Küresel adaletin yeni yolu: Servet vergisi, barış ve ulusötesi mücadele
Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı'nın (WIL) üç günlük konferansı, "Küresel Eşitliğe Giden Yolda mıyız?" başlıklı çarpıcı bir kapanış oturumuyla sona erdi.
CUNY Graduate Center'dan ekonomist Branko Milanović, WIL eş direktörü ve Küresel Adalet Raporu'nun mimarlarından Thomas Piketty, Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) siyaset felsefesi profesörü Lea Ypi ve Aarhus Üniversitesi'nden fikir tarihi profesörü Christian Christiansen'in bir araya geldiği oturumda küresel eşitsizliğe karşı mücadelenin geçmişi, bugünü ve geleceği masaya yatırıldı.
Tarihin dersleri: "Alarm zilleri çok önce çalındı"
Aarhus Üniversitesi’nden fikir tarihi profesörü Christian Christiansen, oturumu tarihsel bir perspektifle açtı. Yeni kitabı Designing Global Economic Equality’ye dayanan konuşmasında, küresel eşitsizliğe ilişkin kaygıların yeni olmadığını vurguladı.
“Bu alarm zilleri çok uzun zaman önce çalındı” diyen Christiansen, BM’nin kuruluşundan 1970’lerin Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen girişimine uzanan süreçte eşitlikçi fikirlerin nasıl yükselip çöktüğünü anlattı.
Christiansen’e göre 1970’ler, küresel ekonomik eşitlik fikirlerinin doruğa ulaştığı, ancak aynı zamanda bu fikirlerin çözülmeye başladığı kritik bir dönemdi. 1980’lerde ise “piyasanın büyüsü” söylemi her şeyin önüne geçti. “Belki yeniden denemeli, yeniden başarısız olmalıyız ama bu sefer daha iyi başarısız olalım” dedi.
Milanović "Önce barış" dedi
Milanović, konuşmasına küresel eşitsizliğin tarihsel seyrini hatırlatarak başladı. Yeni kitabı The Great Global Transformation'a da atıfta bulunan Milanović, sanayileşmeden bu yana eşitsizliğin nasıl şekillendiğini özetledi:
“Batılı ülkeler zenginleşip teknolojik üstünlük kurarken Hindistan ve Çin geride kaldı. 1990'lardan itibaren ise Asya ve Çin'in yükselişiyle tablo değişmeye başladı. Eşitsizlik yalnızca rakamların yukarı ya da aşağı gitmesi değil, dünyanın bileşimindeki ve güç dengesindeki köklü bir değişim."
Milanović, çok az atıfta bulunulan bir Adam Smith pasajına da dikkat çekti:
“Ticaret arttıkça ülkeler arasındaki teknoloji farkı kapanır, teknoloji farkı kapandıkça askeri güçler dengelenir ve bu denge sayesinde gerçek bir barış mümkün olur. Bence şu an tam da o noktadayız."
Ancak Milanović, raporun genel çerçevesine olumlu yaklaşırken masadaki en sert uyarıyı da dile getirdi. 1974 Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen girişiminin büyük ölçüde başarısız olduğunu, bunun ardında ise Paul Volcker'ın faiz oranlarını sert biçimde artırmasının yattığını kaydetti:
“Bu hamle Latin Amerika ve diğer ülkelerin borçlarını ödeyememesine neden olmuş, üçüncü dünya dayanışmasını fiilen bitirmişti. Bugün durum çok daha kötü. Aynı anda üç savaş sürüyor, sekiz nükleer güçten üçü aktif silahlı çatışmada ve güçler arasında hiçbir koordinasyon yok. Odadaki fili görmezden gelemeyiz. Bu benzerlik 1938'i, hatta 1913'ü akla getiriyor. Herhangi bir sol hareketin öncelikli meselesi barış olmalıdır. Barış olmadan bu rapordaki hiçbir şey hayata geçirilemez."
Milanović ayrıca "Küresel Güney" kavramının aşırı kullanımını da eleştirdi. Rusya'nın, Çin'in ve BRICS ülkelerinin kendi içlerindeki derin farklılaşmaları göz ardı eden bu kavramın, karmaşık güç dinamiklerini tehlikeli biçimde basitleştirdiğini savundu.
"Küresel Güney'i ayrıştırmak zorundayız. Hindistan'daki kast yapısını, Çin'deki büyük iç eşitsizliği, Rusya'nın konumunu ayrı ayrı ele almalıyız." diyen Milanović yeni uluslararası düzenin ulusüstü değil, gerçek güç dengelerini yansıtan uluslararası bir yapıya dayanmasının daha gerçekçi olduğunu belirtti.
Piketty: Servet vergisi, gelir vergisi gibi galip gelecek
Piketty ise iyimserliğini koruduğunu belirtti ve ekledi:
“20. yüzyılın başında hiçbir ülkede gelir vergisi yoktu ve insanlar bunun imkânsız olduğunu söylüyordu. ABD'de 1913'teki Anayasa reformuyla gelir vergisi anayasal bir zemine oturtuldu. Sonraki on yılda ise dünyanın dört bir yanında üst vergi dilimleri yüzde 80-90'a ulaştı ve bu oran yarım asrı aşkın süre boyunca geçerli kaldı.
Bu süreçte eşitsizlik önemli ölçüde azaldı, kamu hizmetleri finanse edildi. 1980'lerden itibaren bir geri adım yaşansa da, ilerici gelir vergisi fikri hâlâ varlığını sürdürüyor. Servet vergisi mücadelesi de zorlu olacak, ama sonunda galip gelecek. Çünkü servetin yoğunlaşması artık herkesin gözü önünde."
Piketty, Küresel Adalet Fonu'nun somut önerisini de aktardı: Milyarder ve milyonerlerin servetinin büyük bölümünün bir kamu fonuna aktarılması ve her ülkeye kişi başına yaklaşık 1.000 euro dağıtılması.
"Bu vergi yalnızca hükümet faturalarını ödemek için değil, mülkiyet yapısını dönüştürmek için var olmalı" diyen Piketty uluslararası para sistemindeki dönüşümün kaçınılmaz olduğunu kaydetti. ABD ekonomisinin dünya GSYİH'sindeki payının giderek küçüldüğünü ve yeni bir uluslararası rezerv para birimine olan ihtiyacın arttığını belirtti.
Ypi’den kapitalizmin basit tanımı
LSE'den siyaset felsefecisi Lea Ypi, önce kapitalizmin basit bir tanımını yaptı:
"Sermayesi olan bazı insanların gücü ele geçirip bu gücü yalnızca emeklerini satabilecek diğer insanlara karşı kullanması. Kapitalizmin özellikleri değişmiş olsa da temel güç dinamikleri farklı değil, yeni bir terim icat etmeye gerek yok."
Ypi, 20. Yüzyılın en büyük başarısızlığının, kapitalizme karşı mücadelenin ulus devlet çerçevesine hapsolması olduğunu savundu:
"Hem devlet sosyalizminde hem de sosyal demokraside, kapitalizme karşı mücadele ulus devletin kurumlarıyla iç içe geçti. Ve sonunda değişim aracı olan devlet, bizzat amaç haline geldi."
Küresel Adalet Raporu'nun en büyük vaadini de tam bu noktada gören Ypi “Mücadeleyi ulus devlet sınırlarının ötesine taşıyan uluslararası kurumların önermesi” ifadelerini kullandı.
Bu politikaları hayata geçirecek siyasi aktörler sorusunun kritik olduğunu belirten Ypi, sosyal hareketler ve siyasi partilere işaret etti. Engels örneğini hatırlattı:
"Engels bir kapitalistin oğluydu, parası babasının fabrikasından geliyordu. Ama örgütlenen aktörler, sermayenin adaletsizliklerini bizzat yaşayanlardı. Bugün de değişen bir şey yok. Kapitalistler fikirlerle ikna oldukları için güçten vazgeçmez, tarihin her döneminde taviz ancak mücadeleyle alındı."
Ypi, meselenin sadece gelir ya da somut çıkarlar çerçevesinde ele almanın yetersiz olduğunu da vurguladı. Sözlerini şöyle sonlandırdı:
"Asıl soru şu: İnsanlar nasıl bir dünyada yaşamak istiyor ve küresel sermayeyi sınırlamak için ne tür bir güce ihtiyaç var?
Küresel düzen ulusötesi, federal ve sosyalist birimlerden oluşmalı. Bugünün asıl tehlikesi de bu. Büyük teknoloji şirketleri sosyalizme değil, demokrasiye direniyor. Faşizme karşı demokrasiyi savunmak ile demokratik statükoyu yeniden üretmek arasındaki ince çizgi, günümüzün en acil sorusu.
Akademisyenler dünyayı değiştiremez ama ideolojik kategorileri değiştirebilir. 'Sosyalizm' gibi sözcükleri normalleştirmek, artık kan ve dehşetle özdeşleştirilmemelerini sağlamak, küçük ama önemli bir adım. Ama söylemi değiştirmek tek başına yeterli değil.
Sosyal demokrasinin tarihsel başarısı için grevler olmasaydı, hiçbir şey elde edilemezdi. Statükoya meydan okuyan ama ulus devlete ya da gerici kategorilere dönüşü pekiştirmeyen eylem biçimleri neler olabilir sorusunu daha fazla düşünmemiz gerekiyor."
İki büyük bölünme: Koalisyon inşasının önündeki engeller
Piketty, işçi sınıfı koalisyonunun önündeki iki temel bölünmeye dikkat çekti. Birincisi coğrafi: Fransız Devrimi'nden bugüne uzanan seçim verilerine göre, sol partiler büyük şehirlerdeki ve küçük şehirlerdeki düşük gelirli seçmenleri bir arada tutabildikleri dönemlerde güçlü olabildiler.
1950'ler-80'lerde büyük şehir ile küçük şehir sol oyu oranı neredeyse eşitti, bugün ise sol büyük şehirlerde küçük şehirlere kıyasla 1,6 kat daha fazla oy alıyor.
"Marx'ın 1848'deki hatası buydu" diyen Piketty. "Köylüleri tasarım gereği gerici ilan etmek o zaman da yanlıştı, bugün de yanlış." İfadelerini kullandı.
İkinci bölünme ise küresel Kuzey-Güney işçi sınıfı arasında: Almanya'da işçi olmak ile Bangladeş'te işçi olmak aynı şey değil. Raporun yanıtı ise, küresel servet vergisi aracılığıyla ulusal çatışmalar yerine sınıf çatışmasını ön plana çıkarmak: Hindistan'da, Bangladeş'te ya da Fransa'da milyoner olsan da aynı vergiyi ödersin.
Kapanış: "Sonuç yok, mücadele sürüyor"
WIL’in kapanış oturumu, küresel eşitsizliğe karşı mücadelenin yalnızca servetin yeniden dağıtımı meselesi olmadığını, savaşların gölgesinde barışı, ulus devlet sınırlarını aşan dayanışmayı ve yeni siyasi örgütlenme biçimlerini de zorunlu kıldığını gösteriyor.
Küresel Adalet Raporu ise bu arayışın nihai cevabı olmaktan çok, daha adil bir dünya düzeni için açılmış yeni bir tartışma hattı olarak öne çıktı.
Kadınların çalışma yükü erkekleri geçiyor, gelirden aldığı pay ise geride kalıyor
“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”
(MEÖ/HA)
Kadınların çalışma yükü erkekleri geçiyor, gelirden aldığı pay ise geride kalıyor
“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”
Cully’de bir köy, bir festival, bir dünya
"Sevgi sahiplik değildir": anaiis, Cully Jazz Festivali 2026
Umudu çalıştırmak: FIFDH 2026'da on gün