Suruç yaralısı Dr. Çağla Seven: Silahsız insanlarla canlı bombaya yarı yarıya kusur biçtiler
*11 yıl önce bugün, Kobanêli çocuklara oyuncak götürmek ve yardım etmek için Suruç'a giden 33 kişi, çoğunluğu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi olan gençler, Amara Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaparken canlı bomba saldırısında yaşamını kaybetti.
*Saldırıdan yaralı kurtulan ve bugün doktor olan Dr. Çağla Seven, 11 yıldır süren psikolojik tedavi sürecini, yargılama aşamasındaki adaletsizlikleri ve travmanın yaşamına etkilerini anlattı.
*Seven, mahkeme sürecinde kamera kayıtlarının silinmesi, delillerin yok olması ve mağdurlarla bombacı arasında kusur bölüştürülmesi gibi sorunları eleştirerek, tazminat kararlarının yetersizliğine ve adalet arayışının önündeki engellerere dikkat çekti.
*Travmanın hayallerini, heveslerini nasıl elinden aldığını anlatan Seven, dayanışmanın gücüne vurgu yaparak adalet ve hakikat ısrarından vazgeçmeyeceklerini belirtti.
Bundan 11 yıl önce bugün.
Üniversite öğrencisi Aydan Ezgi Şalcı, “Gelin yarını hep birlikte ilmek ilmek örelim” dedi, Samsun’dan Suruç’a gitti. 19 yaşındaydı.
İnşaat işçisi İsmet Şeker, oğlu Mustafa Kobanê'de yaşamını kaybetmişti, Kobanê'nin bir avuç toprağını oğlunun mezarına serpmek ve Kobanê’ye hastane yapmak niyetiyle İstanbul’dan Suruç’a gitti. 65 yaşındaydı.
CHP üyesi Nazegül Boyraz, “Gençlere kek börek yaparım” dedi, İstanbul’dan Suruç'a gitti. 55 yaşındaydı.
Polen Ünlü, Hatice Ezgi Saadet, Çağdaş Aydın, Murat Yurtgül, Duygu Tuna... Tam 33 kişi…
“Hiçbir düş yarım kalmayacak” dediler, Kobanêli çocuklara oyuncak götürmek için Suruç’a gittiler.
Amara Kültür Merkezi’nin önünde basın açıklaması yapmak için toplandılar, açıklamayı yaptılar ki canlı bomba saldırdı... Çoğunluğu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi, 33 kişi yaşamını kaybetti.

Suruç’taki saldırıdan, direnenlerin mücadele aşkı ve sağ kurtulanlardan da sembol fotoğrafları kaldı. Bu fotoğraflardan biri, yerde yatan iki yaralı kadının el ele tutuşarak birbirlerine güç verdiği kareydi.
Kadınlardan biri Gökçe Çetin, diğeri bugün doktor ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) üyesi olan Çağla Seven’di. Katliamın yıl dönümünde bianet’e konuşan Dr. Çağla Seven, o günden bugüne yaşadıklarını, sürdürdüğü hukuk mücadelesini ve geride kalan izleri anlattı.
"Aklıma ilk gelen halaylar ve kahvaltı sofrası"
20 Temmuz 2015 sabahını geriye dönüp düşündüğünde zihninde ilk beliren görüntüleri ve hisleri paylaşan Dr. Çağla Seven, o günün neşesini ve sonrasındaki süreci şöyle anlattı:
"Her molada çektiğimiz halaylar ve kültür merkezine vardığımızda bahçede kurduğumuz upuzun kahvaltı sofrası sanırım... Halayda uçuşan eteklerim, karpuzun çayın tadı, birbirini tanımayan insanların sayısı hiç az olmasa da hissedilen beraberlik hissi, gençlerin sayısının fazla olmasının kattığı neşe, enerji..."
“Parası tazminatı batsın”
Fiziksel yaralarının yanında 11 yıldır aralıksız süren psikolojik tedavi sürecini ve yargılama aşamasındaki adaletsizlikleri anlatan Seven, devletin tazminat kararındaki tutumuna tepki gösterdi:
"Gerek servisteyken fakülte psikiyatri hekimleri, gerek taburcu olduktan sonra katliam sonrası hızla oluşturulan psikososyal destek ağı, tabip odası çevresinden hekimler destek sundular, halen de sunmaya devam ediyorlar. Dolu dolu çok yoğun, halen de devam eden 11 yıllık bir psikiyatrik tedavi öyküm var. Maddi olarak elbette ölçülmesi güç bir konu ama belirlenen tazminat miktarı herhalde bu hizmete ulaşmak için gereken yol parasını bile karşılamaz.
Parası tazminatı batsın, onu bile değerlendirirken bombacıyla ölenler ve yaralananlar arasında yarı yarıya kusur bölüştürüp insanların sinirlerini bozup yaralarını daha da kanattılar... Şimdi de 'çalışma gücü kaybı asgari ücret üzerinden hesaplanmalıydı' deyip kararımı bozdular. Sanki bir katliam değil de trafik kazası olmuş gibi kusur bölüştürülüyor. %50 siz kabahatlisiniz demek ne demek, %50 katliamı yapanlar suçsuz, haklı demek... Silahsız insanların arasına girmiş canlı bombayla benim aramda nasıl bir kusur oranlaması yapılabilir?
Soru o günün psikolojik etkileriydi, keşke o kadarla kalsaydı... Belki bizlerin iyileşebilmek, ailelerin tekrar yaşama tutunabilmek için umudu olurdu. Bu ülkede bu bile çok görüldü bize. Önceden de söylediğim gibi zulüm Amara'nın bahçesinde olup bitmedi ki, devam etti... Halen de ediyor."
"Sürekli kontrol altına alınmaya çalışılan bir öfke ve acı..."
Yaşanan travmanın insan ruhunda bıraktığı derin izleri, özveriyle kurulan hayallerin ve heveslerin nasıl elinden alındığını duygusal bir dille anlatan Dr. Seven, sözlerine şöyle devam etti:
"Sürekli kontrol altına almaya çalıştığınız bir öfke ve acıyla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Bazı zamanlarda günlük zihinsel enerjinizin büyük bir kısmını buna harcamanız gerekiyor. Yaşamdaki diğer şeylere motive olmakta zorlanıyorsunuz. Yoğun, derin bir anlamsızlık ve umutsuzluk halinin içine düşebiliyorsunuz aniden.
Ağrılarımı, yaralarımı umursamaz, görmez, iyileştirmeye çaba harcamak istemez buluyorum kendimi bazen. Sizden bu kadar kolay vazgeçilen, canınızın bu kadar değersiz olduğu, acınızın bu kadar görünmez olduğu yerde siz de yorgun düşüyorsunuz. Böyle büyük bir travmayla yaşamınız orta yerinden parçalandığında eskiden olduğunuz kişiyi hatırlamakta zorlanıyorsunuz. Şarkı söylemeyi severdim örneğin, artık pek söylemiyorum. Keman öğrenmeye çalışıyordum öncesinde, artık çok kısıtlı alıyorum elime. Akademi benim için önemliydi, hırslı, çalışkan bir öğrenciydim; mesleğimle ilgili öyle bir hevesimin kalmadığını fark ediyorum uzun zamandır.
Geçenlerde bir görsele denk geldim; 'Gençliğimin en güzel, en taze yılları senin tiranlığında geçmeseydi; kim olurdum?' diyordu. Bunu sadece benim için değil, pek çok şey için sorabiliriz: Kim olurduk? Nasıl bir ülke olurduk? Neleri kaçırdık geri alınamaz? Birileri kendi kaderlerini, sonlarını yaşamasınlar diye sadece bizlerin değil, tüm ülkenin kaderiyle oynandı maalesef."
“IŞİD’liler Türkiye’de yargılanmak istediğini söylüyor”
Mahkeme süreçlerindeki mantık dışı uygulamaları, kaybolan delilleri ve cezasızlık politikasını detaylandıran Seven, yaşanan yargılama sürecini eleştirdi:
"18 ay gizlilik kararıyla en baştan kamuoyundan kaçırılmış, sonrasında da katilleri değil oraya gidenleri iddianamenin merkezine oturtmuş, birkaç cihatçının yargılanması dışında somut gerçeği ortaya koyma gayretinde olmayan bir yargılama pratiği gördük. Boş sanık sandalyelerine konuştuk yıllar boyu.
Şurda bisikletinizi, gözlüğünüzü kaybetseniz birkaç saate kamera kayıtlarına ulaşırsınız. Koskoca katliam davasında yıllarca kamera kayıtlarını talep etti avukatlarımız; yıllar sonra gelen kayıtlarda 5 saat eksik, silinmiş! Motosikletle olay yerinde halk tarafından yakalanan, çantasından şüpheli eşyalar çıkan imam, kolluk görevlilerine teslim edildikten sonra saçı sakalı kesilerek kamufle edilip salınıyor. O da Diyanet İşleri Başkanlığı'na sığınıyor. Delil olabilecek motosikletini bir polise vekalet vererek sattığını söylüyor ama mahkeme salonuna dahi getirilmeden takipsizlik veriliyor. Puff... İmam da yok, motosiklet de...
Dünyanın hangi ülkesinde tutuklu bulunan IŞİD’liye sorsanız hepsi Türkiye'de yargılanmak istediğini söylüyor. Bu başlı başına yeterince şeyi anlatıyor zaten. Sokaktaki vatandaşın da bakışı bundan ibarettir.
Tüm bu çabanın, ayak diremenin iki nedeni olabilir: Suç ortağı olanların hesap vermek zorunda kalma korkusu ve/veya zaten de olanlardan ve sonuçlarından memnuniyet duyuluyor olması."
"Birbirimize tutunup yaraları saracağız"
Her şeye rağmen insan dayanışmasının yaşatıcı gücünü vurgulayan Dr. Çağla Seven, adalet ve hakikat ısrarından vazgeçmeyeceklerini belirterek sözlerini tamamladı:
"Ama burada da devreye dayanışma, sanat ve insanlar giriyor neyse ki... İnsanın yarasına yine insan merhem oluyor. İyi ki var olmuş olan ve olacak olan 'güzel' insanlar... Ailelerin onca acıya rağmen çocuklarının adaletinin peşinden gitme azimleri bana güç veriyor. Bir duruşmada mahkeme heyeti beni ve bir yaralı arkadaşımı dışarı çıkarmak istediğinde, ailelerin etrafımızda kenetlenip bizi koruduğu o anı hiç unutamıyorum. Kendi çocuklarını tekrar ellerinden alacaklarmış gibi güçlüce sarmışlardı bizi.
Adil bir gelecek ancak hakikat, hafıza ve yüzleşme ile mümkün olabilir. Şahsı dışında her şeyi bu ülkeye 'fazla' görenler fazladan zamanını tüketedursun... Vicdanını fazlalık gibi kenara koymayanların yüreği yine 33 genç ve aileleriyle olacak."
Suruç’ta yaşamını kaybeden 33 "Düş Yolcusu"
(EMK)
Kadıköy'de Suruç anması: Karanlıkta bırakılmak istenmesine karşı adalet mücadelesini büyüteceğiz
AVUKAT SÖNMEZ: YASAL YOLLARA BAŞVURACAĞIZ
Çiğdem Mater ve Mine Özerden'in İzmir Şakran Cezaevi’ne girişleri yapıldı
KADINLARIN GÜNDEMİ
Ters kelepçe, darp: KADES'ten kadına şiddet çıktı
Hafıza ve adalet olmadan barış olur mu?
Karadeniz’in saklı hafızası sahneye taşındı: Karşınızda Hopaband!