Alican Uludağ’ın avukatları Akın Atalay, Tora Pekin ve Abbas Yalçın, İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 20 Şubat 2026 tarihli tutuklama kararına itiraz etti.
Avukatlar itiraz dilekçesinde tutuklama kararının hukuka aykırı ve ölçüsüz olduğunu kaydetti. Uludağ’ın adil yargılanma hakkından faydalanamadığını vurguladı.
Müdafi avukatlar itiraz dilekçesinde savcılığın hem yer yönünden hem de görev yönünden yetkisiz olduğunu savundu. Uludağ’ın 18 yıldır Ankara’da yaşadığını ve paylaşımlarını Ankara’dan yaptığını belirtip, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapması gerekenin dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermek olduğunu anlattı:
Dilekçede ayrıca, dosyanın Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmesinin de hukuken mümkün olmadığı, isnat edilen suçların “terör suçlarıyla ilgisinin bulunmadığı” ifade edildi:
“Ne terör suçları bürosunun ne de İstanbul'daki herhangi bir savcılığın Ankara'da yerleşik olan, soruşturma konusu edilen paylaşımları Ankara'da yapan müvekkil hakkında soruşturma yürütmesi hukuken mümkündür.
Müvekkilin Ankara'da yerleşik olması ve yine Ankara'da yakalanması karşısında; İstanbul Savcılığının kendisini niçin yer yönünden yetkili saydığını anlamak mümkün değildir. Anayasa'nın 37. maddesi ‘Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz'’ şeklinde kanuni hâkim güvencesi sunar.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı tek işlem re’sen açtığı dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yollamaktır.
Müvekkile yönelik isnadın terör suçlarıyla da hiçbir ilgisi olmayıp İstanbul Savcılığı görev yönünden de yetkisizdir. Ceza yargılaması hukukunun en temel usul kurallarının bu denli keyfi biçimde çiğnenmesine izin verilmesi, tüm Türkiye'de temel hak ve özgürlükleri tehlikeye atan bir durumdur. Soruşturmayı başlatan savcının yaklaşımı bir kez kabul edilecek olursa Türkiye'nin herhangi bir yerindeki, herhangi bir savcının dilediği kişinin özgürlüğüne müdahale etmesinin önü açılacaktır.”
“Kaçma şüphesi yokken tutuklandı”
Akın Atalay, Tora Pekin ve Abbas Yalçın itiraz dilekçesinde tutuklama gerekçelerinin dosya içeriğiyle uyumlu olmadığını belirterek “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil” bulunmadığını, dosyadaki tek dayanağın 2025’e ait 13 sosyal medya paylaşımı olduğunu kaydetti.
CMK 98/1’e göre yakalama emrinin ancak çağrıya rağmen gelmeyen veya çağrı yapılmayan şüphelilere verilebileceğini belirten avukatlar, Uludağ’ın her zaman ifade çağrılarına uyan ve kaçma şüphesi bulunmayan biri olduğunu anlattı. Doğrudan verilen yakalama kararının ise hukuksuz olduğunu savundu.
Ayrıca, “Müvekkilin bir suç işlediğini gösterir herhangi bir delil bulunmamaktadır. Tek delil, savcılığın verdiği talimatla polisin müvekkilin sosyal medya hesabını bir sene geriye giderek keyfi biçimde araştırması ve raporlamasıdır” diyerek tutuklamanın keyfiliğine dikkat çekti.
Tutuklama kararı hukuksuz
Avukatlar itiraz dilekçesinde CMK’nın 100. maddesindeki "İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez." hükmüne de dikkat çekti.
Buna göre tutuklamanın ancak ölçülü olması halinde uygulanabileceğini, Uludağ’ın isnat edilen suçtan mahkûm olsa bile büyük ihtimalle cezaevine girmeyeceğini, buna rağmen soruşturma aşamasında tutuklu yargılanmasının kanuna ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu savundu.
Ayrıca masumiyet karinesi gereği, henüz hüküm verilmemiş bir kişinin fiilen cezalandırılmasının kabul edilemeyeceğini de ifade etti:
“Müvekkilin bir an önce cezaevinden tahliye edilmesini gerektirmektedir. Gerçekten de, bu suçtan hapis cezasına mahkûm edilen birinin cezaevinde yatmayacağı kanun gereği olduğuna göre, henüz mahkûm edilmemiş olan ve anayasamızda da emredici olarak yer alan ‘masumiyet karinesi’ uyarınca suçlu muamelesi yapılamayacak olan şüphelinin her ne suretle olursa olsun cezaevinde yatırılması, evveliyetle mümkün olmamalıdır."
“İfade özgürlüğüne kısıtlama getirilemez”
Avukatlar ayrıca itiraz metninde, sosyal medya paylaşımı nedeniyle bir kişinin tutuklanmasının hem ifade özgürlüğüne hem de kişi özgürlüğünü koruyan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğunu kaydetti.
Siyasetçilere karşı eleştirilerde daha ağır cezalar öngörülmesinin demokratik toplumlarda gerekli ve orantılı sayılamayacağını ifade etti:
“Müvekkilimin, yargı muhabiri olan bir gazeteci olarak, kamuoyunun malumunda olan bazı olaylar hakkındaki değer yargılarını ve siyasi eleştirilerini dile getirmesi tamamen ifade özgürlüğü kapsamındadır.”
Avukatlar, itirazın kabulüyle tutuklama kararının kaldırılmasını ve Uludağ’ın tahliyesine karar verilmesini talep etti. İtiraz yerinde görülmezse dosyanın yetkili İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini istedi.
(HO/HA)





