BİA ÇOCUK KİTAPLIĞI
Korkmak, kızmak, üzülmek, sevinmek serbest!
Duygular bazen bir köpeğin havlamasıyla, bazen parkta yenilen bir dondurmayla, bazen yırtılan bir oyuncakla, bazen de markette alınamayan bir oyuncak robotla gelir. Yapı Kredi Yayınları'ndan (YKY) çıkan “Duygularımı Tanıyorum” serisi, çocuklara duygularını tanımaları için eşlik ediyor.
Bazen ufacık bir ses kocaman bir korkuya dönüşür.
Bazen bir salıncağın ritmi içini neşeyle doldurur.
Bazen çok sevilen bir oyuncak yırtılınca dünya biraz eksilir.
Bazen de marketin kalabalığı, sıcaklığı, gürültüsü ve alınamayan bir oyuncak bir araya gelir, öfke çocuğun içinden "ben buradayım!" diye bağırır.
Biz yetişkinler çoğu zaman çocukların duygularını küçük sanırız. Oysa çocukların duyguları hiç de küçük değil. Sadece henüz adlarını yeni öğreniyorlar. Korkunun, üzüntünün, öfkenin, mutluluğun içlerinden nasıl geçtiğini anlamaya çalışıyorlar.
"Aslan Çok Korkuyor", "Lale Çok Mutlu", "Deniz Çok Üzgün" ve "Filiz Çok Kızgın", 0-3 yaş aralığındaki çocuklara duyguların kapısını açan dört küçük kitap.
Ama bu kapılar sıradan kapılar değil. Keçeden, renkli, dokunulabilir, saklananı bulmaya, hikayeye yalnızca gözle değil elle de katılmaya izin veren oyunlu kapılar.
Çünkü bu yaşta kitap yalnızca okunmaz, tutulur, çekiştirilir, yoklanır, dinlenir, tekrar tekrar açılır. Bazen bir sayfa, bir çocuğun elinde kitap olmaktan çıkar; köpek kulübesi olur, ağaç olur, battaniye olur, bulut olur. Duygunun kendisi gibi.
Serinin en güçlü tarafı, duyguları iyi-kötü diye ayırmaması. Korku kötü değil. Üzüntü ayıp değil. Öfke yasak değil. Mutluluk da yalnızca uslu çocuklara verilen bir ödül değil.
Kitapların keçeden oluşan bölümleri de sadece eğlenceli birer oyun öğesi değil aynı zamanda duyguların saklandığı küçük yerler gibi. Çocuk kapağı kaldırıyor, bakıyor, buluyor. Belki farkında olmadan şunu da öğreniyor: Duygular bazen görünmez ama oradadır. Bakarsan, dokunursan, adını söylersen ortaya çıkar.
Bir de sesler var: “Aaaaa!”, “Şıpır şıpır”, “Çaaat!”, “Yaşasın!” Bu sesler kitabı yüksek sesle okumaya çağırıyor. Zaten 0-3 yaş aralığında okuma dediğimiz şey biraz da budur: Ses çıkarmak, taklit etmek, parmakla göstermek, aynı sayfaya defalarca dönmek, çocuğun "bir daha" demesine izin vermek.
Belki Aslan’ın korkusunda bir çocuk kendi korkusunu bulur.
Belki Lale’nin neşesinde parkta koştuğu bir günü hatırlar.
Belki Deniz’in üzüntüsünde sevdiği oyuncağına biraz daha sıkı sarılır.
Belki Filiz’in öfkesinde içinden yükselen fırtınanın adını duyar.
Belki de yetişkinler bu kitapları okurken çocuklara söylemeyi unuttukları bazı cümleleri yeniden hatırlar:
"Korktun, biliyorum, çok sevindin, gördüm, üzüldün, yanındayım, kızdın, seni duyuyorum."
Çocukların duygularını tanıması için önce o duyguların inkar edilmemesi gerekir. Çünkü bir çocuk, duygusunun adıyla tanışmadan önce, duygusuna verilen tepkiyle tanışır.
Biri ona "Ağlama" derse, üzüntüsünden utanmayı öğrenebilir. Biri "Korkacak ne var?" derse, korkusunu saklamayı öğrenebilir. Biri "Kızılmaz buna" derse, öfkesini içine atmayı öğrenebilir. Ama biri "Buradayım" derse, işte o zaman duygu yavaş yavaş dile gelir.
Duygularımı Tanıyorum serisi, çocuklara tam da bu dili vermeye çalışıyor. Çünkü bazen bir çocuğun kalbine giden yol, keçeden yapılmış minik bir kapağın altındaki duyguyu birlikte ortaya çıkarabilmekten geçer.
(NÖ/Hİ)
Newroz'da tutuklanan çocukların tahliyesine savcı itiraz etti
TOG’da sendikal süreç: Vakıftan açıklama, Sosyal-İş’ten yanıt
TOG’DA SENDİKALAŞMA SÜRECİ
"Toplumsal barış vizyonu olan kurum kendi iş barışını sağlayamıyor"
Haritanın ucunda ertelenmiş bir kent: Hakkari
Oyunbaz Adıyaman: Çocukların kent hakkı için yeni bir model