Bir Bolivyalı çocuğun yüzü, yer altında toz ve sıcakta. Bir Banjimalı Yerlinin elleri: toprak, anayurt, zehir. Bir Kongolu madencinin sesi: "Herkesin cebinde bir parça Kongo var." Bu üç imge, Cenevre'de düzenlenen 24. İnsan Hakları Film Festivali'nden (FIFDH) geliyor ve tek bir şey söylüyor: Modern dünyanın zenginliği, görünmez insanların toprağının ve geleceğinin üzerine inşa edilmiştir.
Silver (Natalia Koniarz), Yurlu | Country (Yaara Bou Melhem) ve Le Sang et la Boue (Jean-Gabriel Leynaud) farklı kıtalarda başlayan hikâyeler anlatıyor; ama festivalde yan yana izlendiğinde ortak bir anatomi çiziyor: Maden nasıl çıkarılır, kimler zarar görür, kim zenginleşir ve bu döngü neden durmuyor?
Üç maden, tek mantık
Potosí'nin Cerro Rico gümüş madeni 1545'ten beri çalışıyor; beş yüz yıldır önce İspanyol sömürgesine, sonra Bolivya devletine, şimdi küresel teknoloji ekonomisine gümüş sağlıyor. Silver'da 12 yaşındaki Juvi'nin gözünden izlediğimiz bu madende işçilerin ortalama ömrü 40 yıl. Yönetmen Koniarz, yeraltının klostrofobisini uzun planlarla aktarıyor; toz, ışık ve ölüm birbirinden ayırt edilmez hale gelene kadar kamerayı tutuyor. Bazen yer altını neredeyse romantize edecek kadar.

7 Mart, Silver, Film sonrası soru-cevap,
(Soldan Sağa; Stanislaw Cuske (Photography) Natalia Koniarz (Director), Sunucu, Yael Bitton ( Editor) )
Yurlu | Country'nin anlattığı Wittenoom asbest madeni 1966'da kapandı, ama yıkım o günden beri sürüyor. Banjima Yerlileri, atasal topraklarına bırakılan üç milyon ton asbest atığıyla yaşamak zorunda kalıyor. Filmin çekimleri sırasında mezotelyoma tanısı alan Maitland Parker, 2024'te hayatını kaybetti. Film onun rızasıyla ve son dileğiyle yapıldı: "Bu hastalığın benimle bitmesini istiyorum." Yönetmen Bou Melhem, belgesel yapımcılığının sömürgeci bakışını tekrarlamamaya çabaladığını söylüyor.
Maitland’ın hikayesi şu soruyu aklına getiriyor: Çocukluğunuzun geçtiği, anılarınız olduğu bir mekana gidememek nasıl olurdu?
Le Sang et la Boue ise savaşın ve madenciliğin eş zamanlı döngüsünü Güney Kivu'dan aktarıyor. Madenci Ujumbe'nin cümlesi filmin en yoğun anında duyuluyor: "Herkesin cebinde bir parça Kongo var." Koltanın işlendiği tantalum akıllı telefonlarda, uzay mekiklerinde, tıbbi cihazlarda kullanılıyor; M23 ve Ruanda kuvvetlerinin kontrolündeki madenlerden çıkan hammadde temiz etiketle Batı pazarlarına ulaşıyor. Film bunu bir tez olarak değil, bir hayat olarak gösteriyor: Ujumbe eşiyle birlikte olmak için para biriktiriyor, ama o para madene akıyor, madeni kontrol eden çatışmaya akıyor.
Panelde bu bağlam genişledi. Siyaset bilimci Bob Kabamba'nın anlattığı çerçeve: "1980 ve 90'larda koltan keşfedilince mineraller çatışmanın kaynağı haline geldi. Fiyatı birkaç ayda 5 dolardan 100 dolara fırladı. Silahlı gruplar farklı tepeleri ve madenleri kontrol etmeye başladı; Kongo ordusu da buna dahil oldu." Filmden bir alıntı bu yapıyı özetliyor: Madenci tüccara geliyor, haksız fiyatı sorguluyor. Tüccar yanıtlıyor: "Haklısın, ama fiyatları biz koymuyoruz; Çin, alıcılar, Londra Borsası koyuyor." Neredeyse Kafka'vari bir sahne, sistemin hiçbir temel halkasının pazarlık gücü yok.
Görüntü yönetimi: Kamera nereye bakar?
Bu üç filmin sinematografik tercihleri farklı, ama hepsinde ortak bir etik soru var: Acıyı görselleştirmek, acıyı yeniden üretmeden nasıl mümkün olur?
Silver'da Ji.hlava jürisi filmden çıkarken "parmaklarında kiri ve dilinde mineral tozunu hissettiğini" yazdı. Görsel dil güçlü; 40 yıllık ortalama ömür bir istatistik değil, madene hapsolmuş 12 yaşında bir çocuk. Ama bu güç bir gerilim de taşıyor: Tío ritüelleri, kırmızı toz, yeraltının klostrofobisi , bunlar Batılı festival seyircisinin beklediği "yoksulluk estetiği"ne tehlikeli biçimde yaklaşıyor. Film duygu üretiyor ama yapısal sorudan kaçınıyor: Cerro Rico'nun beş yüz yıldır işletilmesinin sorumlusu kim? Gümüş kimin kasasına giriyor? Yönetmenin şu cümlesi hem dürüst bir itiraf hem de filmin sınırını özetliyor: "Gümüş olmasa benim kameram olmazdı."
Yurlu | Country'de kamera çoğunlukla toprağa bakıyor. Toprak hem coğrafi hem kültürel hem hukuki bir özne olarak çerçeveleniyor. Yönetmen Bou Melhem forumda bir sahneyi anlattı: "Maitland'ın ailesinin doğum ağacı var, plesantaların gömüldüğü bir ağaç. Oraya gidebilmek ancak onun ölümünden sonra mümkün oldu çünkü arazi asbest tehlikesi yüzünden kapalıydı."
Le Sang et la Boue ise kamerası bölgenin güzelliğinden kaçmıyor, yeşillik içindeki dağlar, açık gökyüzü. Bu tercih rastlantı değil: cennet görünümlü bir coğrafyada cehennem gibi bir hayat. Filmin güçlü anları röportajlardan değil günlük hayat sahnelerinden geliyor; savaş haberi arka planda, yaşam ön planda.

Harita: IPIS Research, Aralık 2025. Veriler: MapTiler, OSM, ACLED.
Tartışmanın tamamını izlemek için:
Rubaya’nın film sonrasında gerçekleştirilen panel oturumunda bahsi geçmişti:

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki maden faciasında en az 226 işçi hayatını kaybetti

VAHŞETTEN İSYANCI M23 GÜÇLERİ SORUMLU TUTULUYOR
Kongo DC: 4 bin kişinin kaçırıldığı cezaevi baskınında tecavüz edilen 165 kadın yakılarak öldürüldü
Film ve sosyal hareket
Yurlu | Country'nin hikâyesi, filmin kendisininki ile eş zamanlı gelişiyor. Gösterimin hemen öncesinde Banjima Native Title Aboriginal Corporation, Batı Avustralya hükümetine karşı 1,5 milyar dolarlık dava açtı: Madenlerin mühürlenmesi, kirlenmiş altyapının sökülmesi, vadilerin ıslahı. Maitland'ın yeğeni Janel Parker'ın forumda söylediği söz yılın en doğrudan siyasi ifadelerinden biri oldu: "Altmış yıl. Yeter."

9 Mart Forum, “Wittenoom , Zehirlenmiş toprak, görmezden gelinen suç”
Tartışmanın tamamı için :
(Soldan sağa: Alexis Deswaef - İnsan hakları avukatı, FIDH Başkanı , Astrid Puentes - BM Temiz Çevre Hakkı Özel Raportörü, Janel Parker - BNTAC Başkan Yardımcısı, Maitland Parker'ın yeğeni, Banjima topluluğu temsilcisi, Yaara Bou Melhem - Yurlu | Country yönetmeni, Paula Dupraz-Dobias - Gazeteci, moderatör)
Janel Parker , yaşananın, yaşanmaya devam eden bir deneyim olduğunu vurguladı. Atıklar hala orada. Günlük hayatlarını etkiliyor.
“Topluluğumdan, aile üyelerimden pek çok kişi bu hastalığa yakalandı; asbest her yerdeydi. Ve biz Banjima olarak toprağımızla her zaman bu ilişkiyi sürdürdük. Bu bizi biz yapan şey manevi mirasımız ve toprakla o fiziksel bağımız. Bu miras içimizde hâlâ yaşıyor; kültürel pratiklerimizi sürdürüyoruz, topraklarımıza gidiyoruz, hikâyelerimizi anlatıyoruz. Ama topraklarımızın bizim için önemli olan bir kısmı artık eskisi gibi anlatılamıyor. Artık bu toksisite var, bu hastalıklar var; oraya gidip topraklarımızda özgürce olamıyoruz, o kültürel bağı sürdüremiyoruz çünkü hasta olabiliriz. Bu yüzden Amca Maitland'ın bu hikâyeyi anlatacak kadar cesur olması bizim için hem gurur verici hem hüzün verici, çok karmaşık duygular. Yerli topluluklar topraklarına dönemezse, bizi biz yapan şeyden kopuyoruz. Bu yüzden topluluğum üzerinde hem büyük hem de temel bir etkisi var; sadece yaşlı nesiller için değil, gelecek nesiller için de. “
BM Çevre Hakkı Özel Raportörü Astrid Puentes rakamları sıraladı: 2018-2024 arasında küresel madencilik sektörüne 600 milyar dolar sübvansiyon aktarıldı; Wittenoom ıslahı için sıfır. FIDH temsilcisi Alexis Deswaef ise Kongo'daki madencilik kaynaklı sivil acıyı aynı cezasızlık çerçevesine oturttu: "Dünyanın bir yerindeki zafer, başka yerlerde bu döngüyü kırmak için kullanılabilir."
Belgesel sinema bu tartışmada özgün bir yer tutuyor. BM Raportörü Puentes'in dediği gibi: "Hikâye anlatıcılığı insan haklarını bir yazılı metin olmaktan çıkarıp insanileştiriyor."

Gazze'de ekokırım: "Savaşın çevresel etkileri daha önce görülmemiş boyutlarda"

Asbest yüklü HMS Bristol gemisi söküm için yarın Aliağa'ya ulaşacak

6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN ÜÇÜNCÜ YILI
İklim Adaleti Koalisyonundan deprem tepkisi: “Hatay’da çoklu suç işleniyor”
Kolonyal süreklilik: "Temiz teknoloji" kimlerin toprağında üretiliyor?
Bu üç film sömürgeciliğin geçmiş zamanda kalmadığını gösteriyor. Silver'da Potosí'nin gümüşü önce İspanyol mücevherlerini besledi, sonra 19. yüzyıl fotoğrafçılığını, şimdi yapay zeka çiplerini. Yurlu | Country'de 1934'te başlayan süreç bugün hâlâ devlet kararnamesiyle sürüyor. Le Sang et la Boue'da ise "yeşil geçiş" söyleminin içi boşaltılıyor: Elektrikli araç bataryaları için kobalt, akıllı telefon devreleri için koltan, bunların hepsi Kongo'nun savaş bölgelerinden geliyor. "Sürdürülebilir teknoloji" kimin toprağı üzerinde sürdürülebilir?
Oakland Enstitüsü'nün Ekim 2025 tarihli raporu (Shafted), ABD'nin on yıldır Ruanda üzerinden kaçak yoluyla elde edilen Kongo minerallerini ithal ettiğini belgeledi. Ocak 2026'da imzalanan "barış çerçevesi"nin ertesi günü savaş yeniden başladı. Bu bağlamda Le Sang et la Boue, 2024'te çekilmiş bir belgesel değil, bugün yazılmakta olan bir haberin arka planı haline geliyor.
Türkiye'den bakmak: Soma'dan İliç'e
Bu filmler Türkiye'den izlendiğinde tanıdık bir şey hissettiriyor. 2014'te Soma'da 301 işçi hayatını kaybetti. 2024'te İliç'te Anagold Madencilik'e ait altın madeninde dokuz işçi toprak altında kaldı. Farklı coğrafyalarda aynı tablo.
Silver'daki soru Türkiye için de geçerli: Neden küçük çocuklar 10-12 yaşında madende çalışmaya başlıyor, bu döngü neden kırılmıyor? Yurlu | Country'deki soru da: Devlet ne zaman "bilmiyordum" diyemez hale gelir? Le Sang et la Boue'daki de: Hammadde ihraç edilirken kim zenginleşiyor, kim mağdur oluyor?
Türkiye'deki çevre hareketleri, Bergama'dan Kaz Dağları'na, bu filmlerin anlattıklarına yabancı değil. Janel Parker'ın forumda söylediği bir Bergamalı aktiviste de ait olabilirdi: "Toprak ticari değeri olmayan bir yer olabilir, ama kültürel değer hesaplanamaz."
Festival Neden Önemli?
FIFDH bu yıl "otoriterliğe direnç" temasıyla açık bir şey söylüyor: Çevre tahribatı bir kaza değil, bir sistem. Ve bu sisteme karşı mücadele, siyasi muhalefetten ayrı değil.
Belgesel sinema akademik raporun, aktivist broşürün ya da haber metninin yapamadığı şeyi yapıyor: Yüzleri gösteriyor. Juvi'nin yorgun gülüşü, Maitland'ın kırmızı topraktaki elleri, Ujumbe'nin sesi; bunlar hafızayı inşa ediyor. Ve hafıza, hem hukuki mücadelenin hem siyasi baskının hammaddesi.
Maitland Parker hayatını kaybetmeden önce şunu söyledi: "Bu hastalığın benimle bitmesini istiyorum." O dilek bir bireye değil, beş yüzyıllık bir şikâyete ait. Cerro Rico'nun maden tozundan Wittenoom'un asbest bulutuna, Kongo'nun koltan damarlarından Türkiye'nin zehirlenen dağlarına: Toprak konuşuyor. Soru şu: Dinliyorlar mı?
Yurlu, Etki kampanyasına katkıda bulunmak için : https://yurlucountry.com/
(MEÖ/HA)







