Maraş ve Urfa’da yaşanan okul saldırılarının ardından kamuoyunda güvenlik, aile yapısı, ruh sağlığı ve gençlik kültürü başlıkları öne çıktı.
Sosyoloji Mezunları Derneği Başkanı Özgür Aktütün ise bianet'e yaptığı değerlendirmelerde tartışmanın en baştan yanlış yerden kurulduğunu söyledi.

EĞİTİM SEN MARAŞ ŞUBE BAŞKANI İSMAİL TEKARDIÇ
“Bakan Tekin cenazede öğretmenlere ‘Şov yapmayın’ dedi”
"Sonucu üreten sistemi konuşmak zorundayız"
Toplumun olaylar karşısında bir şok hali yaşadığını belirten Aktütün, buna rağmen özellikle akademi, eğitim alanı ve çocuk alanında çalışan kurumların meseleyi yanlış metodolojiyle tartıştığını ifade etti:
Mesele çok katmanlı ama özellikle akademi, öğretmenler, eğitim sendikaları ve diğer kurumlar olarak meseleyi tartışmaya başladığımız nokta yanlış. Biz otobanda ters yönde gidiyoruz. Başlangıç noktamızda bir hata var. Bu tip olayları anlayabilmek için, bu olayların zeminini yaratan sisteme bakmak lazım. Bu ülkenin çocukları çok uzun süredir kurumsal ve sistematik şiddete maruz bırakılıyor. Sonucu değil, o sonucu üreten sistemi konuşmak zorundayız. Çocuk suçluluğunu tartışıyoruz ama çocuğa yönelik suçlardaki artışı tartışmadan çocuk suçluluğunu anlayamazsınız.
"Bireysel patolojiye indirgemek kolaycılığa kaçar"
Aktütün olayların ruh sağlığı, kişilik özellikleri ya da bireysel sapma üzerinden açıklanmasının meseleyi daralttığını söyledi:
Önce çocukların maruz bırakıldıkları şiddeti anlamak, onlara nasıl bir yaşam verdiğimizi konuşmak zorundayız. Bunları konuşmadan gideceğiniz tek yer var: Bireysel patolojiyle açıklamak zorunda kalırsınız. Burada da sistemi görünmez kılıyorsunuz. Bireysel patolojiye yönelmek kolaycılığa kaçmaktır. Kendi sorumluluğunuzu ve özellikle sistemin sorumluluğunu görünmez kılarsınız. Oysa literatürde bu çok nettir: Suçla sistem arasındaki ilişki, bireysel özelliklerden katbekat daha belirleyicidir.

Siverek’teki okul saldırısı ne söylüyor?
"Ruh sağlığı hizmetleri bireysel terapiye indirgendi"
Ruh sağlığı tartışmalarına da değinen Aktütün, Türkiye’de koruyucu ve bütünlüklü bir mekanizma bulunmadığını belirtti:
Bu durumdaki bir insanı korumak ya da bu insanın başka insanlara zarar vermesini önlemek için sistemin herhangi bir koruyucu mekanizması var mı? Bunun tek bir cevabı var: Hayır, yok. Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri sadece bireysel terapiye indirgendi. Sizin ruh sağlığı yasanız yok. Çevresel faktörleri düzenleyecek sosyal hizmet odaklı toplum merkezleriniz var mı? Yok. Bir odada, bir uzmanla yapılan görüşmeden ibaret bir müdahale var. Artık bu noktada tekil halde çocukları değil, onları bu hale getiren sistemi konuşmak gerekiyor.
Sınıfsal profil etkisi
Sosyal medyada saldırıyı yapan çocuğun aile yapısı, sınıfsal konumu, etnik kimliği ya da cinsel yönelimi üzerinden yapılan tartışmalara değinen Aktütün, şu değerlendirmeyi yaptı.
Eğer çocuk göçmen olsaydı, Suriyeli olsaydı, Kürt olsaydı ya da daha alt sınıftan bir profil çizseydi, onlar için işler daha kolay olacaktı. O zaman ‘keko’ diyeceklerdi. Kendi argümanlarını daha rahat kuracaklardı. Ama öyle olmayınca bu kez bireysel klinik sağlığına yöneldiler, cinsel kimliğe yöneldiler. Yani yine kişiyi bir yere sabitleyerek sistemi görünmez kılmaya çalıştılar.

Velilerden çağrı: Yusuf Tekin istifa etmeli
Aktütün, eğitim kurumlarının da çocuğu korumak yerine çoğu zaman örseleyen bir yapı içinde işlediğini söyledi. Rehberlik sistemi, öğretmenler arası koordinasyon ve izleme süreçlerinin yetersizliğine dikkat çekti:
"Okuldan attığınız çocuk uzay boşluğuna gitmiyor"
Okuldan uzaklaştırma ya da dışlama politikalarının çözüm olmadığını, aksine travmayı derinleştirdiğini söyledi:
‘Okuldan atılsın bunlar’ diyorsunuz. Tamam, nereye gönderiyorsunuz o çocuğu? Uzay boşluğuna mı? Okuldan attınız ama o çocuk uzay boşluğuna gitmedi. Toplumun içinde yaşamaya devam etti ve geri döndü. Bu ülkenin çocuklarını kapana kıstırdık. Hiçbir koruma mekanizması yok. Çocuklar nasıl örgütleniyor? Sanal ortamlarda. O da bir örgütlenme çabası.

EĞİTİME İKİ GÜN ARA VERİLDİ
Maraş'ta ortaokulda silahlı saldırı: 10 kişi yaşamını yitirdi
"Bu olayın sebebi güvenlik eksikliği değil"
Olayların ardından yükselen güvenlikçi taleplere de değinen Aktütün, güvenlik başlığının tek başına çözüm olmadığını söyledi. Burada belirleyici olanın, güvenlik önlemlerinin çocukları korumak için mi, yoksa çocuklara karşı mı kurulduğu olduğunu vurguladı:
"Bu olayın sebebi güvenlik eksikliği değildi. Asıl soru şu: O güvenliği kim için koyacaksın? Çocuklar için mi, çocuklara karşı mı?” Eğer kurulan yapı çocuklara karşı bir yapıya dönüşürse, okul da bambaşka sorunlar olur. Ayrıca medyada ve basında bu meseleyi tartışırken sistemi tartışmak çok önemli. Çocukları eylem üzerinden tartışmak, travmayı güçlendirecek. Bu da çocuklara başka türlü bir travma olarak yansıyacak."
(NÖ)





