DEZENFORMASYON YASASININ HEDEFİNDE YİNE GAZETECİLER VAR
"AKP'li vekilin oğlu okula silahla gitti" iddiasını yazan gazeteci üç gündür tutuklu
Aydın’da gazeteci Yelis Ayaz, AKP Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş’ın oğlunun okula silah götürdüğü iddiasını haberleştirdiği için üç gündür hapis tutuluyor.
Aydınpost gazetesinin imtiyaz sahibi olan Ayaz, 15 Mayıs’ta “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A)” suçlamasıyla tutuklandı.
Ayaz, 20 Nisan’da söz konusu iddiaları "Okulda bıçak, iddialarda silah: Aydın ne saklıyor?" başlığı ile köşesine taşıdı. Hakkında dava açılan Ayaz 14 Mayıs’ta da bu kez olayı “Vahim iddialar gerçek çıktı: Milletvekilinin oğlu okulu silahla bastı” başlığıyla yazdı. Ayaz ilk haberi iddia olarak verdikten sonra ikinci haberi okuldaki başka öğrencilerin CİMER başvurusuna ve bu başvuruda yer alan fotoğrafa dayandırmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan Ayaz, çıkartıldığı hakimlikçe tutuklandı.
Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ise bir açıklama yaparak iddiaların gerçeği yansıtmadığını savundu. Başsavcılık, CİMER başvurularına konu fotoğrafın 2024’te bir özel okulda yaşanan “oyuncak tabanca” olayına ait olduğunu, ilgili öğrencinin velisinin kamu görevlisi ya da milletvekili olmadığını iddia etti.
Ayaz’la yanı sıra soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir diğer gazeteci Emin A. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
"CİMER şikayeti savcılığın açıklamasını yalanlıyor"
Ayaz bugün cezaevinden bir yazı kaleme aldı. Haberinin arkasında durdu. Vakayı anlattı. Yazı şöyle:
Bu satırları gökyüzünü tellerin arasından görebildiğim cezaevinden yazıyorum. Tutukluyum. Yayınladığım haberden dolayı tutuklandım.
Konu zaten ülke gündeminde olduğu için bu satırları okuyan herkesin konuyu bildiğini düşünerek haberin ne olduğu detayına girmeyeceğim. Bana en çok sorulan iki soruyu açarak ilerleyeceğim.
Soru 1: AK Parti Milletvekili Seda Sarıbaş’ın oğlunun okula silah getirdiği haberi doğru mu, neden tutuklandınız?
Buyurun cevaplayalım:Bir gazetecinin temel sorumluluğu; kamu yararını gözeterek gerçeği araştırmak, doğrulanmış bilgiyi topluma aktarmak, iktidarı ve güç odaklarını denetlemek, ifade ve haber alma özgürlüğünün taşıyıcısı olmaktır. Gazetecilik yalnızca “haber vermek” değil; aynı zamanda toplum adına gözetim yapmak, şeffaflığı sağlamak ve demokratik tartışma alanını korumaktır. Gazetecinin 'Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti', 'Basın Hürriyeti' hakkı anayasa ile güvence altına alınmıştır.
Şimdi olayı anlatalım;
Aydınpost’da malum haberin çıkmasından önce zaten konu yerel basında gündeme gelmişti. Ben de konuyu iddialar olarak köşe yazıma taşımıştım. Bu köşe yazısı nedeniyle gözaltına alındım, hakkımda 'yalan haberi yaymak' suçlaması ile dava açıldı.
Gözaltına alındığım haberi çıkınca sosyal medyadan bir veli bana ulaştı. Olayı anlattı ve milletvekili çocuğu olduğu için olayın üstünün örtüldüğünü aktardı. Böylece ilk kez olayı dolaylı kaynaktan değil, yaşayan birinin ifadelerinden öğrendim. Fakat hala belge yoktu… Ta ki CİMER şikayetleri ortaya çıkana kadar…
Bana sosyal medyadan ulaşan kişinin ifadelerini savunmama eklemek için UYAP sistemine girdim. Dava dosyalarını incelerken CİMER şikayetlerini gördüm. Önce olayla ilgili kayıt yok diye bilgi veren İl Milli Eğitim Müdürlüğü daha sonra 'bilgi yok demiştik ama CİMER şikayetleri gelmiş' mealinde bir üst yazı ile sisteme CİMER şikayetlerini ve bir fotoğraf (!) eklemişti.
CİMER şikayetleri o sınıfta öğrenim gören 4 öğrenci ve 1 veli olmak üzere toplam 5 evraktı. Tamamı olayın doğru olduğunu anlatıyor, can güvenliğimiz yok diyor, okul yönetiminin olayı örtbas ettiğini ifade ediyor, silahlı öğrencinin bazı öğrencilerin başına silah dayadığını ve bu anların fotoğraflandığını söylüyor, kurumlardan yardım talep ediyordu.
Fotoğrafı dikkatlice inceledim, açık kaynaklardan Seda Sarıbaş’ın oğlunun en güncel ve yüzü en net fotoğrafını buldum. O fotoğrafı yayınlamadım. Sonuçta 18 yaşınan altında bir çocuk fotoğrafı. Ancak er geç o fotoğraf kamuoyuna ulaşacak diye tahmin ediyorum. O vakit silahlı fotoğraftaki kişinin kim olduğunu kamuoyu takdir edecektir.
Başa dönelim, gerçeğin peşinde olan bir gazeteci, bunca belgeyle ne yapar?
Yapmam gerekeni, mesleğime ve bana yakışanı yaptım, haberi yaptım…
Savcılık 'halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak' suçlamasıyla tutuklanmamı istedi, yıldırım hızıyla tutuklandım.
Başsavcılık açıklaması ise tarihi bir vesikadır. İleride hukuk fakültelerinde okutulacak bir belgedir. Açıklayalım:
CİMER başvuruları beni suçtan korumaya yönelik yapılmış. Yani CİMER sahte demek istiyor Başsavcılık…
Ortalama zekaya sahip birine sorsak bile bu çıkarımı yapmadan önce CİMER başvurusunda bulunan öğrenciler ve velinin ifadesinin alınması gerektiğini bilir. Aslında savcılık da bilir. Fakat bu duyduğunuza şaşırmayın başvuru sahiplerinin ifadesi alınmadı. Bu ifadeler alınmadan savcılık bu şikayetlerin gerçek dışı olduğuna hükmetti. Bu şikayetleri yapan öğrencileri ya da veliyi tanımıyor, kim olduklarını bilmiyorum. Tek bildiğim CİMER’e bu şikayetlerin yapıldığı…
İfadem sırasında adli koridorlarda 2022-2023 yıllarında bir olay olmuş fakat o olay bu olay değil dedikodusu kulaklarımdaydı. Başsavcılık açıklamasında “2024 yılında yaşanan bir olay var” ifadesiyle neyse ki (!) 2024’te karar kılınmış. Oysa CİMER şikayetlerinin tamamında olayın 2025 yılında yaşandığı anlatılıyor.
Diğer taraftan savcılık olay doğru mu diye kime sormuş? Okul yönetimine… Yani anlayacağınız zaten olayı örtbas ettiği iddia edilen kuruma sormuş. Burada unutulmaması gereken bir ayrıntı var. Zaten okul yöneticileri de öğrencilerin ve velilerin olayı örtbas etmekle suçladığı yapı. Yani aslında şüpheli durumunda olması gerekli. Peki savcılık kime soruyor bu olay yaşandı mı diye, öğrenci ve velilerin can güvenliğimizi sağlayamıyor, olayı örtbas ediyor diye suçladığı okula. İşte bu noktada takdir kamuoyunun…
Şikayeti yapan öğrenciler ve velilere hiçbir soru sormayan, şikayetlerin sahte olduğunu ima eden savcılık, silahın boncuk tabancası olduğunu pek çabuk tespit etmiş. Silah boncuk mu atar mermi mi atar orasını bilemem…
Gelelim bence en kritik hususlardan biri olan fotoğraf konusuna. O fotoğraftaki kişi madem Milletvekilinin oğlu değil fotoğrafı kamuoyunu açıklayın. Fotoğrafı gördüm ve fotoğraftaki kişinin kim olduğunu kamuoyuna duyurmak üzere fotoğrafın bağımsız bilirkişi kuruluşlarınca incelenmesi için Aydınpost olarak gerekli çalışmalara başlayacağız.
Sonuç olarak yaptığım haber resmi evraka, şahitlere ve bir fotoğrafa dayanıyordu. Başsavcılık açıklamasından açıkça anlaşılacağı gibi resmi evrakların kurmaca, fotoğrafın olayla ilgisiz, silahın da boncuk tabancası olduğu gerekçesiyle, OLAYI ŞİKAYET EDEN ÖĞRENCİ VE VELİLERİN İFADESİ ALINMADAN, yıldırım hızıyla tutuklandım.
Soru 2: Pişman mısın?
Bir gazeteci gerçeğin peşine düştüğü için pişman olmaya başlarsa, toplumun haber alma hakkı da sessizce ölür.
Bugün demir kapıların arkasındayım ama vicdanım özgür.
Asıl korkulması gereken şey, bir gazetecinin değil; toplumun gerçeği konuşmaktan vazgeçmesidir.Müsadenizle 2 soru da ben sorayım, cevabı kamu vicdanına bırakayım:
1. Bu olayda öğrenci velisi Milletvekili değil de sıradan bir vatandaş olsaydı tutuklanır mıydım?
2. Eğer şikâyet edilen kişi güçlü bir siyasi figürün yakını değil de sıradan bir öğrenci olsaydı, öğrencilerin ve velilerin ifadeleri alınmadan bu kadar hızlı “olay yok” sonucuna varılır mıydı?Son söz; adalet bir gün herkese lazım olur denir. Ben bugün o cümlenin tam ortasında, imza attığım haber nedeniyle tutuklanmış bir gazeteci olarak demir kapıların arkasında oturuyorum.
"Yargının endişe verici bir alışkanlığı"
İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC), Ayaz'ın tutuklanmasına ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Tutuklamanın kabul edilmez olduğunu söyledi:
"Aydın’da bir eğitim kurumuna yönelik iddiaları ve bu iddialara ilişkin CİMER başvurularını haberleştiren Aydınpost Genel Yayın Yönetmeni Yelis Ayaz’ın ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla tutuklanması basın ve ifade özgürlüğü açısından asla kabul edilemez.
Bu olay, gazeteciliğin üzerindeki baskıların artık akıl almaz noktalara geldiğinin işaretlerinden biridir.
Büyük bir tehlikeye işaret eden gazetecinin susturulması yerine, o gazetecinin işaret ettiği büyük tehlikenin durdurulması ve detaylı olarak soruşturulması gerekir.
Gazetecilerin görevi; kamuoyunu ilgilendiren iddiaları, şikayetleri ve gelişmeleri kamu yararı çerçevesinde araştırmak, doğrulatmak ve kamuoyuna aktarmaktır. CİMER’e yapılan başvurular ve kamuoyunda tartışma yaratan iddiaların haberleştirilmesi de gazetecilik faaliyetinin en doğal parçasıdır.
Aydın’da gerçekleşen tutuklamayı hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz. Yelis Ayaz hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesini bekliyoruz."
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da tutuklamaya tepki gösterenler arasında. Önderoğlu “Muktedirlerle ilgili boyutu olan her bir haberden gazeteciyi dezenformasyondan tutuklamak ve gündeme müdahale etmek yargının endişe verici bir alışkanlığı haline geldi” dedi. Tutuklamanın keyfi olduğunu belirtip kabul edilemez olduğunu söyledi.
Yasanın hedefinde gazeteciler var
2022’de gazetecileri karşı kullanılmayacağı söylenilerek Meclis’ten geçirilen "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A) yasası, gazetecilere yönelik soruşturma ve davalarda giderek daha sık kullanılan bir araç haline geldi.
Kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen madde kapsamında yasanın çıkartıldığı Ekim 2022’den bu yana 83 gazeteci bu iddiayla soruşturma geçirdi, gözaltına alındı, tutuklandı ya da yargılandı.
83 gazeteciye 114 kez “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması yöneltildi. Gazetecilere 54 kez soruşturma, 39 kez ise dava açıldı. 11 kez gözaltı işlemi uygulanırken, 10 kez de bu suçlama gerekçe gösterilerek tutuklama işlemi yapıldı.
Dezenformasyon yasasının hedefinde gazeteciler var
(HA)