Öğretmenlerin talebi: İnsan onuruna yakışır iş
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (Öğretmen Sendikası) üyeleri dokuz gündür Ankara’da açlık grevinde. Öğretmenlerin talepleri net: “Taban maaş düzenlemesi 5580 sayılı Kanun'a eklensin; özel sektör öğretmenlerine sözü verilen toplantı yapılsın! Mülakat mağdurlarının hakkı olan atamalar verilsin!”
Bu talepler ücret, yetkililerle diyalog ve kamuda çalışabilme hakkını içeriyor.
Kapitalist sistem, diğer işçiler gibi öğretmenleri de sömürüyor. Öğretmenlerin özel sektördeki eğitim kurumlarından aldığı ücret, yaşam maliyetlerini karşılamaktan uzak.
Mesele sadece ücret değil. Öğretmenlerin talepleri, insan onuruna yakışır talebiyle ilgili.
İnsan onuruna yakışır iş koşulları, çocuklara verdikleri eğitimin niteliğini de artıracak. Dolayısıyla Ankara’da özel sektör öğretmenlerinin yaşadıkları, bireysel veya sadece sendikalarını ilgilendiren bir meselenin ötesinde, toplumu ilgilendiren önemli bir konu.
Uluslararası insan hakları belgeleri ve anayasanın güvencesi altında olan eğitim hakkı herkes içindir. Eğitim hakkının nitelikli bir biçimde kullanılmasının temel koşutlarından birisi de eğitimcilerin çalışma koşulları ve ücretleriyle ilgilidir.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), dünyanın mutlu okullara ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Tahmin edileceği üzere, okullar kendiliğinden mutlu olmaz. Okulları mutlu kılacak olan, içinde eğitim alanların ve eğitim sunanların koşullarıdır. Çalışma koşulları kendisini mutlu kılmaktan uzak olan eğitimcilerin de okullarını mutlu kılmasının önünde ciddi engeller bulunuyor.
Eğitimciler mutlu olunca, eğitim alanlar da mutlu oluyor.
İnsanca yaşam ücreti
İnsanca yaşamaya yetecek daha iyi bir ücret talep etmek, tüm işçiler gibi öğretmenlerin de temel bir hakkıdır. Böylesi talepler de çalışma hakkının bir parçasıdır.
Tabii ki taban ücret olması, öğretmenlerin artan yaşam maliyetleri karşısındaki sorunlarını tamamen çözmekten uzak bir adım, ancak yine de önemli. Zira özel sektörde taban ücret uygulamasının olmaması, iş güvencesinden yoksun eğitimcilerin aldığı ücretin aşağı doğru çekilmesinde bir sınır olmamasına yol açıyor. Eğitimi kamusal bir hizmet olarak görmek yerine kâr edilecek bir iş olarak gören patronların eğitimcileri sömürüsünün de sınırı kalkıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel sektörde çalışan eğitimcilerin ücretlerine ilişkin böylesi bir düzenleme yapması, eğitimin niteliğine yönelik de olumlu bir adım olacaktır. Ne var ki bakanlığın bu noktadan uzak olması nedeniyle özel sektör öğretmenleri daha fazla mağdur oluyor.
Diyalog
Özel sektör öğretmenlerinin bir diğer talebi de yetkililerle görüşmek. Çalışma koşullarıyla ilgili olarak bakanlık ve yasama organı olan TBMM’nin ilgili komisyonu ile görüşmek istemeleri son derece normal.
Taleplerini yetkililerle yapacakları görüşmede aktarmak istemeleri, sendika olmanın temel işlevlerinden biriyle alakalıdır: Üyelerin taleplerini yetkililere ileterek üyenin hak ve çıkarlarını korumak.
Sendikalar dünyanın her yerinde ve yüzyıllardır bu yöntemi izliyor.
Sendikanın bakanlık ve diğer yetkililerle bir araya gelmek istemesinin yanı sıra, bahse konu yetkililerin de böylesi görüşmeleri yapma görev ve sorumluluğu bulunuyor. Örneğin sendika olmasa dahi, yetki alanında yaşananları birinci elden dinlemesi, görevini daha iyi yerine getirmesine katkı sunar.
Dahası, bakanlığın ve diğer kamu yetkililerinin, özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunları dinleme ve bahse konu sorunlardan ihlallere yol açanlara çözüm bulma sorumluluğu bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 15 No.lu Ek Protokol’ün birinci maddesi, “sözleşme ve protokollerde tanımlanmış hak ve özgürlükleri koruma” sorumluluğunu öncelikli olarak Yüksek Sözleşmeci taraflara yüklüyor.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın dile getirdiği hususlar nihayetinde eğitim ve çalışma alanlarındaki hak ve özgürlüklerle ilgili olduğundan, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililerin bu görüşmeleri yapması bir sorumluluktur.
Ayrıca, sendika üye ve temsilcilerinin toplantı ve gösteri hakkı bakımından maruz kaldığı ihlallerle ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’nın ve Adalet Bakanlığı’nın da sorumlulukları bulunuyor.
Nihayetinde Ankara’da çeşitli defalar kolluk müdahalesine maruz kalıp gözaltına alındılar. Müdahaleler, her koşulda mutlak yasak olan işkence ve kötü muamele yasağına aykırılık teşkil eden düzeye ulaştı. İşkencenin yasak olması, biz insan hakları savunucularının savunduğu bir temel ilke olduğu kadar, devletler bakımından bağlayıcı bir yükümlülüktür. Örneğin AİHS’nin 3. maddesi bu yasağı, “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” ifadesiyle, sözleşmeye taraf olan tüm devletler bakımından geçerli kılar.
Kamuda çalışabilme hakkı
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın üye ve yöneticileriyle birlikte protestolara katılanlar arasında mülakat mağduru eğitimciler de var.
Bu noktadaki talep, bir işi yapabilmek için bakılması gereken tek kriterin, işin gerektirdiği niteliklere ilişkin olmasıyla ilgili.
Mülakat sistemi ise işin niteliğinin değil, başka kriterlerin devreye girdiği bir uygulama. Yazılı sınavdan yüksek puan alan adayın mülakatta başka gerekçelerle elenmesi, haksızlığa ve bir dizi ihlale yol açıyor.
Hak ettiği işe başlayamayan eğitimcinin potansiyelinden kamu yararlanamıyor. Burada bahsedilen durum yine bireysel bir meselenin ötesinde, toplumun genelini ilgilendiren bir husus.
Kazanım için mücadele
Öğretmenler, haklarını alana kadar Ankara’dan ayrılmayacaklarını duyurdu. İnsan haklarına dayalı olmayan bir rejimde kazanım elde etmek uzun ve zahmetli bir süreç olabiliyor.
Keşke uzamasa.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın sesini duyalım, duyuralım.
(Oİ/VC)