Sınıfta Marx, akılda kira: Özel okul öğretmenlerinin yaz kaygısı
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2025-2026 resmi eğitim-öğretim yılı takvimine göre okullar 26 Haziran 2026 Cuma günü kapanacak. Öğrenciler için karne ve yaz tatili anlamına gelen bu tarih, özel okul öğretmenleri için çoğu zaman dinlenmeden çok belirsizlik, iş arama ve geçinme kaygısı anlamına geliyor.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İstanbul temsilcisi, Felsefe öğretmeni Uğur Polat ve sendikanın yönetim kurulu üyesi, İngilizce öğretmeni Evin Turgut özel okul öğretmenlerinin yıl sonuyla birlikte içine girdiği bu süreci bianet’e anlattı.
"Rehber öğretmene 348 öğrenci düşerken güvenlik tek başına çözüm değil "
"Bizim için tatil değil, iş arama mevsimi"
Polat, okullar kapandığında özel okul öğretmenleri için yeni bir kaygı döneminin başladığını söylüyor:
Okul kapandığında bizim için tatil değil iş arama mevsimi gelmiş oluyor. Mevsimlik işçiler gibiyiz. Onlar kışın iş bulup yazın çalışıyorlar; biz de yazın iş bulup kışın çalışıyoruz.
Meslekte 5. yılını dolduran Polat, kamuda çalışma alanlarının daralması ve atama olanaklarının sınırlı olması nedeniyle özel sektörde çalışmaya başladığını anlatıyor. Ancak özel okul öğretmenliğinin yalnızca ders anlatmaktan ibaret olmadığını vurguluyor.
Ders aralarında nöbet, öğrenci takibi, veli beklentileri, kurumun görünürlüğünü artırmaya yönelik etkinlikler ve raporlar öğretmenlerin mesaisini uzatıyor. Polat’a göre öğretmenin mesleki sorumluluğu kamuda ya da özel sektörde değişmiyor ancak özel sektörde çalışma koşulları öğretmeni değersizleştiriyor:
"Akademik, bilimsel ve etik eğitim vermek için öğretmenlik yapıyoruz. Eğitim kamusal bir alan ve özel sektörde çalışıyor olmamız bunun kamusal niteliğini ortadan kaldırmaz."
İtalyan Lisesi’nde öğretmenler kazandı, 123 günlük grev bitti
Güvencesizlik sınıfa da yansıyor
Polat, özel sektörde öğretmenliği en çok zorlaştıran şeyin güvencesizlik olduğunu söylüyor. Bir sonraki yıl çalışıp çalışamayacağını, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen öğretmenin sınıftaki emeğinin de bundan etkilendiğini belirtiyor:
"Bir sonraki yıl ne yapacağımızı düşünmekten, ay sonunu nasıl getireceğimizi sorgulamaktan öğretmenlik yapmaya vakit kaldığını düşünmüyorum. Burada öğretmen değersizleştiriliyor ve öğrencilere de haksızlık ediliyor."
Bu kaygı, öğretmenin anlattığı dersin içeriğine ve öğrencisiyle kurduğu ilişkiye de yansıyor. Polat, felsefe dersinde emek sömürüsünü anlatırken kendi yaşadığı sömürüyü açıkça ifade edemediğini söylüyor:
Ben öğrenciye Marx anlatırken kafamın içinde artı değer ve emeğime yabancılaşmışlık dönüyor. Ama çocuklara kendi yaşadığımı anlatamıyorum çünkü her an şikayet edilmeyle karşı karşıyayız.
Öğretmenleri güçlendiren ekosistem: Eğitimde kalıcı başarının anahtarı
Haftalık 45-50 saati aşan mesai
6 yıldır özel sektörde çalışan İngilizce öğretmeni Evin Turgut da benzer bir tablo çiziyor. Mezun olur olmaz öğretmenliğe başladığını, KPSS’ye bir kez girdiğini ancak atanamadığını söyleyen Turgut, atama sayılarının azlığı ve geçim kaygısı nedeniyle özel sektörde çalışmaya devam ettiğini anlatıyor.
Turgut’a göre özel okul öğretmenlerinin haftalık mesaisi çoğu zaman 45-50 saati aşıyor. Bu süre yalnızca ders yükünden oluşmuyor; nöbet, etüt, hafta sonu çalışmaları, etkinlik hazırlıkları ve öğretmenin alanı dışındaki dersler de bu mesainin parçası haline geliyor:
Haftalık 45-50 saati aşan ders yüklerimiz oluyor. Haftada en az iki gün nöbet tutuyoruz, çoğu zaman hafta sonları da çalışıyoruz. Gün içinde derslerimiz bitse bile öğrencilere bireysel etütler veriyoruz ve bunların hiçbiri için ek ders ücreti almıyoruz.
İngilizce öğretmeni olmasına rağmen İngilizce Fen Bilgisi, Matematik ve Hayat Bilgisi dersleri de verdiğini söyleyen Turgut, daha önce İngilizce Yoga, Pilates ve Dans dersleri vermek zorunda kaldığını da aktarıyor.
Özel okullarda öğretmenlik: Eğitimden çok “müşteri memnuniyeti”nin yükünü taşımak
Belirli süreli sözleşme, düşük ücret, elden ödeme
Turgut, özel okul öğretmenlerinin en temel sorunlarından birinin belirli süreli sözleşmeler olduğunu söylüyor. Bu sözleşmelerin öğretmenleri hak aramaktan uzaklaştıran bir baskı aracına dönüştüğünü belirtiyor:
“Belirli süreli sözleşmelerle çalıştığımız için en ufak bir itirazda ya da hak arayışında kendimizi kapının önünde bulabiliyoruz.”
Bir diğer sorun ise taban maaş hakkının kaldırılmasıyla derinleşen ücret güvencesizliği. Turgut’a göre bu düzenlemenin ardından özel okul öğretmenleri düşük ücret, eksik sigorta ve elden ödeme gibi uygulamalarla karşı karşıya kaldı.
Taban maaş hakkı nasıl kaldırıldı?
Özel okul öğretmenlerinin kamudaki emsallerinden daha düşük ücret alamamasını güvence altına alan taban maaş hakkı, 5580 sayılı Kanun’da yer alırken 2014’te çıkarılan 6528 sayılı Kanun’la kaldırıldı. Düzenleme AKP hükümeti döneminde, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan, Nabi Avcı’nın Milli Eğitim Bakanı, Yusuf Tekin’in ise MEB Müsteşarı olduğu dönemde yapıldı. Öğretmen örgütlerine göre bu değişiklikten sonra özel okul öğretmenleri için düşük ücret, eksik sigorta ve elden ödeme gibi sorunlar yaygınlaştı.
Kimi öğretmenlerin asgari ücretle, hatta asgari ücretin altında çalıştırıldığını, bazılarının ise öğretmen yerine büro personeli, temizlik personeli ya da kantin sorumlusu gibi farklı unvanlarla gösterildiğini anlatıyor.
Kıdem tazminatı vermemek için işverenler ya zorla istifa dilekçesi imzalatıyor ya da eğitim yılının sonuna doğru çıkışımızı veriyor. Maaşımız ve sigortamız çoğu zaman asgari ücret üzerinden yatırılıyor, geri kalan kısmı ise elden ödeniyor.
Talepler: Taban maaş, güvence, eşit haklar
Bu nedenle 26 Haziran, özel okul öğretmenleri için yalnızca eğitim takviminin kapanış günü değil aynı zamanda yeni bir belirsizlik döneminin başlangıcı. Birçok öğretmen 9-10 aylık sözleşmelerle çalışıyor ve yaz aylarını ücretli izin ya da dinlenme dönemi olarak değil, yeni iş ve ek gelir arayışıyla geçiriyor.
Turgut da yaz aylarını Polat gibi "tatil" değil, geçim sıkıntısının arttığı bir dönem olarak görüyor:
"Genelde 9-10 aylık sözleşmelerle çalıştığımız için yaz aylarında farklı işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle kendimizi öğretmenden çok mevsimlik işçi gibi hissediyoruz."
Özel okul öğretmenlerinin talepleri yalnızca ücret artışıyla sınırlı değil. Taban maaş hakkının geri getirilmesi, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışma güvencesinin sağlanması, özlük haklarında kamudaki öğretmenlerle eşitlenme ve 10 No’lu iş kolundan çıkarılma en acil talepler arasında yer alıyor.
(NÖ)
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI
"Bu konferansla umutsuzluğu kırmak istiyoruz"
BİA ÇOCUK KİTAPLIĞI
Korkmak, kızmak, üzülmek, sevinmek serbest!
Newroz'da tutuklanan çocukların tahliyesine savcı itiraz etti
TOG’da sendikal süreç: Vakıftan açıklama, Sosyal-İş’ten yanıt
TOG’DA SENDİKALAŞMA SÜRECİ
"Toplumsal barış vizyonu olan kurum kendi iş barışını sağlayamıyor"