İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında iddianame hazırladı.
Bir duyuru yapan savcılık Uludağ’ı zincirleme bir şekilde "cumhurbaşkanına alenen hakaret (TCK 299)”, "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A)” ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama (TCK 301)” ile suçladı.
Ancak iddianame henüz Uludağ’ın avukatlarına tebliğ edilmedi. Bu suçlamalar için öngörülen cezaların üst sınırı zincirleme suç hükümleri uygulandığında yaklaşık 19 yıl 6 aya kadar çıkabilir.

Gazeteciler yazıyor, devlet tutukluyor/yargılıyor
Avukatlar, bugün İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi'ne sundukları dilekçeyle hem iddianamenin iadesini hem de gazetecinin tahliyesini talep etti.
DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre dilekçede avukatlar iddianamenin yetkisiz mahkemeye sunulduğunu, tutuklama gerekçelerinin ise "hayatın olağan akışına aykırı" olduğunu savundu.
Uludağ, sosyal medyadaki 13 paylaşımı nedeniyle cumhurbaşkanına alenen hakaret suçlamasıyla 20 Şubat'tan bu yana tutuklu bulunuyor.
"İstanbul mahkemesinin yetkisi yok"
Mahkemeye sunulan dilekçede avukatlar, "iddianamenin görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmesi gerektiğini" hatırlatarak somut olayda bu koşulun sağlanmadığını belirtti.
Alican Uludağ'ın paylaşımlarının Ankara'dan yapıldığı ve gazetecilik faaliyetini uzun süredir Ankara'da sürdürdüğünü vurgulayarak "suçun işlendiği yerin Ankara ili olduğu ve bu nedenle Ankara mahkemesinin yargı çevresinin davaya bakmakla yetkili olduğu bellidir" denildi. Dilekçede "cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından Cumhurbaşkanı'nın ikamet ettiği yer olması açısından farklı yetki tartışmalarının mümkün olabileceği, bunun için de İstanbul Anadolu mahkemesinin yetkisinin tartışılabileceği" belirtildi. Dilekçede "Yasal düzenlemeye göre hiçbir durumda İstanbul mahkemesinin davaya bakma yetkisinin olmadığı açık ve nettir" ifadelerini kullandı.
Avukatlar bu gerekçeyle iddianamenin iadesini talep etti.
"Tutukluluk hali derhal değerlendirilmeli"
Dilekçede ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 21'inci maddesine atıf yapan avukatlar mahkemenin yetkisiz olsa dahi "gecikmesinde sakınca bulunan hallerde" işlem yapabileceğini hatırlattı. Bu kapsamda tutukluluğun da acil değerlendirilmesi gereken bir durum olduğunu vurguladı.
Avukatlar, Uludağ'ın 20 Şubat'ta yalnızca TCK'nın 299'uncu maddesi kapsamında tutuklandığına ve 17 Mart'ta yapılan son incelemede tutukluluğun devamına karar verildiğine dikkat çekti.
Avukatlar, "İddianamenin incelenmesi için öngörülen 15 günlük süre göz önüne alındığında tutukluluk halinin CMK 108 gereğince resen incelenmesi gerekeceği ve tutukluluk konusunda yeniden karar verilmesi gerekeceği açıktır" dedi.
"Kaçma şüphesi hayatın olağan akışına aykırı"
Dilekçede en geniş yer tutuklama gerekçelerine ayrıldı. Avukatlar, sulh ceza hâkimliğinin tutuklama kararında yer alan "kaçma şüphesi" ve "delil karartma" değerlendirmelerinin somut olayla bağdaşmadığını savundu.
"Ceza verilmesi olasılığında bile hapiste yatarı olmayacak bir suçtan dolayı tutuklu olarak kapalı cezaevinde tutulan bir kişinin tahliyesi halinde kaçacağı şüphesinin bulunduğunu söylemek hayatın olağan akışına da, olağan davranış şekline de uymamaktadır" ifadeleri dilekçede yer aldı.
Avukatlar ayrıca en üst sınırdan ceza alma ihtimalinde dahi kısa süreli ve açık cezaevinde infaz söz konusu olabileceğini belirterek bu durumda da kaçma şüphesinin ileri sürülemeyeceğini vurguladı.
"Tutuklama kanunsuz cezalandırma niteliğinde"
Dilekçede, tutuklamanın hukuki niteliğine ilişkin de sert değerlendirmeler yer aldı. Avukatlar, "Bu tutuklamanın hukuki bir tedbir niteliğinde değil kanunsuz bir cezalandırma niteliğinde olduğu görülmektedir" ifadelerini kullandı.
"Yakalanma" ifadesinin de gerçeği yansıtmadığı savunulan dilekçede, Alican Uludağ'ın herhangi bir çağrı yapılmadan evinde gözaltına alındığına dikkat çekildi.
Tahliye ve adli kontrol talebi: Delil karartma ihtimali yok
Avukatlar, delil karartma ve tanık baskısı iddialarını da reddetti. Suçlamaya konu paylaşımların sosyal medya içerikleri olduğunu ve dosyada mevcut bulunduğunu hatırlatan dilekçede, somut olay bakımından ne toplanacak başkaca bir delil, ne de dinlenecek tanık ya da başka bir kişi söz konusu olmadığı vurgulandı.
Bu nedenle "Olmayan, olmayacağı apaçık olan tanıklar üzerinde şüphelinin baskı kurma girişiminde bulunmasına dair kuvvetli şüphe olduğunu söylemek, hayal edilmesi bile mümkün olmayan ütopik bir gerekçe niteliğindedir" ifadelerine yer verildi.
Avukatlar dilekçenin sonuç bölümünde, iddianamenin iadesi ile birlikte Uludağ'ın tahliyesine karar verilmesini talep etti. Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise tutuklama yerine "makul ve ölçülü" adli kontrol tedbirlerinin uygulanması istendi.
Mahkemenin iddianameyi değerlendirmek için iki haftalık süresi bulunuyor. Bu süreçte hem iddianamenin kabulü hem de tutukluluk haline ilişkin karar verilmesi bekleniyor.
(HA)








