Kadınların çalışma yükü erkekleri geçiyor, gelirden aldığı pay ise geride kalıyor
Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’nın (WIL) 4-6 Haziran’da Paris’te düzenlediği Dünya Eşitsizlik Konferansı'nın üçüncü ve son günüde “Cinsiyet Eşitliği, Çalışma Saatleri ve Sürdürülebilirlik” konuşuldu.
Panelde ekonomistler, politika yapıcılar ve kalkınma finansmanı uzmanları Paris School of Economics'te bir araya geldi.
Paris School of Economics'ten Valentina Gabrielli'nin moderatörlüğünde yürütülen oturuma üç konuşmacı katıldı: Fransız Kalkınma Ajansı'nda (AFD) Sosyal Uyum Bölümü'nde Toplumsal Cinsiyet, Eşitlik ve Kapsayıcılık Uygulamaları Başkanı Julie Gonnet, Londra Ekonomi Okulu'nda (LSE) ekonomi profesörü Camille Landais ve Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı'nda (WIL) Batı ve Orta Afrika Koordinatörü olarak görev yapan araştırmacı Anne-Sophie Robilliard.
Panel, önceki oturumlardan daha az kalabalıktı.
Kadınlar daha çok çalışıyor
Anne-Sophie Robilliard, ILO ile ortak yürüttükleri araştırmadan çarpıcı bir bulguyu paylaştı:
“Avrupa'da kadınlar, ücretli ve ücretsiz emek birlikte hesaplandığında, toplam çalışma saatlerinin yüzde 54'ünü üstleniyor, ancak emek gelirinden aldıkları pay yalnızca yüzde 39-40. Yani kadınlar daha fazla çalışıyor, daha az kazanıyor.”
Robilliard’a göre bu fark yalnızca Avrupa'ya özgü değil. Araştırmacı, düşük ya da yüksek gelirli tüm ülkelerde tablonun benzer olduğunu anlattı:
“Ev içi emek dahil edildiğinde kadınların toplam çalışma yükü her koşulda erkekleri geçiyor.”
1800'den 2100'e emeğin dönüşümü: Rakamlar ne söylüyor?
Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı'nın (WID) yeni raporundan alınan bir grafik, iki yüz yıllık bu tabloyu tek bir karede özetliyor:

1800'de çalışma çağındaki bir erkeğin yıllık ortalama çalışma süresinin yüzde 40'ı ücretli ekonomik emekten oluşuyordu. Kadınların ücretli emeği ise yüzde 24. Ev içi emeğin yüzde 30'u kadınlara, yalnızca yüzde 6'sı erkeklere ait.
2025'e gelindiğinde toplam çalışma saatleri dramatik biçimde azaldı. Verimlilik kazanımları boş zamana dönüştü. Ama eşitsizlik yapısı değişmedi. Kadınlar hâlâ ev içi emeğin yüzde 33'ünü taşırken erkekler yüzde 11'ini. Ücretli emekte ise fark kapandı ama kapanmadı: Erkekler yüzde 34, kadınlar yüzde 22.
Raporun "Sürdürülebilir Yakınsama" senaryosuna göre 2100'de tablo eşitlenebilir:
Her iki cinsiyet de ücretli ve ücretsiz emeğin yüzde 25'ini paylaşıyor, eşit ücret alıyor. Ama grafikteki not kritik: Bu "1950-2025 arasında gözlemlenen eğilimin devamı, ancak büyük bir ivmelenmeyle" mümkün. Yani bu bir kehanet değil, bir siyasi tercih meselesi.
Rapordan: "Hanehalkı içindeki güç dengesizliklerini gidermek için kadınlar ve erkekler arasında gelirin mali açıdan eşitlenmesi şart."
“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”
Çocuk sahibi olmak kadının kariyerini neden daha fazla etkiliyor?
LSE'den ekonomist Camille Landais, toplumsal cinsiyet ücret açığının yaklaşık yüzde 90'ının tek bir kaynaktan beslendiğini öne sürdü: Çocuk sahibi olunduğunda kadınlar ve erkekler arasında ortaya çıkan iş bölümü.
Buna araştırmacılar “”childhood penalty” yani “çocuk cezası" diyor. Landais'in geliştirdiği Child Penalty Atlas, bu cezanın ülkeden ülkeye nasıl farklılaştığını görünür kılıyor.
Landais, bunun biyolojik ya da ekonomik bir zorunluluk olmadığını söylüyor:
“Eşinden daha yüksek kazanan kadınlar da aynı örüntüyü sergiledi. Belirleyici olan toplumsal normlar ve inançlardır. Ekonomik teşvikler bu normlar etrafında şekilleniyor.”
Landais, Şubat 2026'da yayımlanan güncel çalışmasını da aktardı. Danimarka'daki 2022 ebeveyn izni reformunu inceleyen bu araştırma, reformun erkeklerin ebeveyn iznindeki payını yüzde 8'den yüzde 17'ye yükselttiğini ortaya koyuyor. Kazanç açığı doğumun hemen ardından yüzde 33 puan azaldı, izin sonrasında ise bu düşüş yüzde 2,8 puana indi.
Kritik bulgu şu: Değişim, anket verileriyle ölçülen inanç ve norm dönüşümüyle doğrudan bağlantılı. Reform henüz yüzde 50'lik paylaşıma çok geride ama etkinin yönü son derece umut verici.
Landais “Aslında Danimarka'da yeni ebeveynlerin çoğunluğu başlangıçta reformu desteklemiyordu. Devletin bakım paylaşımına müdahale etmesini kısıtlayıcı buldular. Ancak reformu bizzat deneyimleyenler, deneyimlemeyenlere kıyasla politikayı çok daha güçlü biçimde benimsediler. Politika yapımında paternalizm her zaman bir gerilim taşıyor ancak doğru uygulandığında kendi meşruiyetini kendisi üretiyor.” dedi.
Bogotá modeli: Bakım bir kamu politikası meselesi
AFD'den Julie Gonnet ise Kolombiya'nın başkenti Bogotá'dan Latin Amerika'da bir ilk olan entegre kamu bakım sistemini aktardı. 2020'de başlatılan sistemin temelinde, düşük gelirli mahallelerde kurulan "manzanas del cuidado" merkezleri yer alıyor. Bu merkezler, ücretsiz çocuk bakımı, mesleki eğitim, istihdam desteği, hukuki ve psikolojik hizmetleri aynı çatı altında sunuyor. Ancak yalnızca hizmet sunmakla kalmıyor: "Bakımı Öğrenmek" adlı program aracılığıyla ev içi sorumlulukların yeniden dağıtılmasını ve toplumsal normların dönüşümünü de hedefliyor.
27 merkez faaliyette ve 8 milyonun üzerinde hizmet sunulmuş, 1 milyonun üzerinde kişi yararlanmış. AFD bu sisteme 150 milyon Euro kredi ve teknik destek sağladı.
Gonnet vurguluyor: “Bakım özel bir mesele değil, kamu politikasının konusudur.”
Gonnet ayrıca küresel tablonun giderek daha zorlu bir hal aldığını da hatırlattı. UN Women'ın son raporuna göre mevcut hızla ilerlersek cinsiyet eşitliğine ulaşmak için daha onlarca yıl gerekiyor. Finansman krizleri ve kadın haklarına yönelik gericilik dalgası bu tabloyu ağırlaştırıyor. AFD bu bağlamda Global Alliance for Care ağına dahil oldu.
"Genç erkekler gerici mi?"
Tartışma bölümünde İsveçli akademisyen Anna Norden, genç erkekler arasında toplumsal cinsiyet eşitliğini önemli bulanların oranının yüzde 60'a gerilediğini aktardı.
Kadınlarda ise bu oran yüzde 90'ın üzerinde. Tablo siyasi tercihlere de yansıyor: Genç erkekler giderek daha sağ eğilimli partilere yönelirken kadınlar sol ve yeşil partileri destekliyor.
Landais ise buna itiraz etti. Uzun vadeli ve tutarlı biçimde ölçülebilen cinsiyet normlarında, yani kimin hangi işi yapması gerektiğine dair sorularda, büyüyen bir ayrışma görünmediğini belirtti. Hem erkekler hem de kadınlar benzer bir tempoda daha az muhafazakâr hale geldiğini söyledi.
"Genç nesli damgalamamak gerekiyor" diyen Landais, “Onlar bizim jenerasyondan çok daha ilerici bir tutum sergiliyorlar." ifadelerini kullandı.
Sözlerini de "Asıl dönüşümü bekleyen alan ise başka: Kadın rollerine ilişkin normlar değişirken erkeklik kimliğine dair normlar henüz çok daha yavaş ilerliyor." diyerek bitiridi.
“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”
(HA)
“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”
Cully’de bir köy, bir festival, bir dünya
"Sevgi sahiplik değildir": anaiis, Cully Jazz Festivali 2026
Umudu çalıştırmak: FIFDH 2026'da on gün
Toprağın altındaki soru: Üç film, bir yağma