Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen), 15 Nisan’da başlattığı 'yaşam nöbeti' 18 Nisan'da Milli Eğitim Bakanlığı önüne asılan 23 maddelik deklarasyonun açıklanması ile sona erdi. Deklarasyonda Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen Güvenli Okullar Bildirgesi’ni imzalaması ve uygulaması talep edildi.
Silahlı çatışma bölgelerinde okulların hedef alınması, askeri amaçlarla kullanılması, okullarda şiddetin açığa çıkması ve eğitimin kesintiye uğraması, son yıllarda çocuk hakları alanındaki en ağır ihlallerden biri olarak öne çıkıyor. Bu tablo karşısında devletlerin elindeki en görünür uluslararası siyasi çerçevelerden biri olan Güvenli Okul Bildirgesi, 10. yılında yeniden gündemde.

Eğitim Sen’den ‘Şiddetsiz Okul’ deklarasyonu
Bağlayıcı sözleşme değil, siyasi taahhüt metni
Kamuoyunda zaman zaman “Birleşmiş Milletler Güvenli Okul Bildirgesi” olarak anılsa da metin teknik olarak BM’nin bağlayıcı bir sözleşmesi değil. Bildirge, 2015 yılında Norveç ve Arjantin öncülüğünde, BM üyesi devletler arasında geliştirilen hükümetler arası siyasi bir taahhüt metni olarak ortaya çıktı. Temel amacı ise savaş ve çatışma ortamlarında eğitimi korumak, okulların askeri amaçlarla kullanılmasını sınırlamak, eğitim alanlarında şiddetin olmamasını sağlamak ve çocukların eğitime erişimini güvence altına almak.
Bildirge hukuken bağlayıcı bir uluslararası sözleşme olmamasına rağmen, öğrencilerin, öğretmenlerin, okulların ve üniversitelerin çatışma koşullarında korunmasına ilişkin somut taahhütler içeriyor.
Çatışmalarda en büyük riski çoğu zaman kız çocukları yaşıyor. Bu yüzden bildirge, yalnızca okul güvenliği değil, kız çocuklarının eğitime eşit erişimi ve cinsiyet eşitliği açısından da önemli görülüyor.

“Çocukları değil, onları bu hale getiren sistemi konuşun”
123 ülke taraf, Türkiye listede yok
28-29 Mayıs 2015’te Oslo’da devletlerin katılımına açılan bildirge sonraki süreç Buenos Aires 2017, Palma de Mallorca 2019, Abuja 2021 ve Nairobi 2025 konferanslarıyla ilerledi. Bugün bildirgeyi 123 devlet onaylamış durumda. Dikkat çeken gelişmelerden biri, uzun süre dışında kalan ABD’nin 16 Ocak 2025’te bildirgeyi onaylaması. Buna karşılık Türkiye’nin güncel resmi ülke listesinde yer almadığı, yani taraf devletler arasında bulunmadığı belirtiliyor.
Bildirgeye ilişkin Türkiye'de resmi bir değerlendirme yapılmazken Eleştirel Pedagoji dergisi editörü/yazar Önal Özmen'e göre bu tutumun temelinde şu olabilir:
Bildirge, eğitim kurumlarını savaş, iç çatışma ve silahlı, silahsız saldırılarda hedef olmasını önlemeye yönelik. Dolayısıyla savaşan ya da çatışan tarafların okullari hedef almasını ve okulların askeri amaçla kullanılmasını ağır ihlal sayıyor. Bildirgenin imzaya açıldığı yıllarda (2015) da Türkiye hem içeride hem sınır dışında ağır askeri operasyonlar yapıyordu. Bildirgenin ihlal saydığı eylemlerden kaçınmayacağını düşünmüş ve o nedenle imzalamamış olabilir.

Siverek’teki okul saldırısı ne söylüyor?
Bildirge devletlere ne söylüyor?
Bildirge, devletlere yalnızca genel bir çağrı yapmıyor eğitim kurumlarının korunmasına ilişkin somut sorumluluklar da yüklüyor. Bunlar arasında okulların ve üniversitelerin askeri kullanımını sınırlayan ilkelerin ulusal politikalara aktarılması, eğitim kurumlarına yönelik saldırıların izlenmesi, mağdurlara destek sağlanması, ihlallerin soruşturulması, çatışma sırasında eğitimin sürdürülmesi ve BM’nin çocuklar ve silahlı çatışma gündemiyle daha uyumlu hareket edilmesi yer alıyor.
Böylece okul, yalnızca bir bina değil, korunması gereken sivil bir alan olarak tanımlanıyor.
Uygulanırsa neler hayata geçirilir?
Bildirgenin uygulanması halinde ortaya çıkabilecek somut sonuçlar şöyle:
Okulların askeri kullanımının sınırlandırılması: Okul binalarının kışla, mühimmat deposu, mevzi ya da üs olarak kullanılmasının önüne geçilmesi, bu alanların hedef haline gelme riskini azaltabilir.
Ulusal mevzuat ve askeri doktrinde değişiklik: Bildirge ilkelerinin iç hukuka, askeri talimatnamelere, angajman kurallarına ve eğitim programlarına yansıtılması mümkün olabilir.
Saldırıların izlenmesi ve hesap verilebilirlik: Eğitim kurumlarına yönelik saldırıların ve askeri kullanım vakalarının kayıt altına alınması, ihlallerin soruşturulması ve uygun durumlarda yargı süreçlerinin işletilmesi sağlanabilir.
Eğitimin kesintisiz sürdürülmesi: Geçici öğrenme alanları, telafi programları, güvenli okul ulaşımı, uzaktan eğitim modelleri ve psikososyal destek mekanizmaları devreye sokulabilir.
Kırılgan gruplar için özel önlemler: Özellikle kız çocukları başta olmak üzere, çatışmadan daha fazla etkilenen gruplar için toplumsal cinsiyete duyarlı uygulamalar geliştirilebilir.
Uluslararası eşgüdümün güçlendirilmesi: Devletlerin BM ve diğer uluslararası mekanizmalarla daha uyumlu çalışması, izleme ve raporlama süreçlerinin güçlenmesini sağlayabilir.

Adana’da öğrenciye veli saldırısı: "Sorun sistemin kendisindeki açık"
Destekleyenler ne diyor?
Üst düzey BM aktörlerinin ve çocuk hakları alanında çalışan uluslararası kuruluşların, devletlere bildirgeye katılma çağrısını sürdürdüğü belirtiliyor. 2025’te Nairobi’de düzenlenen konferansta da eğitimin savaş zamanında bile korunması gereken temel bir hak olduğu ve çocuklar için bir “umut hattı” işlevi gördüğü vurgulandı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin de bildirgenin ve ona eşlik eden ilkelerin sahada daha uygulanabilir hale gelmesi için teknik destek vermeye hazır olduğunu açıkladığı aktarılıyor.
Bildirgenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
(NÖ)




