Nisan ayını işçi hakları ve sendikal mücadeleye ayırmıştım. Geçen hafta, önce Urfa’nın Siverek ilçesinde, ertesi gün de Maraş’ta okulda yaşanan silahlı saldırı, sendikaların işlevini ve önemini bir kez daha gösterdi.
Her ne kadar eğitim hakkı özelinde yaşanmış gibi görünse de, birçok hakkı etkilemiştir. Zira haklar bir bütündür ve birbirinden ayrılamaz. Bir hak alanındaki ihlal, diğer alanlardaki ihlallere yol açar. Dolayısıyla, bir hak alanında ilerleme sağlanabilmesi için meseleye bütüncül bakmak gerekir.
İki gün art arda yaşanan ve ateşli silahların kullanılığı olaylarda yaşam hakkı ve eğitim hakkı ihlal edilmiştir. Bir diğer konu ise, bilhassa olayların yaşandığı iki okulun öğrencileri, eğitimcileri ve velileri bakımından travmatik bir durumun ortaya çıkmış olmasıdır. Bu konuda gerekli psikososyal desteğin sunulması, sürecin atlatılmasına katkı sağlayacaktır.
Yaşanan olayların eğitim alanında izlenenen politikaların bir yansıması olduğu için önce Eğitim Sen ve Eğitim İş gibi eğitim sendikaları ardından da KESK’e bağlı diğer işkolları da grev kararı aldı.
Şiddet olayları karşısında greve gitme kararı sendikaların sadece kendi işleri veya işkolları ile ilgili konuyu takip etmediklerinin bir göstergesi. Eğitim alanındaki bir sorun sağlık, ulaşım, yerel yönetimler vb. alanlardaki sendikaları da ilgilendirdiğinden, KESK bir bütün olarak grev kararı aldı. Ayrıca, KESK’in grev kararı bu sorunun kamusal hizmetlere ilişkin izlenen politikaların bir sonucu olduğuna da dikkat çekiyor.
Tüm işkollarına yönelik alınan karar, sendikaların içinde yaşadığı toplumun meseleleriyle ilgili sorunların çözümünde oynayacağı rolü de gösteriyor.
Şiddeti besleyen birçok faktör mevcut
Okullarda yaşanan şiddet, eğitim ve yaşamın diğer alanlarını da ilgilendiriyor. Örneğin, böylesi bir olayda gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığının anlaşılması için gerekli soruşturmaların etkili bir biçimde yürütülmesi önemlidir. Cezasızlık politikası anlamına gelecek veya soruşturmayı salt bir şiddet olayı gibi dar yorumlayacak bir soruşturma yöntemi meseleyi çözme noktasında yeterli olmayacaktır.
İhmal ve sorumluluğu bulunanların belirlenmesinin yegane yolu olan etkili soruşturma ihtiyacı ortada. İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak yaptığımız açıklamada, şiddet kültürünü besleyen televizyon yayınları, bireysel silahlanma sorunu, ayrımcı dil ve uygulamalara da dikkat çektik.
Politikaların belirlenmesi
Yaşanan şiddet karşısında hükümetin yeni politikası ve uygulaması katılımcı, kapsayıcı ve şeffaf ve hesap verebilir olmalıdır.
Bu bakımdan, eğitim alanında yaşanan şiddete yönelik kapsamlı politikaların belirlenmesinde eğitim sendikalarının görüşlerini sunabileceği anlamlı mekanizmalara ihtiyaç var. Benzer şekilde, bahse konu politikaların uygulanması ve değerlendirmesi safhasında eğitim sendikalarının süreçte yer alması gerekiyor.
Bahse konu katılımın hükümetin politikalarına eleştirel yaklaşan Eğitim Sen gibi sendikalar açısından güvence altına alınması bilhassa önemli ve gerekli. TBMM’de kurulacağı belirtilen araştırma komisyonu çalışmalarını bu temelde yürütmeli.

Eğitim Sen’den ‘Şiddetsiz Okul’ deklarasyonu
Bütüncül politika önerisi: Şiddetsiz Okul Deklerasyonu
Eğitim Sen yaşananların ardından Şiddetsiz Okul Deklerasyonu’nu kamuoyu ile paylaştı. Eğitimin temel bir hak olduğunu hatırlatarak başlayan deklarasyon, ücretsiz ve nitelikli eğitimin her öğrenci bakımından güvence altına alınmasını talep ediyor. Böylesi bir eğitimin sunulabilmesi için müfredatın eleştirel ve düşünme becerisini geliştirecek mahiyette olmasının önemine dikkat çekiliyor.
Tabii ki, böylesi bir eğitimin müfredatının hazırlanma safhasının anlamlı katılıma imkân sunması elzem. Bu süreçlere katılacak eğitimcilerin ve sendikaların, görüşlerini aktardıkları ve taleplerini ilettikleri için herhangi bir sorun yaşamamaları adına ifade özgürlüğünün ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması gerekiyor.
Benzer şekilde, eğitim programlarına ilişkin eleştirel görüşlerini açıklayan eğitim emekçilerinin, sendikaların veya insan hakları örgütlerinin yargı baskısına maruz kalmaması ancak hukukun üstünlüğünün tesis edildiği durumda mümkündür.
Eğitim Sen’in deklerasyonu, eğitim hakkının bir parçası olan şiddetsiz eğitimin sadece yerelde yaşanan ve bize özgü bir sorun olmadığı perspektifinden doğru hazırlanmış. Bu çerçevede, deklarasyon Birlemiş Milletler’in Güvenli Okullar Bildirgesi’nin imzalanması çağrısında da bulunuyor. Maalesef eğitimde şiddet, yalnızca belirli bölgelere özgü bir sorun değil. Dolayısıyla, eğitimde şiddet konusunda dünyanın farklı yerlerindeki deneyimlerden de faydalanmak gerekiyor.
İstenilen nitelikte bir eğitimin sunulması, gerekli altyapının sağlanması ve eğitimci istihdamıyla mümkündür. Bu da, TBMM’nin her yıl sonunda görüştüğü bütçenin kamusal hizmet perspektifiyle hazırlanması gerektiği anlamına geliyor.

Güvenli Okullar Bildirgesi nedir?
Eğitim de şiddetin çözümü diğer kurumlarla da koordinasyon
Ayrıca, Siverek ve Maraş’taki okullarda yaşanan olayların tekil olmaması ve çok boyutlu bir nitelik taşıması nedeniyle, diğer alanlarda faaliyet yürüten sendikaların ve insan hakları örgütlerinin de sürece katılması gerekiyor. Örneğin, yaşanan travmanın giderilmesinde sağlık ve sosyal hizmetler alanındaki sendikalar ile tabip odaları yer alabilir.
Geçen hafta yaşananların tam olarak anlaşılabilmesi ve sorumluluğu bulunanların hesap verebilir kılınması için, baroların veya insan hakları örgütlerinin katkı sunabilmesi sağlanmalıdır.
Eğitim temel bir haktır
Eğitim, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 26. Madde’de düzenlenen temel bir insan hakkıdır. Anayasanın 42. maddesi de eğitim hakkını ele alıyor. Daha iyi bir yaşam sürülmesinde eğitim hakkı kilit bir işleve sahip. Benzer şekilde, yoksulluk ve eşitsizliğin ortadan kaldırılmasında eğitim kritik önemdedir.
Birçok temel hak gibi, eğitim hakkıyla ilgili de bir dizi sorun mevcut. UNESCO verilerine göre halihazırda dünya genelinde 244 milyon çocuk ve genç eğitim hakkından tam olarak yararlanamıyor. UNICEF’in en güncel verisi olan 2023 yılındaki sayıma göre ise dünya genelinde 18 yaş altı 2.4 milyar kişi bulunuyor. Bu veriler, her 10 çocuktan birisinin eğitim dışında olduğunu gösteriyor.
Çocukların ve gençlerin eğitime katılmamasının nedeni kendilerinin veya ailelerinin kişisel tercihlerinden ziyade (ki böyle bile olsa çözümü insan hakları politikalarıyla sağlanabilir) ekonomik, sosyal ve kültürel nedenlerden kaynaklanıyor.
Sorun yapısal olduğu için çözüm de yapısal olmalı.
Yapısal çözümler için insan hakları ve sendikal mücadeleye devam.

İşçi hakları bir insan hakları meselesidir

İşçi hakları bir insan hakları meselesidir – II
(Oİ/VC)







