Trans kadın öğretmen Zoe hedef gösterildi, işine son verildi
İstanbul Sarıyer’deki Özel Açı Okulları’nda beş yıl İngilizce öğretmeni olarak görev yapan trans kadın Zoe Lila, beden uyum sürecini okul yönetimiyle pedagojik ilkeler doğrultusunda planlayıp öğrencileri ve velileriyle paylaştı. 11 Haziran’da öğretmenlere ve öğrencilere açılan Zoe’ye okul ve velilerden destek geldi. Ancak sürecin iktidara yakın medyada kişisel bilgileri, eski-yeni ismi ve fotoğraflarıyla yer almasının ardından ölüm tehditleri aldı, güvenlik kaygısıyla evini terk etti.
Okul yönetimi, Aile ve Sosyal Hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile MEB yetkilileriyle görüştükten sonra sözleşmesini yenilemedi. MEB, okul hakkında soruşturma başlattı. Zoe ve avukatı Furkan Yurt, özel hayatın gizliliği, eşitlik ilkesi ve çalışma hakkının ihlâl edildiğini belirterek işe iade davası ve ayrımcı haberlere erişim engeli başvurusu için hukuki süreç başlattı.
Zoe Lila, Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü mezunu. Yaklaşık beş yıl boyunca İstanbul Sarıyer’deki Özel Açı Okulları’nda ortaokul İngilizce öğretmeni olarak görev yaptı.
Öğrencileri, velileri ve meslektaşlarıyla karşılıklı güvene dayalı güçlü ilişkiler kurduğunu söyleyen Zoe, okulun demokratik ve kapsayıcı eğitim anlayışına katkı sunmak için sosyal sorumluluk çalışmalarında da aktif rol aldı.
Beden uyum sürecini okul yönetimiyle birlikte pedagojik ilkeler doğrultusunda planlayarak öğrencileri ve velileri ile paylaşan Zoe, okuldan ve birçok veliden destek gördü. Ancak trans kadın kimliğini hedef alan ve iktidara yakın medyanın yürüttüğü nefret kampanyasının ardından sözleşmesi yenilenmedi.
Zoe, maruz kaldığı hak ihlâllerini, yaşadığı güvenlik kaygılarını ve yürüttüğü hukuki mücadeleyi anlatırken, avukatı Furkan Yurt da sürecin özel hayatın gizliliğinden çalışma hakkına uzanan çok katmanlı hak ihlâlleri içerdiğini değerlendirdi.
Uyum süreci
Bize öğretmenlik kariyerinizden ve çalıştığınız alanlardan söz eder misiniz?
Son iki yıldır İngilizce öğretmenliğinin yanı sıra sınıf rehber öğretmenliği de yaptım. Bu görev, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyordu. Yaklaşık üç yıldır şiddetsiz iletişim pratiğiyle ilgileniyorum. Bunun dışında “Başka Bir Okul Mümkün” hareketinin eğitimlerinden birine katıldım. O süreçten itibaren demokratik ve alternatif eğitim modelleri üzerine çalışan bir eğitmen olarak kendimi geliştirmeye devam ettim.
Beş yıl boyunca çok olumlu bir okul ortamında çalıştım. Sosyal sorumluluk komitesinde görev aldım, kapsayıcılık komisyonunda yer aldım. Zaten toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık konusunda duyarlı biriydim. Okul da bu konuda her yıl daha olumlu bir iklim oluşturmaya çalışıyordu.
Yaklaşık iki yıl önce, 2024 yılında, beden uyum sürecime başladım. Karar verir vermez bunu bölüm koordinatörüm ve okul müdürümle paylaştım. Aramızda oldukça yatay bir ilişki vardı. Bana destek olacaklarını, insan hakları temelli bir okul olduklarını ve bu konuda yanımda duracaklarını söylediler. Ağustos ayında hormon tedavisine başladım. Bu yıl da okul bittikten hemen sonra ameliyat olacağımı paylaştım. İsim değişikliğim aralık ya da ocak ayında gerçekleşti. Buna rağmen okulda bir süre daha atanmış ismim kullanılmaya devam etti. Bunun gerekçesi olarak, sürecin eğitim-öğretim yılı sonunda bütünlüklü şekilde yürütülmesini istediklerini söylediler.
Yeni eğitim yılı için gönderilen sözleşmede eski ismimin yer aldığını görünce imzalamadım. Bunun hukuken doğru olmayacağını ifade ettim. Bunun üzerine okul, süreci planlamak için dışarıdan danışmanlık aldı. Okul yönetimi, açılma sürecinin pedagojik açıdan nasıl yürütülmesi gerektiğine ilişkin okulun psikiyatristi ve bir başka psikiyatrdan danışmanlık aldı. Bu görüşmeler benim doğrudan içinde olmadığım bir süreçti. Ancak ben de, bildiğim ve güvendiğim biri olduğu için diğer psikiyatr iel görüşmek istedim. Öğrencilere nasıl açılabileceğimi, bunun pedagojik olarak nasıl yürütülmesinin doğru olacağını konuştuk. Yapacağım konuşmayı anlattım. Kısa, net ve sade bir açıklamanın uygun olacağını söyledi.
“Haberleri gördün mü?”
11 Haziran’da ortaokul öğretmenlerine açıldım. Yaklaşık 30-40 öğretmenin bulunduğu toplantıda süreci paylaştım. Herkes son derece destekleyiciydi. İnsanlar yanıma gelip sarıldı. Ben ağladım, onlar ağladı. Hem benim cesaretime hem de okulun bu konudaki tutumuna dair çok olumlu geri bildirimler aldım. Ertesi pazartesi öğrencilerle buluştuk. Beşinci ve altıncı sınıflarda, yaklaşık 125 öğrencim vardı. İki yıldır birlikte olduğumuz, güçlü bağ kurduğum bir gruptu. Velilerle de çok iyi ilişkilerimiz vardı. Öğrenciler beni kimliğim üzerinden değil, kurduğumuz güven ilişkisi üzerinden seviyorlardı.
O gün son derste rehberlik etkinliği planlandı. Dersin konusu ayrımcılık ve zorbalıkla mücadeleydi. “Sınıfımıza Türkçe bilmeyen bir öğrenci gelse ne yapardık?” gibi senaryolar üzerinden empati çalışmaları yapıldı. Etkinlik sırasında ben de sınıflara girerek beş-altı cümlelik kısa bir konuşma yaptım. Bundan sonra hayatıma Zoe olarak devam edeceğimi söyledim.
Çocukların tepkileri çok çeşitliydi. Çok şaşıranlar oldu, uzun uzun bakanlar, göz göze gelemeyenler, benim adıma kaygılananlar vardı. Ama aynı zamanda şefkatle bakanlar, mutlu olanlar, “Ben zaten biliyordum” der gibi gülümseyenler de vardı. Benim için çok zor; ama çok kıymetli bir deneyimdi.
Aynı gün dersler bittikten sonra okul velilere bir duyuru gönderdi ve ismimin artık Zoe olarak kullanılacağını paylaştı. Akşam da okul psikiyatristinin yürüttüğü cinsel kimlik gelişimine ilişkin bir veli semineri vardı. Velilerin tepkilerini görebilmek için seminere anonim olarak katıldım. Çoğunluğu çok destekleyiciydi. “Bu hiçbir şeyi değiştirmiyor, öğretmenimiz aynı öğretmen” diyenler oldu. Yalnızca bir veli, çocuğunun eve bazı sorularla döndüğünü, örneğin peruk takıp takmayacağım gibi konularda kafasının karıştığını söyledi ve okulun yöntemiyle ilgili bazı çekincelerini dile getirdi. Bunun dışında genel yaklaşım olumluydu. Psikiyatrist de velilere çocuklarının sorularına kısa ve dürüst yanıtlar verebileceklerini, bilmedikleri konularda “Bilmiyorum” diyebileceklerini anlattı.
Salı, çarşamba ve perşembe günleri derslere girmeye devam ettim. Okulda öğrencilerin yeni ismime alışmaya çalıştığı, sorular sorduğu, gelip sarıldığı doğal bir uyum süreci yaşandı. Cuma günü ise dersin ortasında iki rehber öğretmen sınıfa gelerek beni dışarı çağırdı. Bana, “Haberleri gördün mü?” diye sordular. Görmediğimi söyledim…
“Öğrencilerime veda bile edemeden okuldan ayrıldım”
Sonrasında neler yaşandı?
Haberi bana okulda gösterdiler. Kişisel bilgilerimin, eski ve yeni ismimin, fotoğraflarımın yer aldığı korkunç bir haberdi. Fotoğrafım da sınıf grubunda bulunan bir kareydi. Bir öğrencinin yer aldığı fotoğraf kesilerek servis edilmişti. Bunu okul içinden biri dışında yapabilecek birinin olduğunu düşünmüyorum.
Şok oldum. Ağladım. Eşyalarımı topladım ve öğrencilerime veda bile edemeden okuldan ayrıldım. Benim için çok ağır bir andı. Eve gittim, arkadaşlarım yanıma geldi. Cuma günü haberler artarak yayılmaya başladı. Cumartesi günü uzun zamandır görüşmediğim bir amcamdan ölüm tehdidi içeren bir mesaj aldım. Daha önce konuşmadığım başka akrabalarım beni sosyal medyada eklemeye başladı. Haberi gören tanımadığım insanlar sürekli mesaj atıyordu. Kendimi güvende hissetmediğim için evi terk ettim. Şu an kendi evimde kalabiliyorum; ama ilk günlerde güvenlik kaygısıyla başka bir yerde kaldım.
O hafta perşembe günü ameliyatım vardı. Hafta sonunu bu stresle geçirdim. Pazartesi ve salı okula gitmedim. Bu sırada koordinatörüm beni aradı. Haberlerin ardından birçok veli okula ve bana destek mesajları göndermeye başlamıştı. Yaklaşık 10-15 veli bana doğrudan e-posta attı. “Yanınızdayız”, “Haberleri gördük, çok üzgünüz” diyen mesajlar aldım. Öğretmen WhatsApp gruplarında da destek mesajları paylaşıldığını, bir avukat velinin okul yönetimiyle görüştüğünü ve bazı velilerin imza toplamaya başladığını öğrendim. Bu nedenle, bütün o nefret kampanyasına rağmen velilerin yanımda olduğunu düşünüyordum.
Ameliyatımdan bir gün önce, 24 Haziran’da okul benimle görüşmek istedi. Dışarı çıkacak durumda olmadığımı ve kendimi güvende hissetmediğimi söyleyerek görüşmenin çevrim içi yapılmasını rica ettim. Görüşmeye okul müdürü ve genel müdür katıldı. Bana o hafta boyunca okul yetkililerinin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) yetkilileriyle görüştüğünü söylediler. Görüşmelerin içeriğini bilmiyorum. Ancak ellerinden geleni yaptıklarını, buna rağmen gelecek yıl sözleşmemi yenilemeyeceklerini ifade ettiler. Bu benim için çok yıkıcıydı. Bir gün sonra ameliyat olacaktım ve kendimi bir anda tamamen yalnız bırakılmış hissettim.
Ameliyatımı oldum. Aynı süreçte iş akdimin feshedildiğine ilişkin resmî bildirim de tarafıma ulaştı. Maaşım ve tazminatım yatırılmış, süreç resmen sonlandırılmıştı. Ben ise ertesi gün ameliyata girdim ve o günden beri iyileşmeye çalışıyorum.
Sonrasında attığınız adımlardan bahsedebilir misiniz?
İlk olarak 17 Mayıs Derneği ile iletişime geçtim. Hukuki destek aldım ve onlar beni SPoD’un avukatlarından Furkan Yurt’a yönlendirdi. Furkan aynı gün haberlerle ilgili Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) erişim engeli başvurusu yaptı. Henüz sonuçlanmadı; ikinci bir başvuru da yaptık. Şu anda önceliğimiz işe iade davası. Öncesinde arabuluculuk süreci işleyecek. Bunun yanında Basın Konseyi’ne başvurarak hakkımdaki haberleri, görselleri ve ihlâlleri belgeleyen bir dosya sundum.
Öğretmen sendikasının avukatları da hukuki destek verecek. Ayrıca insan hakları savunucusu Eren Keskin de destek olacağını söyledi. Medya kuruluşlarına yönelik kişilik hakları ihlâlleri nedeniyle ayrıca dava açılıp açılamayacağını ise daha sonra avukatımla birlikte değerlendireceğiz.
MEB’den okula soruşturma
Bu haberler yayımlanmasaydı okulun sizinle çalışmaya devam edebileceğini düşünüyor musunuz?
Evet, ben öyle düşünüyorum. Aslında haberlerden önce başka bir süreç daha yaşanmıştı ve diplomam dijital olarak yeni ismimle düzenlenmişti. İnsan kaynakları bana MEB’in diplomamı istediğini söylemişti. Ben de bunun gerekli olmadığını düşündüğümü ifade etmiştim. Daha sonra doğrudan Sarıyer İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nü arayarak MEBBİS’teki (Millî Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemleri) ismimin güncellenmesini talep ettim ve bu güncelleme yapıldı.
Bu arada şu anda MEB’in okul hakkında da bir soruşturma başlattığını biliyorum.
MEB’in yürüttüğü soruşturmayla ilgili size aktarılanlar neler?
Soruşturmanın bir kısmında personele, “İsmini neden değiştirdin?” gibi soruların sorulduğunu öğrendim. Neden bunun sorgulandığını bilmiyorum. Sonuçta ismimi mahkeme kararıyla değiştirdim ve bu tamamen yasal bir süreçti. MEBBİS’te ismimin güncellenmesi nedeniyle de okul yönetimine baskı yapıldığını duydum.
Bunun dışında “CİMER soruşturması” denilen süreç kapsamında, ameliyatımdan iki-üç gün önce okuldaki öğretmenler ifadeye çağrıldı. Benim sınıfta ne söylediğim, yürütülen rehberlik etkinliğinin içeriği gibi konular üzerinden okul hakkında bir inceleme yürütüldüğünü biliyorum.
“Okul da nefret iklimine teslim oldu”
Tüm bunlar size nasıl hissettiriyor? Sonuçta isim değişikliği, beden uyum süreci ve ameliyat gibi aşamaların her biri zaten uzun ve tıbbi, hukuki prosedürleri olan süreçler. Bütün bunları tamamladıktan sonra böyle bir tabloyla karşılaşmak sizde nasıl bir duygu yarattı?
Özellikle bu karalama kampanyası ve “Aile Yılı” politikalarıyla birlikte, varoluşuma yönelik sistematik bir saldırının hedefi olduğumu hissediyorum. Bana sistemik bir şiddet uygulandı. Okulun da tazminatımı ödeyip geri çekilmesini, bu nefret iklimine teslim olmak olarak görüyorum.
Biz sağlıkta da eğitimde de hayatın her alanında varız ve var olmaya devam edeceğiz. Burada yaşanan şey yalnızca benim hikâyem değil. Bugün bunları anlatmamın nedeni de bu. Kuirler olarak, kadınlar olarak her yerdeyiz. Kuir öğrenciler de kuir öğretmenler de var. Ben ilk kişi değilim; ama cinsiyet kimliğim nedeniyle çalışma hakkı elimden alındı. Buna öfkeliyim.
Öte yandan dayanışma gösteren çok sayıda insan ve kurum var. Gücümü biraz da buradan alıyorum.
Bunu da merak ediyorum. Pek çok insan böyle bir süreçten sonra geri çekilmeyi tercih edebilir. Sizi sonuna kadar mücadele etmeye motive eden nedir?
Sanırım en temel motivasyonum, barışa ve bize olan inancım. Bir de okulda öğrencilerden ve velilerden gördüğüm destek, insanlara dair umudumu güçlendirdi. Ben hep “aktif umut” kavramına tutundum. Hak ihlâllerinin yaşandığını biliyorum. İlk değilim, maalesef son da olmayacağım. Ama bir gün bunun öznesi olabileceğimi de biliyordum.
Başkalarının hak ihlâllerine nasıl ses çıkarıyorsam, bugün de kendim, kuir insanlar, kuir çocuklar ve trans çocuklar için mücadele edeceğim. Bana yaşam enerjisi veren şey bu. Dayanışmanın var olduğunu biliyorum. Kendime duyduğum sevgi ve öz şefkatle mücadeleyi sürdüreceğim.
Türkiye’deki hukuki süreç sonuç vermezse uluslararası mekanizmalara başvurmayı düşünüyor musunuz?
Evet. Buradan sonuç alamazsam Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmayı düşünüyorum. Ayrıca yurt dışındaki bazı medya kuruluşlarıyla da görüştüm. Bu süreci sonuna kadar takip edeceğim. Çünkü bu açık bir hak ihlâli.
Her şey yolundayken, okuldan ve velilerden olumlu geri bildirimler alırken, yalnızca nefret kampanyalarının ardından çalışma hakkımın elimden alınması kabul edilemez. Önümüzdeki süreçte bir kampanya da yürüteceğiz. Sendikaların, sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun desteğine ihtiyacımız var. Bu olayın unutulmamasını istiyorum. Bunun yalnızca benim değil, temel insan haklarına ilişkin bir mesele olduğunun görülmesini diliyorum. İnsanların, bütün ezilen topluluklarda olduğu gibi, bu hak ihlâline karşı da ses çıkarmasını istiyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bizi yok etmeye çalışsalar da ben dün de eğitimciydim, bugün de eğitimciyim, yarın da eğitimci olacağım. Birilerinin hakkımda ne söylediği ya da bugün çalışıyor olup olmamam bunu değiştirmiyor. Buradayız ve var olmaya devam edeceğiz.
Avukat Yurt: Çok katmanlı bir hak ihlâli zinciri
Zoe’nin avukatı Furkan Yurt ise hukuki sürecin birden fazla başlık altında sürdüğünü belirtiyor.
Söz konusu habere erişim engeli başvurularından işe iade talebine kadar yürütülen girişimleri anlatan Yurt, yaşananların yalnızca bir iş uyuşmazlığı olarak değerlendirilemeyeceğini; özel hayatın gizliliği, eşitlik ilkesi ve çalışma hakkını kapsayan çok katmanlı hak ihlâlleri içerdiğini ifade etti.
Yurt, hukuki süreci şöyle anlattı:
İlk olarak, dijital haber sitelerinde yayımlanan içeriklere erişimin engellenmesi için hem İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na hem de İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği’ne ayrı ayrı başvuruda bulunduk. Bunun yanı sıra, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı özel hayatın gizliliğinin ihlâli nedeniyle resen soruşturma başlattı. O soruşturma da hâlâ devam ediyor.
Öte yandan, üniversiteyle ilgili haberler ve MEB’in baskılarının ardından okul, Zoe’nin sözleşmesini yenilememe kararı aldı. Bunun üzerine işçilik alacakları ve işe iade talebi kapsamında zorunlu arabuluculuk sürecini başlattık. Bu süreç de devam ediyor. Ayrıca Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na da başvurularımızı yaptık.
Yayımlanan haberlerle birlikte Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında güvence altına alınan özel hayatın gizliliği açık biçimde ihlâl edildi. Müvekkilimin artık kullanmadığı isminin, atanmış cinsiyet bilgisinin ve beden uyum sürecine ilişkin kişisel sağlık bilgilerinin ifşa edilmesi doğrudan özel hayatına müdahale niteliğinde. Bunun yanında, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan haklarının da ihlâl edildiğini düşünüyoruz. İş hukuku bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca işverenin çalışanlara eşit davranma yükümlülüğü bulunuyor. Bu ilkenin de hem işveren hem de sürece müdahil olan kamu otoriteleri bakımından ihlâl edildiği kanaatindeyiz.
Uluslararası hukuk açısından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ile bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesi kapsamında ciddi ihlâller söz konusu. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer nitelikte kararları da bulunuyor.
Ayrıca yaşananlar, Anayasa’nın 49. maddesi bakımından da değerlendirilmeli. Müvekkilim yalnızca işini kaybetmedi; MEB tarafından yürütülen idari soruşturma nedeniyle fiilen çalışma hayatından da uzaklaştırılmış durumda. Soruşturma sürdüğü sürece ne kamuda ne de özel sektörde çalışma imkânı bulunuyor. Bu ihlaller yalnızca kişilik haklarıyla sınırlı değil. Sürecin ekonomik sonuçları da var ve bu durum zamanla başka hak ihlâllerini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla burada yalnızca tek bir ihlâlden değil, birbirini besleyen çok katmanlı bir hak ihlâli zincirinden söz ediyoruz.
(TY)
Köpeğe saldırmak için evin bahçesine girdi: “5-6 kez bıçakla saldırdı”
“NATO Zirvesi’nde, sosyalistlerin olduğu her yer direniş alanına dönüşmeli”
AYM, cinsiyet uyum sürecine ilişkin düzenlemeyi Anayasa’ya uygun buldu
Sosyalistlerin Onur Yürüyüşü pankartına “Cumhurbaşkanına hakaret”ten adli kontrol tedbiri
“Travesti” gibi dövüşmek, savaşmak, hayatta kalmak