Ankara'da NATO Zirvesi, Türkiye'de hak ihlalleri
36. NATO Zirvesi 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenirken bir dizi hak ihlallerine de tanık oluyoruz. Valilik, Zirve günlerinde Ankara’da bir günlük yaşamı etkileyecek düzeyde bir dizi kısıtlayıcı düzenleme kararı aldı
Coğrafyamızda diğer birçok alanda hak ihlali zaten mevcut. 36. NATO zirvesi bu ihlallere sadece yeni bir katman ekliyor. Bu ay NATO Zirvesi düzenlenmese dahi toplantı gösteri özgürlüğü, basın özgürlüğü, sendikal haklar, işkence ve kötü muamele yasağı açısından bir dizi hak ihlali var.
30’dan fazla devletin yüzlerce üst düzey temsilcisinin katıldığı böylesi bir Zirve için makul görülebilecek bu düzenlemeler gözaltı operasyonları ve tutuklamalar ile birleşince bir dizi başka ihlale de yol açıyor. Bu düzenlemeler günlük, rutin ve olağan yaşamımızı olumsuz etkiliyor.
NATO önlemleri ve yol açtığı ihlaller
Günlük yaşamımızı etkileyen bu kısıtlama kararları ve yürütülen operasyonlar toplantı gösteri hakkı bağlamındaki protesto hakkının, basın özgürlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlaline yol açtı.
Haziran sonunda Ankara merkezli gerçekleştirilen toplamda 115 kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan gözaltı operasyonları bu ihlalleri gözler önüne seriyor. Operasyonlarda hak savunucuları, aktivistler, akademisyenlerin yer alması muhaliflerin susturulmasının amaçlandığı sonucuna varıyor.
Maalesef, yaşadığımız tek ihlal alanı NATO zirvesi kapsamında seyahat kısıtlaması, anayasal ve insan hakları belgesi güvencesi altında toplantı ve gösteri özgürlüğünün kısıtlanması değil.
İktidarın zihin dünyasının bir yansıması olarak başka hak alanlarında da ihlaller yaşanıyor.
Gözaltına alınan hak savunucuları, aktivistler, gazeteciler, akademisyenlerin yaşadıkları hak ihlallerinin diğer katmanlarına işaret ediyor.
Sabahın erken saatlerinde evlerin kapılarının kırılması, zaten ev hapsinde olanların gözaltın alınıp sonrasında hapsedilmesi, gözaltı sürecinde ters kelepçe uygulaması (ki bu uygulama TİHV olarak belirttiğimiz üzere her daim ve de mutlak yasak olan işkence ve kötü muamele yasağının ihlalidir) ziyadesiyle kaygı vericidir.
NATO Zirvesi kapsamında yaşanan ihlallerin bir istisna olmamasının temel nedeni hak temelli bir idare sisteminden uzak olmamızdan kaynaklanıyor.
Sadece NATO değil
Hak ve özgürlükleri temel almayan bir rejimde nedeniyle diğer birçok alanda hak ihlali ile karşı karşıyayız.
26 Haziran’da Dünya İşkence Karşıtı Örgütü (OMCT) tarafından yayınlanan Küresel İşkence Endeksine göre Türkiye’de işkence ve kötü muamele hala sistemik ve yaygın. Hapishanelerde bulunan 400.000 civarında kişiyle Avrupa Konseyi içerisinde nüfusa oranla en fazla kişinin hapsedildiği ülke konumunda.
Hapishanelerin kapasitesinin üzerinde kişi barındırması hijyen, sağlık hakkının kullanımı, beslenme, dış dünya ile iletişim vb. bir dizi sorun ve ihlalle yol açmaktadır.
Erkek şiddeti devam ediyor
Hükümet 2026 senesini aile yılı ilan etmesine rağmen kadına yönelik şiddet ve cinayetler devam ediyor. Bianet’te her ay düzenli olarak paylaşılan veriler kadınların şiddet, korku ve kaygıdan hala uzak olduğunu ortaya koyuyor.
Mayıs ayında erkekler tarafından belgelenen en az 14 kadın cinayeti rapor edilirken, 46 yaralama yaşanmıştır. Ayrıca, 14 çocuk da istismara maruz kalmıştır.
Kadınlara ve çocuklara yönelik sadece bu veriler dahi içinde bulunduğumuz sistemin köklü bir biçimde değiştirilmesini gerektiğini ortaya koyuyor. Ne var ki, yetkililer açısından bu ihlaller ciddi bir kaygı sebebi olarak görülmüyor.
Başta kadın hak savunucuları olmak üzere insan hakları hareketi bu ihlallerden son derece kaygı duyuyor.
Benzeri ağır hak ihlallerinin olduğu birçok hak ihlali alanı bulunuyor. Bu ihlal alanlarının tamamına yer vermek bu yazının sınırlı alanını ziyadesiyle aşar.
Belgelenen hak ihlalleri maalesef karamsar bir tablo sunuyor. Ancak, bu karamsar tablo bizlerin umudunu elimizden alamaz.
İhlallere rağmen umutluyuz
Hak savunucuları olarak tüm bu ihlallere rağmen hala umutluyuz. Umudumuzu korumamızın asli nedeni mücadele azmimiz ve kararlılığımız. Tüm baskılara rağmen haklarımızı korumak ve geliştirmek için raporlama ve savunuculuk başta olmak üzere diğer faaliyetlerimizi yürütüyoruz.
Bir diğer umutlu olduğumuz nokta yaşam hakkı, yargısız infaz, zorla kaybedilme vb. birçok ağır hak ihlalinin kök nedeni olan çatışma ortamının son bulmasıdır. Özünde bir demokrasi ve insan hakları meselesi olan Kürt Meselesine ilişkin 1 Ekim 2024’ten bu yana sürdürülen çözüm sürecidir.
Henüz arzu edilen düzeyde ilerlemeyen barış süreci diğer birçok hak ihlalinin önlenmesine vesile olacak bir potansiyele sahip.
Nihayetinde, hak savunucuları olarak temel talebimiz ve beklentimiz bu sürecin devam etmesidir. Tabi ki, sürecin içeriğinin (esasının) ve yürütülme biçiminin (usulünün) insan hakları prensiplerine temelinde olması ziyadesiyle önemlidir. Böylelikle, toplumun tüm kesimleri sürece dahil olabilir ve barış sürecinde kimse dışarıda bırakılmamış olur.
Umudumuzu koruyoruz
İnsan hakları savunucuları umutlu olmak için uygun koşulların gelmesini beklemez. İnsan hakları savunucuları en ağır koşullar altında dahi hak ve özgürlükleri savunur. Haklılığımız bu ilkelerin geçerliliğinden gelir. Hangi koşulda olursa olsun bu ilkeleri savunmamız da gücümüzün asli göstergesidir. Nasıl ki, hakkı ihlal edilen mağdurun kim olduğuna bakmıyorsak, hakkı ihlal edenin kim olduğu ile de ilgilenmeyiz.
Hak savunucularının yolunu aydınlatan hak ve özgürlüklerdir. Haklarımızı korumaya, umudumuzu büyütmeye devam.
(Oİ/EMK)
Not: Haftaya İHD olarak 40. Yılı kutlamalarımız kapsamında bir mücadelemizim kazanımlarını ele alan bir yazı yazacağım.