,” diyor Hazal Battaloğlu ve şöyle devam ediyor:
“Feminist mücadele tam da bu yüzden önemli. Sokakta olmak, yan yana gelmek ve sözümüzü birlikte söylemek bana her zaman güç veriyor. Ayrıca 8 Mart benim için kadınların farklı deneyimlerinin görünür olduğu bir gün. Her kadının hikayesi aynı değil ama mücadelemiz ortak. O yüzden o kalabalığın içinde olmak, birbirimizi görmek ve birbirimize güç vermek çok kıymetli. Alanda çok güçlü bir dayanışma duygusu vardı. Birbirini tanımayan kadınların aynı sloganı atarken aynı duyguda buluşması gerçekten insana güç veriyor. O kalabalığın içinde yalnız olmadığını hissediyorsun.”
Ankara’daki Feminist Gece Yürüyüşü’nün basın açıklamasında kesişimsel mücadele özellikle vurgulandı. Engelli kadınların deneyimleri görünür kılındı ve bunu bir trans arkadaş dile getirdi. Ayrıca sağlamcılık ideolojisine dikkat çekildi; çünkü feminist mücadele farklı bedenlerin ve farklı hayat deneyimlerinin eşit biçimde var olabildiği bir alan olmak zorunda. Özgürlük dediğimiz şey ancak böyle gerçek bir anlam kazanıyor."
"Daha fazla cesaret"
Hazal, gelecek yıl içinse umutlu: “Gelecek yıl umarım daha güçlü, daha erişilebilir, daha kalabalık ve daha kapsayıcı bir 8 Mart’ta buluşuruz. Kadınların, LGBTİ+’ların, farklı bedenlerin ve hayatların yan yana durabildiği bir mücadele büyüdükçe gerçekten güçleniyor. Çünkü biliyorum ki özgürlük ancak birlikte mümkün. O yüzden gelecek yıl için dileğim çok basit: daha fazla dayanışma, daha fazla cesaret ve birbirimizin sesini daha çok duyduğumuz bir feminist mücadele.”
"Annem de feminist"
Zeynep’in hikayesi ise bireysel ve kolektif mücadelenin iç içe geçtiğini gösteriyor:
“Üniversiteyi Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksek Okulu’nda grafik tasarım okudum. Annemin uğraşları ve emeğiyle konuşmayı öğrendim, kendisi öğretmen ve aynı zamanda feminist. Hala konuşurken doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyorum, bazen bazı şeyleri ifade edemiyorum. Zor durumlarda kız kardeşim bana destek oluyor. Düzgün konuşabiliyorum ama dışarıdan göründüğü gibi değilim.”
“Duyulmak istedik”
Engelli bir kadın olarak 8 Mart’a katılmasının nedenlerini ise şöyle anlatıyor:
“Bu seneki 8 Mart yürüyüşüm ilk katılışımdı. Yıllarca insanlara bir işitme engelliyle nasıl konuşması gerektiğini ve ben konuşurken sabırla dinlemeleri gerektiğini anlattım. Dudak okumaya çok bağlıyım. Yüzlerini bana çevirmesini ve yavaş konuşmalarını hep rica ettim. Ama bütün çabalarımla onlara ayak uydurmaya çalıştım, çok yorucu ve çok enerji sarf ediyorum. Aynı anda her şeyi yapamıyorum; mesela bir grupta konuşmaların çoğunu kaçırıyorum ya da dinlerken aynı anda not alamıyorum. İnsanlar sanki ben işitme engelli değilim gibi davranıyorlardı. Sosyalleşmek için engellendim. Artık sıkılmıştım ve bunalmıştım. Göz ardı edildim. Erkek şiddetini engelli kadınlar olarak biz de farklı biçimlerde deneyimliyoruz.”
"Alanlar da engelli"
Zeynep yürüyüşte yaşadıklarını da anlatıyor: “8 Mart yürüyüşünde yalnız olmadığımı hissetmek için gitmiştim. İkisi kör ve iki işitme engelli kadın olarak alana gittik, her birimizin gönüllü destek olan arkadaşlarımız vardı. Onların varlığı eyleme katılma konusunda cesaretimizi artırdı ve onlara teşekkür ediyorum. Bir kadın olarak 8 Mart kadınlar günü için bütün kadınlara destek olmak istedik. Sadece kadınlar günü değil, her zaman birbirimize desteklemeli ve mücadele etmeliyiz. Biz engelli kadınlarda sesimizi çıkarmak istedik. Duyulmak istedik, biz engelli kadınlar da varız demek istedik. Bizi de duyun diye çırpındık. Pankartlarımız görünür olsun istedik. Pankartımı göstermek için ön tarafa geçmeye çalıştık, 5 dakika olsa da yeterliydi. Duyulmak istedik.”
“Pes etmek kolay değil”
Ancak alan her zaman engelsiz değil:
“Öndekilerin pankartları büyüktü ve yan yana olduklarında aralarda hiç boşluk yoktu, hiç görünmüyorduk. Onların düzenini bozmamak için, en kenarındaki pankartlı olanın yanına geçtim; orası boştu ama engellendim, pankartımın önüne geçti. O an yıkıldım. Aklımdan, en yakın hissettiğim yere ait olduğumdan hiç beklemediğim bir davranıştı, ‘burada bile engellendim’ duygusuna kapıldım ve pankartımı yere atmıştım, ağlamaya başladım. Yerdeki pankartıma baktım; bu ben değildim. Yıllarca mücadele vermiştim, pes etmek bu kadar kolay olmamalı deyip tekrar elime alıp pankartıma sarıldım.”
Zeynep gelecek yıl için de mesajını net veriyor: “Mücadele etmezsek hiçbir yere varamayız. Ne kadar umutsuz görünse de çabalarımızın, emeklerimizin boşa olmadığını düşünüyorum. Bu mücadeleyi yalnız başımıza değil, hep birlikte yürütmeliyiz. Yer açın, biz engelli kadınlar da varız.”
Gül Çandır Saç: Sağlamcılık feminizmin de yüzleşmesi gereken bir ayrımcılık
Emine: Biz buradayız ve bu mücadelenin öznesiyiz
“Engelli kadınlar var”: 8 Mart alanında görünürlük ve erişilebilirlik çağrısı
(EMK)















