Betondan kırsala: Bir kadının toprakla yeniden doğuş ve direniş hikayesi
Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde yapılması için onay verilen JES (Jeotermal Enerji Santrali) ve bölgede daha önce devreye sokulan HES (Hidroelektrik Santrali) projelerine karşı Mart ayından bu yana protestolar gerçekleştiren bölge halkı, bir süredir çadır nöbeti tutuyor. Amerika merkezli IGNIS H2 A.Ş. yapacağı santrallerle bölgedeki ekolojik yapının, kültürel ve sosyal alanların ortadan kalkacağını söyleyen köylüler, seslerini duyurmaya çalışıyor.
"ÇED gerekli değildir" kararlarıyla hızlandırılmak istenen projelere karşı nisan ayında binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Direniş 32. gününde projenin başka bir ayağı olan Bingöl Karlıova’da da sondaj yer tespiti için Alawizan köyüne giden şirket ekipleri köylülerin tepkisiyle karşılaşarak bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.
KARLIOVA VE VARTO'DA 22 KÖYÜ ETKİLEYECEK JES PROJESİ
“Havamızın, suyumuzun kirlenmesine, hayvanlarımızın kıyımına izin vermeyeceğiz”
Yaşam alanlarını ranta karşı savunmak için direnişe geçen yöre halkından biri de Varto'nun Onpınar(Ameran) Köyü'nde hayvancılık yapan 42 yaşındaki Alev Yılmaz. Metropolün yorucu hayatını bırakıp köyüne dönen ve bugün ekoloji platformunun kadın eş sözcüsü olarak direnişin en ön saflarında yer alan Yılmaz, doğayla bütünleşen yeni hayatını ve JES projelerine karşı verdikleri varoluş mücadelesini bianet'e anlattı.
Bundan tam beş yıl önce, arkasında metropollerin o nefes aldırmayan, insanı insan olmaktan çıkaran hengamesini bırakıp köyüne döndüğünü belirten Alev Yılmaz, "Cebimde sadece bir karar değil, aynı zamanda hayata dair büyük bir arayış vardı" diyerek o günleri anımsattı. İstanbul’un artık çocukların sadece aç kalmamasını sağlamaya çalışmaktan ibaret bir hayatta kalma savaşına dönüştüğünü ifade eden Yılmaz, "Sosyal hayat dedikleri; beton harmanları, bitmeyen asfaltlar ve adım başı fahiş fiyatlarla insanı tüketen mekanlardan ibaretti. İnsanlar nefes alamıyordu, ben de alamıyordum. Üstelik köyde annem yalnızdı; hem ona yoldaş olmak hem de o sahte ışıltıların arasından sıyrılıp gerçek hayata dokunmak için yola çıktım" şeklinde konuştu.
Li Kanîreşê gel li dijî JESê li ber xwe dide: Gel xebatkarên şîrketê ji gund derxistin
"Asıl özgürlük, asıl sosyal hayat kırsaldadır"

Kente uzaktan bakanların hep aynı ezberi tekrarladığını ve "Kırsalda sosyal hayat yok, köyler mahrumiyet bölgesidir" dediklerini hatırlatan Yılmaz, beş yıllık bir deneyimin ardından bu fikre kesinlikle katılmadığını vurguladı. "Göğsümü gere gere söylüyor ve bu fikre kesinlikle katılmıyorum. Asıl özgürlük, asıl sosyal hayat buradadır" diyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
"Metropolde bir parkta oturmak bile binbir kurala bağlıyken; burada canım istediği an, istediğim tepede, doğanın kalbinde piknik yapma özgürlüğüm var. Tabii benim bu konuda çok net bir kırmızı çizgim var: Doğayı kirletmeden, çöpünü arkanda bırakmadan, onun bir parçası olduğunu unutmadan yaşamak şartıyla."
Doğanın, kıymeti bilindiği sürece her şeyini cömertçe sunduğunu belirten Yılmaz, "İlkbaharda gözümüzü açtığımız andan itibaren koca bir sofra seriliyor önümüze. Dağlardan topladığımız o muazzam lezzetteki şifalı bitkiler; suğlar, tırşıklar, sıcacıklar, çengeller, mendikler ve adını sayamadığım niceleri... Derken bostanlarımız boy veriyor; domatesin, salatalığın, biberin, patlıcanın, patatesin ve soğanın kokusu toprağa karışıyor" dedi. Köyde eylül ve ekim aylarına kadar kelimenin tam anlamıyla doğayla yaşadıklarını ve doğa sayesinde nefes aldıklarını ifade eden Yılmaz, "Coğrafyamız mis gibi; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şansınız yok ama biz burada başımızı eğip doğadan akan her suyu kana kana, güvenle içebiliyoruz. Çünkü tertemiz" diye ekledi.
Varto’da JES nöbeti 12. gününde sürüyor
"Kadın olarak üretmenin zorluğu, metropolün ruh ezen zorluğundan hafiftir"
Köydeki hayatının sadece bir huzur tablosundan ibaret olmadığını, arkasında muazzam bir emek ve alın teri bulunduğunu söyleyen Yılmaz, beş yıldır hayvancılıkla uğraştığını dile getirdi. Bir kadın olarak, arkasında bir "erkek gücü" olmadan tek başına bu işi yürütmenin getirdiği ayrı zorluklar olduğunu inkar etmeyen Yılmaz, "Ama kendime hep şu soruyu soruyordum: Metropolün o ruhu ezen zorluğunun yanında bu emeğin zorluğu nedir ki?" diyerek kırsaldaki emeğin değerine dikkat çekti.
Yılmaz, "Burada en azından yorulduğunda dinlenebiliyorsun, kendine vakit ayırabiliyorsun. En önemlisi de yalnız değilsin; doğayı, yaşamı birlikte paylaştığım, kolektif işler ürettiğimiz çok kıymetli dostlarım var yanımda. Kentsel çürümüşlüğün içinde 'her şeyimizi kaybettik' dedikleri ne varsa; o güzelim türkülerimiz, bağlamalarımızın o umut dolu sesi bu kırsalda hâlâ dipdiri yaşıyor" ifadelerini kullandı.
Yaşadığı bölgeyi "Dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağınız bir cennet" olarak tanımlayan Yılmaz, Mengel Deresi ve asırlık meşe ağaçlarının sunduğu güzelliklere değinerek, "Canın mı sıkıldı? Gidip Mengel’in kenarında bir çay koyup içebilme özgürlüğün var. Dünyanın en şanslı insanıydık biz. Düne kadar bu köyde yaşarken tek derdim; 'Bugün hangi işi yapayım, ineklerime nasıl zaman ayırayım, çayırıma gidip taşını mı toplayayım yoksa bostanımı mı çapalayayım?' gibi basit, doğanın ritmine uygun, küçücük dertlerdi" şeklinde konuştu.
Varto’da çadır nöbeti altıncı gününde: İlk sondaj çalışması 20 Mayıs’ta
Jeotermal tehdidi: "Tek gündemimiz memleket oldu"

Ancak bu huzurlu yaşamın, bir sabah adını bile bilmedikleri "Jeotermal" kelimesiyle sarsıldığını anlatan Yılmaz, o süreci şu sözlerle aktardı:
"Arkadaşların kırmızı butonlara basıyor; acil çağrı, acil çağrı! 'Başımızda, kapımızda çok büyük bir dert var, devlet bizim başımıza çok büyük bir dert açtı; memleketi, coğrafyamızı, kutsal değerlerimizi sermayeye sattılar' diyorlar. Şirketin 20 Mayıs’ta gelip o sondajı vuracağını biliyorduk. Resmi makamların oyalayıcı sözlerine karşı hemen organize olduk ve tam 31 gün önce direniş çadırlarımızı kurduk."
O günden beri arkadaşlarının gece gündüz nöbette olduğunu belirten Yılmaz, "Biz bu Jeotermal çalışmalarının memleketi elden çıkaracağını duyduğumuz an işimizi gücümüzü, her şeyimizi bıraktık; artık tek işimiz, tek gündemimiz memleket oldu" dedi.
Varto'da doğa talanına karşı miting
"Toprağımdan koparılıp beton yığınlarına dönme korkusu yaşıyorum"
Bazen köydeki işlerin yoğunluğundan dolayı çadırlara gidemediği günlerde içini kahredici bir vicdan azabı ve muazzam bir huzursuzluk kapladığını ifade eden Yılmaz, direnişin önemine şu sözlerle dikkat çekti:
"Orada olmam gerektiğini biliyorum. Çünkü çok iyi farkındayım ki; eğer bugün o direniş çadırında doğayı savunmazsak, yarın bugün yaptığımız hiçbir işin, sağdığımız sütün, ektiğimiz bostanın hiçbir önemi kalmayacak. Gözümüzü açtığımızda kapımızda beliren bu korkunç dertle, yaşam alanlarımızın gasp edilmesiyle uyanıyoruz."
İçlerini bir "yok olmak" korkusu kapladığını vurgulayan Yılmaz, "Buradan, toprağımdan gitme korkusu... Beni yaşatan bu topraklardan koparılıp, yeniden o nefret ettiğim beton yığınlarının arasına sıkışıp kalma korkusu..." diyerek endişelerini dile getirdi.
Orijinal anlatımında bölgedeki canlı çeşitliliğine ve duyduğu derin endişeye yer veren Yılmaz, "Mengel Deresi’nde bayılarak seyrettikleri kırmızı benekli alabalıklarımızı, kekliklerinizi, vaşaklarımızı, ayılarımızı, kurtlarımızı... Bu coğrafyaya can veren neyimiz varsa hepsini parsel parsel satmışlar. Gece gündüz dualar ediyoruz artık; 'Bizi toprağımızdan, evimizden etme; evimize, toprağımıza göz dikenlere fırsat verme' diye yakarıyoruz" dedi. Dağların delinmesinden ve suların zehirlenmesinden çok korktuğunu belirten Yılmaz, "Balıkların ölümünü kendi gözlerimle görmekten, buradaki ekolojik sistemin altüst olmasından derinden bir korku duyuyorum. Ve en korkuncu ne biliyor musunuz? Eğer biz burayı koruyamazsak, doğanın bizden çok acı bir şekilde intikam alacağını bilmenin, o sarsıcı bilginin korkusunu yaşıyorum" ifadelerini kullandı.
"Toprak kimsenin mirası değildir, kutsal bir emanettir"
Bu coğrafyanın "üç beş tane soytarının babasının çiftliği olmadığını" sert bir dille ifade eden Yılmaz, bu toprakların kendilerine dedelerinden, ninelerinden kaldığını hatırlatarak şunları söyledi:
"Onlar bize burayı 'miras' bırakmadılar. Toprak hiç kimsenin mirası değildir; hava hiç kimsenin mirası değildir; gökyüzü hiç kimsenin mirası değildir! Bunlar bize sadece kıymetini bilerek bir sonraki nesle aktarmamız için bırakılmış kutsal birer emanettir. Parsellenmiş, tapulanmış alanların benim gözümde hiçbir önemi yok. Önemli olan tüm dünyayı, doğayı, dereyi, o asırlık meşe ağaçlarını kendi evin gibi görebilmektir. Ancak o zaman dünya güzelleşir."
Rahmetli babasının ve köyün yaşlı teyzelerinin her zaman "Bizim gördüklerimizi siz görmeyin..." diyerek depremleri, açlığı, savaşları gördüklerini ve çok şanssız bir nesil olduklarını anlattıklarını hatırlatan Yılmaz, "Ama bugün dönüp bakıyorum, bence bu ülkenin en şanssız nesli biz olduk. 42 yaşındayım; gözümü bu iktidarla, AK Parti'yle açtım, neredeyse gözümü kapatacağım hâlâ bu ülkenin başındalar. Mahvettiler ülkeyi. Parsel parsel satıp dünyaya açtılar, her şeyimizi talan ettiler ve gitmiyorlar da..." diyerek sert tepki gösterdi. Babasının bahsettiği acılar ile bugün yaşadığı gerçekleri kıyaslayan Yılmaz, "Babamın bahsettiği acılar ile benim bugün yaşadığım korkunç gerçek arasında dünya kadar fark var. Benim bugün memleketim elden gidiyor, coğrafyam yok ediliyor. Bir insan için yaşam alanının gasp edilmesinden daha tehlikeli ne olabilir?" diye sordu.
Varto’da ekoloji mitingi: Doğa talanına karşı bir araya geliniyor
"Buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz!"
Geldiği noktada artık sadece kendi bostanını eken, kendi hayvanına bakan bir köylü kadın olmadığını söyleyen Yılmaz, doğanın sunduğu muazzam yaşam alanını talan etmek isteyen sermayecilere karşı; ormanı, suyu, merayı, balığı ve vaşağı korumak için en ön safta yer aldığını vurguladı.
Bugün bu topraklarda yürütülen haklı direnişin, ekoloji platformunun kadın eş sözcüsü olduğunu belirten Alev Yılmaz, sözlerini şu kararlı mesajla noktaladı:
"Evimize, suyumuza, geleceğimize göz dikenlere geçit vermeyeceğiz. Mücadelemiz de, emeğimiz de, Mengel’in kenarında çalınan bağlamamızın sesi de bu topraklarda çınlamaya devam edecek! Buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz!"
Çadır nöbetinden bir kare. Alev Yılmaz, Varto
Varto ve Karlıova'da JES projesinin etkileyeceği köyler
Varto
Tanzik (Armutkaşı), Tatan (Güzelkent), Hemug (Küçüktepe), Çorsan (Yeşildal), Xwarik (Çallıdere) ve ona bağlı Dewreşêli mezrası, Qasiman, Ameran (Onpınar), Zengena (Güzeldere), Mengel (Alabalık), Kuzik (Gölyayla), Civarkan (Kartaldere), Caneseran (Dağcılar), Xaşxaş (Eryurdu), Uskira (Çaylar), Şorik (Tuzlu), Şeman (Taşlıyayla), Gadizan (Ozankent), Badan (Teknedüzü).
Karlıova
Kızılağaç (Aynik), Kaynarpınar (Licik), Kantarkaya (Şorik), Ilıpınar (Çêrmûk), Sakaören (Siqavêlan), Alawizan ve Kargapazar (Qerxabazar).
Ignis H2 Energy hakkında
Ignis H2 Energy, 2021 yılında kurulmuş. Genel merkezi Houston, ABD'dedir. Geolog International altyapısıyla destekleniyor ve jeotermal enerji arama, sondaj ve geliştirme üzerine uzmanlaşmış bir yenilenebilir enerji firmasıdır. Türkiye'de, özellikle Bingöl / Karlıova- Yedisu ve Muş/Varto gibi bölgelerde jeotermal santral projeleri yürütüyor. Firma, temiz enerji üretimi ve petrol/gaz sektöründen aktarılan tecrübeyle jeotermal enerjiyi temel yük kaynağı olarak kullanmayı hedefliyor. Türkiye (İzmir ofisi dahil), Avrupa ve dünya genelinde sürdürülebilir enerji projeleri geliştiriyor.
(AY)
15 MAYIS KÜRT DİL BAYRAMI
Kürt sanatçılardan Kürt Dili Günü mesajı: Kürtçe söylenen her söz asimilasyona karşı bir direniştir
KARLIOVA VE VARTO'DA 22 KÖYÜ ETKİLEYECEK JES PROJESİ
“Havamızın, suyumuzun kirlenmesine, hayvanlarımızın kıyımına izin vermeyeceğiz”
İran’da Kürt kimliği: Kim kimdir?
BİANET DİYARBAKIR'DA
Diyarbakır’da gündem silah bırakma töreni: İki gündür heyecandan uyuyamıyoruz
BİANET MARDİN'DE
PKK’nin silah bırakma süreci: Mardin’de temkinli iyimserlik