1 Mayıs’ta, dünyanın farklı meydanlarında ve sokaklarında işçiler, emekçiler ve sendikalar alanlardayken, Birleşmiş Milletler insan hakları sistemi içerisinde hak savunucuları açısından önemli bir görev devir teslimi gerçekleşti.
Andrea Bolaños Vargas, Birlemiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü olarak göreve başladı. Bu görevi kıymetli dostumuz Mary Lawlor’den devraldı. İnsan hakları savunucuları olarak BM içerisindeki mekanizmaları ve bilhassa özel raportörleri yakından takip ediyoruz.
Küresel siyasal konjonktürün, insan onuruna yakışır bir yaşam için yürüttüğümüz mücadelemizi kısmaya çalıştığı bir ortamda, BM İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü’nü daha yakından takip ediyoruz.
2026 yılında hâlâ dünyanın farklı yerlerinde insan hakları savunucuları öldürülüyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, tehdit ediliyor. Ayrıca raporlama, hakkı ihlal edilen mağdurlara hukuki veya psikososyal vb. destekler sunma, savunuculuk ya da hak bilincini artırıcı eğitim, panel vb. çalışmalarımız nedeniyle çeşitli baskılara maruz kalıyoruz.
Esasen hak savunucuları olarak baskıya maruz kalmamızın yegâne nedeni, ihlaller karşısında susmamamız. İnsan hakları savunucularının meşru faaliyetleri, sesi kısılmaya çalışılanın sesi olmak, görünmez kılınmak isteneni görünür kılmaktır.

Hak savunucularının sesine ses katacak bir raportör
Kendisi de Kolombiyalı bir hak savunucusu olan Andrea Bolaños Vargas, bu görevi üçer yıllık iki dönem olmak üzere en fazla 2031 yılına kadar yürütecek. Siyaset bilimcisi ve feminist araştırmacı olarak insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk konularında uzman.
Yirmi yılı aşkın bir süredir dünyanın farklı yerlerinde hak savunucularının korunmasına yönelik çalışmalar yürütmesi, Andrea Bolaños Vargas’ın en güçlü yanlarından biri.
Görev süresindeki öncelikleri arasında katılımcı yöntemin olacağını belirtmesi, biz hak savunucuları açısından son derece kıymetli. Maalesef mevcut siyasi iklimde, dünyanın birçok yerinde hak savunucularının sesini hükümetlere ve karar alıcılara duyurması giderek zorlaşıyor. Bu bakımdan, özel raportörün çalışmalarında katılımcı yöntemi benimsemesi, riskler ve sorunlar tespit edilirken ilk elden verilerin derlenmesine imkân sunacaktır.
Bu yöntem, bahse konu alanlardaki çözüm önerilerinin hazırlanmasında da önemli katkılar sunacaktır.
Fiziksel şiddet, tehdit, yerinden edilme
Andrea Bolaños Vargas, insan hakları savunucularına yönelik fiziksel şiddet, tehditler ve yerinden edilme durumlarında ihtiyaç duyulan koruma mekanizmalarını da bir diğer öncelikli alanı olarak tanımlıyor.
Maalesef, fiziksel şiddet, tehdit edilme ve baskı nedeniyle ülkeyi terk etme veya göçe zorlanma insan hakları savunucularının yaşamındaki gerçeklerden bazıları. Maalesef, hak savunucularının kendilerinin veya aile üyelerinin tehdit edilmesi, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de bir olgu.
Böylesi tehditler, bilhassa devletlerin kırmızı çizgileri olarak gördükleri konularla ilgili yapılan açıklamalar sonrasında yaşanabiliyor. Örneğin İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak 24 Nisan’da “Tanı, Af Dile, Tazmin Et” talebiyle Ermeni Soykırımı’na ilişkin yaptığımız açıklamalar sonrasında tehdit veya hakaret mesajları gelebiliyor.
Benzer şekilde, her koşulda mutlak yasak olan işkence gibi ağır hak ihlallerine karşı yüksek ses çıkaran hak savunucularına yönelik tehditler yaşanabiliyor. İstanbul Valiliği’nin açıklamasına göre 575 kişinin gözaltına alındığı 1 Mayıs gösterileri sırasında işkence ve kötü muameleye varan uygulamalar oldu. Bu uygulamaları kamuoyuna duyuran gazetecilerin ya da cezasızlık politikasına hayır diyerek hukuki destek sunan avukatların, ihlalleri belgeleyen hak savunucularının tehdit mesajları alması ne yazık ki şaşırtıcı olmaz.
Bilgiye dayalı olarak değil ama Andrea Bolaños Vargas’ın öncelikleri arasında bu konuya yer vermesinin Kolombiya ile bağlantısı olduğu sonucuna varabiliriz.
Bilindiği gibi Kolombiya, insan hakları savunucuları açısından dünyadaki en riskli yerlerden biri. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 19 Mart’ta yayımladığı rapora göre, 2016-2025 döneminde tespit edilebildiği kadarıyla 972 insan hakları savunucusu öldürüldü. Her yıl ortalama yaklaşık 100 insan hakları savunucusunun öldürülmesi yapısal bir sorun.
Bu yapısal sorunun farkında olan bir özel raportör olarak, hak savunucularına yönelik bu hususu önceliklendirmesi son derece doğal.
Özel politika gerektiren hak savunucuları
Diğer birçok alanda olduğu gibi, insan hakları savunucularının korunması için geliştirilen politikalarda kadın hak savunucularına özel bir yer ayrılmalıdır. Kadın insan hakları savunucularının daha fazla baskıya kaldığı bir gerçek. İnsan hakları mücadelesinde her daim en önde yer alan kadın hak savunucuları, geleneksel aile ve cinsiyet rollerine başkaldırdığı için daha fazla baskı görüyor.
Özel raportör Andrea Bolaños Vargas kadınlarla ilgili yaptığı çalışmalara ek olarak yerli halklar, yerlerinden edilenler, göçmenler ve sığınmacılarla ilgili çalışmaları da olan bir uzman. Bu bakımdan, kendisinin her kesimden insan hakları savunucularının sesi olacak bilgi ve birikime sahip olduğu belirtilebilir.
Andrea Bolaños Vargas’ın selefi Mary Lawlor
Mary Lawlor, insan hakları hareketinin yakından tanıdığı bir isim. Uzun yıllardır içinde yer aldığı insan hakları hareketindeki diğer görevlerinin yanı sıra, merkezi Dublin’de bulunan Frontline Defenders’in kurucusu ve ilk genel direktörüydü. Raportörlük görevinin devretmesinin ardından Trinity College Dublin Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürecek. Özel raportörlük döneminde kendisinin ve birlikte çalıştığı ekibin sarf ettiği muazzam çabaya ne kadar teşekkür edilse az.
Altı yıllık görev süresi içerisinde 2 bin 500’den fazla hak savunucusuyla fiziksel ve çevrimiçi toplantılar düzenledi. Bu toplantıların bazılarına katılma imkânım oldu. Benim gibi Türkiye’den çok sayıda başka insan hakları savunucusu arkadaşımızın da katıldığı bu toplantılar, hak savunucularının yaşadığı sorunlar ve bu sorunlar karşısında neler yapılabileceğine ilişkin görüş alışverişinde bulunulan önemli platformlar işlevi gördü.
Benzer şekilde, altı yıllık görev süresince insan hakları savunucularının maruz kaldığı çeşitli baskılar nedeniyle 115 devlete 634 mektup gönderdi. Tabii ki, 634 mektup gönderilmesi, baskı gören hak savunucusu sayısının da 634 olduğu gibi bir fikre yol açabilir. Maalesef mektuplar genelde birden fazla hak savunucusunun durumunu ele alıyor. Mary Lawlor’un paylaştığı verilere göre bu mektuplarda 2 bin 186 hak savucusuna yönelik baskılara dikkat çekildi, hükümetlere bu bağlamda sorular iletildi ve çözüm talep edildi.
Altı yıl içerisinde ortalama haftada iki mektup göndermesi, hak savunucularının maruz kaldığı baskı düzeyini gösteriyor. Burada altı çizilmesi gereken temel nokta ise özel raportör olarak haberinin olduğu, araştırabildiği, teyit edebildiği vakalarla ilgili mektup gönderdiği. Dolayısıyla hak savunucuları olarak maruz kaldığımız baskıların gerçek boyutu çok daha fazla.
İnsan hakları ihlalleri ve savunuculara yönelik baskı ile siyasi iklim arasında doğrudan ilişki bulunuyor. Mevcut küresel siyasi ortamda baskıcı ve sağcı iktidarların ağırlığı olduğu düşünüldüğünde, baskının düzeyini zihnimizde daha iyi canlandırabiliriz.
BM sistemi içerisinde önemli bir kazanım: Özel raportörlük sistemi
BM özel raportörleri, çalışmaları nedeniyle herhangi bir ücret almayan bağımsız uzmanlardır. İlk olarak 1980’de Şili’deki Pinochet döneminde zorla kaybedilmeleri incelemek için kurulan özel raportörlük sistemi, yıllar içerisinde çeşitlendi. Kasım 2025 itibarıyla 13 ülke ve 46 tematik alanda özel raportör görev yapıyor.
Hak savunucularının da korunması gerekiyor
İnsan hakları savunucuları, meşru faaliyetleri nedeniyle baskılara maruz kalıyor. Zira haklarımızı ihlal eden iktidarların, hak savunucularının çalışmalarına müdahale etmeyeceğini düşünmek gerçekçi olmaz.
İnsan haklarını korumak ve geliştirmek için insan hakları savunucularının korunması gerekiyor.
Susmayan insan hakları savunucularının yanında durmaya devam edelim.
(Oİ/VC)







