Kapitalizm, sınırsız kâr etmek için işçileri sınırsız sömürmek istiyor. Bilhassa sağcı ve baskıcı hükümetler de kapitalizmin bu amacını kolaylaştıran sorunlu kanunlar çıkarıp, bu sorunlu kanunları işçi aleyhine uyguluyor. Mahkemelerde de işçilerin lehine kararlar çıkması zorlaşıyor.
Bu sistemde işçilerin haklarını korumak için mücadele de sürüyor. Özünde muhalif olan sendikalar, bu mücadelenin öncüsü konumunda. İşçilerin ücretini artırmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek için mücadele eden sendikalar, demokratik bir toplumun temel taşıdır. Tabii ki her sendika işçilerin gerçek dostu değildir. İşçiler ve emekçiler, haklarını korumayan hükümet yanlısı sarı sendikaları yakından tanıyor. Çeşitli sebeplerle hükümet yanlısı sendikalara üye olsalar da hakları için mücadele eden sendikaları biliyorlar.

İşçi hakları bir insan hakları meselesidir
Sendikalar ve barış, demokrasi, insan hakları
Sendikaların sömürünün karşısında etkili bir biçimde durabilmek için emek, barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesini bir arada yürütmesi gerekiyor.
Bir sendikanın emeğin hak ettiği değeri görebilmesini sağlaması, demokratik haklarını kullanabilme düzeyi ile doğrudan bağlantılıdır. Örgütlenme, toplanma, ifade özgürlüğü vb. haklar, işçilerin ve sendikaların en sık başvurdukları haklardır. Bu hakları kullanırken yaşanabilecek ihlalleri giderebilmek için de hukukun üstünlüğüne, yani bağımsız ve etkili bir yargı organına ihtiyaç var. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ancak insan hakları ilkelerine riayet edilen bir düzende gerçek manada mümkündür.
Sendikalar açısından barış mücadelesi de olmazsa olmaz bir konudur. Barış sendikalar açısından iki bakımdan önemlidir:
1) Kapitalizmin sömürü düzenini sürdürmesinde savaşlar ve silahlı çatışmalar önemlidir.
2) Barışın hâkim olmadığı koşullarda insan hakları da uygulanamaz.
Bu sebeple, dünyadaki en büyük işçi örgütlenmesi Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2026 yılında Demokrasi için Mücadele kampanyasını başlattı. Ayrıca ITUC, 24-31 Ekim 2025’te küresel düzeyde barış için eylemler gerçekleştirdi.
Başaran Aksu tutuklandı
— sendika.org (@sendika_org) April 9, 2026
Aksu, Milas’taki holding talanını teşhir ettiği için “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı
"Holdingleri üzmeye devam edeceğiz!"https://t.co/Ycefic1cCk pic.twitter.com/GMKQCKAdyZ
İşçileri sömüren kapitalizm doğayı da yok ediyor
Kapitalizm, kâr edebilmek için sadece işçilerin emeğini sömürmüyor. Emek sömürüsü sadece iş yeriyle sınırlı kalmayarak yaşamımızın diğer alanlarını da etkiliyor. Bunların en başında da doğa geliyor. Fabrikaların ve üretim tesislerinin doğaya verdiği zarar, tahayyül edilenin çok ötesinde.
Örneğin, Cengiz Holding’in Mardin’in Mazıdağı ilçesindeki kimyasal üretim tesisi saatte 350 ton son yer altı suyu tüketecek. Bahse konu yer altı suyunun içme suyu kaynaklarına etkisine ek olarak, doğaya vereceği zarar da ciddi düzeyde.
Doğaya zarar verme konusunda Cengiz Holding tek örnek değil. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı sektörlerdeki işletmelerin de karnesi oldukça kötü.
Gözünü kâr hırsı bürüyen şirketlerin faaliyetlerinin doğaya müdahalesinin yol açtığı sorunlar o kadar ciddi düzeye ulaştı ki verilen zarardan geri dönmek giderek zorlaşıyor.
Şirketlerin çevreye zarar vermesine veya işçilerin haklarını ihlal etmelerine 'hayır' diyen, karşı çıkan sendikacılar dünyanın farklı yerlerinde baskılara maruz kalıyor. Sendikacıların baskıya maruz kalmasının bir diğer nedeni de hükümetlerin politikalarını eleştirmeleridir.
Sendikal mücadelede ve cinayetler
İşçilerin emeğinin sömürülmesine karşı ve toplumun daha iyi bir biçimde yaşaması için mücadele eden sendikacılara yönelik şiddet hâlâ devam ediyor.
2025 yılında Guatemala, Kolombiya ve Peru, sendikacılar için en tehlikeli ülkeler oldu. Yıl içerisinde beş sendikacının, işçi haklarını korumak için yürüttüğü sendikal faaliyetler nedeniyle öldürüldüğü Latin Amerika’da sistematik ihlaller yaşanıyor.
Latin Amerika’ya ek olarak Kamerun ve Güney Afrika’da da mücadele eden sendikacılar öldürüldü.
ITUC tarafından hazırlanan Küresel Hakları Endeksi’nde işçi haklarına yönelik diğer ihlaller de detaylı bir biçimde yer alıyor.
GENEL BAŞKANIMIZ MEHMET TÜRKMEN TUTUKLANDI!
— BİRTEK-SEN (@birlesiktekstil) March 16, 2026
Katilleri, hırsızları, işçiyi öldürenleri yargılamayanlar Genel Başkanımız Mehmet Türkmen’i mahkeme çıkışında kelepçe ile götürdü. Savcılığın değil, bizzat Hanifi Şireci tarafından, patron tarafından verilmiş bir karardır. Genel… pic.twitter.com/QQrsuFZ9jL
Sendikal mücadele ve mahkemeler, hapisler
Sendikal mücadelede yer alanlar, bilhassa şirketlerin sömürü düzenine veya hükümetlerin emek karşıtı politikalarına ve uygulamalarına itiraz ettiğinde, sıklıkla yargı eliyle baskı altına alınmaya çalışılır. İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak üyesi olduğumuz Dünya İşkence Karşıtı Örgütü (OMCT) tarafından yürütülen SOS Defenders projesi kapsamında hazırlanan veritabanında, yargı baskısı altındaki sendikacılara ait veriler görülebilir.
Veritabanında, hapiste en fazla sendikacının bulunduğu ülkeler arasında Belarus ve İran geliyor. Esasen Belarus, ITUC’un Küresel Hakları Endeksi’ne göre işçi haklarının güvence altında olmadığı 10 ülkeden birisi. 2025 yılı raporu hazırlanırken 29 sendika lideri hâlâ hapiste tutuluyordu. Benzer şekilde Endeks, İran’da da soruşturma, kovuşturma ve yargılamaların olduğuna dikkat çekiyor.
Bu durum, her iki ülkenin de genel olarak insan hakları karnesinin bir yansımasıdır. Diğer insan hakları alanları ihlal edilirken, işçilerin haklarını savunanların serbestçe faaliyet yürütmesi beklenemez.
SOS Defenders veritabanı, spesifik olarak bazı ülkelere baktığından hapiste bulunan tüm sendikacıları göstermeyebilir. Listenin tüm sendikacıları göstermemesinin bir diğer nedeni de sınırlı insan gücüyle, baskıcı hükümetlerin muhalif sendikacıları hapse gönderme hızına yetişmenin pek mümkün olmamasıdır.
Türkiye’deki tutuklu sendikacılar
Muhalif sendikacıların meşru faaliyetleri nedeniyle yargılandığı ve hapse konulduğu yerler arasında Türkiye de bulunuyor. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ve Umut-Sen Sendikası Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu’nun tutuklanması pratiğin son örnekleri olarak yer alıyor.
İHD olarak sosyal medyada yaptığımız açıklamada belirttiğimiz gibi, bu tutuklamalar sendikal faaliyetleri kısıtlamaya dönüktür ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarına aykırılık teşkil ediyor. Bu tutuklamalar sendikal hakların ihlalidir.
Her iki sendikacı hakkında daha detaylı bilgiye yargı baskısı altındaki hak savunucularına dair bilgiler içeren Sessiz Kalma sitesinden erişilebilir. “Savunuculuk faaliyetlerinden ötürü gözaltına alınan, yargılanan, ceza verilen, işini kaybeden, hedef gösterilen hak savunucularını tanıyın, tanıtın” ifadesi, Hafıza Merkezi tarafından yürütülen projenin temel hedefini ortaya koyuyor. Projenin temel hedefi baskı gördükleri dönemde sendikacıları yalnız bırakmamak, zira sendikacılar da işçileri yalnız bırakmıyor.
Sendikacılara yönelik davalar
Sendikacılar belirli bir süre sonra hapisten tahliye edilseler dahi haklarında açılan davalar yıllarca sürebiliyor. Şubat 2012’de KESK üyesi kadın üye ve yöneticilere açılan dava bu örneklerden birisi. Aradan geçen 14 yıla rağmen hala devam eden davanın bir sonraki duruşması 21 Nisan’da Ankara’da görülecek. Hatırlanacağı üzere 2012 döneminde muhaliflere yönelik KCK operasyonu adı altında gözaltı ve tutuklama operasyonları gerçekleştiriliyordu.
KESK’li kadın üye ve yöneticilere yönelik bu davanın uzun yıllardır devam etmesi sendikacılara yönelik baskının uzun yıllara yayılabileceğinin bir göstergesi.
Baskı işçi mücadelesini, sendikaları durduramaz
Kapitalizmin sömürü düzenine karşı çıkan işçiler, sendikacılar baskıya rağmen mücadelesini sürdürüyor. Türlü baskılara maruz kalmak için muhalif işçi ve sendikal mücadelenin neredeyse rutini.
İşçiler emeği ve ekmeğini korumak için her gün çaba sarf ediyor. Benzer şekilde, sendikalar işçilerin haklarını korumak ve barış, demokrasi, insan haklarını inşa etmek için mücadele ediyor.
Bilindiği üzere, ILO tarafından kabul edilen temel sözleşmeler arasında yer alan 87 Nolu Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi ve 98 Nolu Örgütlenme ve Toplu Sözleşme Hakkı Sözleşmesi bu hakları güvence altına alıyor. Benzer şekilde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de çalışma hakkı ile sendikal hakları düzenliyor.
Mücadeleyle kazanılan ve sözleşmelerle güvence altına alınan haklarımız için mücadele etmeye devam.
Çünkü kazanım elde etmenin tek yolu mücadeleyi sürdürmektir.
(Oİ/VC)






