Kürt sinemasında tarih, hafıza ve dayanışma için yeni perde: Kürt Sinemacılar İnisiyatifi
Ortadoğu Sinema Akademisi’nin ev sahipliğinde 4-5 Temmuz tarihlerinde Diyarbakır’daki Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda düzenlenen Kürt Sinema Çalıştayı, sinemacıları, yönetmenleri, yazarları ve oyuncuları bir araya getirdi.
İki gün süren çalıştayda Kürt sinemasının güncel sorunları, üretim olanakları ve geleceğine ilişkin çözüm önerileri kapsamlı biçimde tartışıldı.
Çalıştayda Kürt sinemasına ilişkin kapsamlı bir arşivin oluşturulması, Kürtçe senaryo eğitimlerinin yaygınlaştırılması, akademik ve eğitsel çalışmaların güçlendirilmesi, Kürt filmlerine erişimi kolaylaştıracak dijital platformların hayata geçirilmesi gibi öneriler öne çıktı.
Toplantının en önemli çıktılarından biri ise Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin kurulması kararı oldu.
İnisiyatifin, Kürt sinemasının kolektif hafızasını koruyup güçlendirmesi, üretim süreçlerini desteklemesi, ulusal ve uluslararası dayanışma ağlarını genişletmesi, eğitim çalışmalarını örgütlemesi ve yeni sinema projelerinin geliştirilmesini teşvik etmesi hedefleniyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ekolojik duyarlılığı temel ilkeler arasında benimseyen Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin kuruluş sürecini, amaçlarını ve yol haritasını, inisiyatifin Yürütme Kurulu üyelerinden Rûken Tekeş ve Erhan Örs ile konuştuk.
Kürt Sinemacılar İnisiyatifi kuruldu
“Uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir ortaklaşma/bir aradalık fikri”
Öncelikle biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Sinemayla ilişkiniz nasıl başladı ve Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’ndeki rolünüz nedir?
Rûken Tekeş: Yaklaşık 10 yıldır aktif olarak sinema alanında çalışıyorum. Öncesinde insan haklarının hukuki, siyasi ve akademik alanlarında çalışıyordum. Ancak sanatın, özellikle de sinemanın insan hakları mücadelesindeki gücüne inandığım için bu alandaki çalışmaları da görevimin bir parçası olarak destekledim. Birleşmiş Milletler’de çalıştım, ardından Türkiye’ye döndükten sonra üniversitede ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev aldım. Bugün ise insan hakları çalışmalarımı büyük ölçüde sinema üzerinden sürdürüyorum diyebilirim. Kendi filmlerimi yazıyor, yönetiyor ve yapımcılığını üstleniyorum. Bunun yanında genç sinemacıların projelerine kimi zaman yapımcı olarak, kimi zaman da resmî bir görev üstlenmeden destek olmaya çalışıyorum. Ayrıca yakın zamanda kurulan Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin yürütme kurulunda yer alıyorum.
Erhan Örs: Sinemaya 2011 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) sinema kolektifinde başladım. 2011-2015 yılları arasında MKM’de hem eğitim aldım hem de kolektif üretim süreçlerinde görev üstlendim. Daha sonra, 2024’e kadar İstanbul’da bağımsız olarak kurguculuk, yönetmenlik, yapımcılık ve özellikle belgesel alanında çalışmalar yürüttüm. Yaklaşık iki yıldır da Diyarbakır’da yaşıyor, üretim ve çalışmalarıma burada devam ediyorum. Kürt Sinemacılar İnisiyatifi ise uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir ortaklaşma/bir aradalık fikriydi. Ben de 13 kişilik yürütme kurulunun üyelerinden biri olarak çalışmalarımızı sürdürüyorum.

“Sadece Kürtler değil; pek çok halk hikâyelerini görünür kılmakta zorlanıyor”
İnisiyatif, Kürt sinemacılar açısından ne vadediyor ve Kürt sinemasına nasıl bir katkı sunmayı amaçlıyor?
Erhan: Kürtler statüsüz ve devletsiz bir halk olarak Ortadoğu’nun dört ayrı ülkesinde parçalanmış durumda. Bunun yanı sıra diasporada da hatırı sayılır bir Kürt sinemacı topluluğu üretim yapıyor. Ancak farklı coğrafyalardaki bu sinemacıların birbirleriyle teması oldukça sınırlı. Diyarbakır’daki bu ilk buluşmayı, diğer bölgelerde yapılacak çalıştaylarla genişleterek Kürt sinemasının farklı parçaları arasında diyalog, dayanışma ve kolektif üretim imkânı yaratmayı amaçlıyoruz.
En temel meselelerimizden biri kurumsallaşma eksikliği. Statüsüz olmanın bir sonucu olarak güçlü bir kurumsal altyapının yokluğu, üretimlerin yeterince desteklenmesini ve sinemanın sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. Dil bariyeri de önemli bir sorun; birçok sinemacı, Kürtçe üretim için yeterli destek ve dolaşım imkânı bulamadığı için baskın dillere yönelmek zorunda kalıyor.
Geçmişten bugüne MKM, Cegerxwîn, Aram Tigran ve Ortadoğu Sinema Akademisi gibi önemli kurumlar bu alanda üretim yaptı; ancak siyasi baskılar ve sınırlı imkânlar bu çalışmaların kapsamını daralttı. Bugün ise çok daha geniş bir üretim ve yüzlerce sinemacıdan söz ediyoruz; fakat mevcut yapılar bu büyümeye her zaman karşılık veremiyor. Kurmaya çalıştığımız inisiyatif, dünyanın neresinde olursa olsun Kürt sinemacıların ortak sorunlarına muhatap olabilecek kapsayıcı bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Yakın dönemde diğer bölgelerde ve diasporada da benzer çalıştaylar planlanıyor ve bu süreçlerin birbirine bağlanmasıyla daha güçlü bir ortak yapı kurulması amaçlanıyor.
Rûken: Esasen diğer parçalarla kurulacak ilişkiyi ayrıntılı biçimde tartışamadık. Böyle bir irade ve istek var; ama bu ilk çalıştayın önceliği Türkiye’deki tabloyu konuşmaktı. Buradaki sorunlar ve eksikler çerçevesinde güçlü bir yapı oluşturabilirsek, sonrasında diğer bölgelerdeki oluşumlarla nasıl ortaklaşabileceğimizi elbette konuşacağız. Şimdilik bu konuda ortaya konulan ortak bir niyet beyanı oldu.
Bir başka önemli nokta da şu: Yaşadığımız zorlukları yalnızca sinema olarak sınırlamamak gerekiyor, düşüncesindeyim. Aslında kültür ve sanatın bütün alanları, hem yaşadığımız ülkelerin hem de uluslararası kültürel hegemonyanın baskısıyla karşı karşıya. Sadece Kürtler değil; pek çok halk kendi dilini, hafızasını ve hikâyelerini görünür kılmakta zorlanıyor.
Bizi bir araya getiren şey yalnızca film üretimi değildi. Çünkü sinema sadece iyi filmlerle gelişmiyor; güçlü dayanışma ağları ve kurumsal yapılarla da büyüyor. Dünyadaki başarılı sinema örneklerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Biz de bu sebeple tek tek elde ettiğimiz sonuçların ve başarıların ötesine geçerek, hepimizi kapsayan sürdürülebilir bir ekosistem kurmayı hedefliyoruz.
Sekiz yıl sonra Diyarbakır’da yeniden özgür sinema
“Neden birçok Kürt yönetmen filmini hâlâ Kürtçe yapamıyor?”
Yaklaşık 10-12 yıllık ağır bir kültürel yıkımdan söz ediyoruz. Siz bugün Kürt sinemasının içinde bulunduğu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda yaşanan siyasal gelişmeler bu alandaki üretimi ve örgütlenme ihtiyacını nasıl etkiledi?
Rûken: Türkiye’de Kürtçe dili üzerindeki temel yasakların anayasa üzerinde kaldırılması 1990’ların başına dayanıyor; ancak bunun hayata geçmesi uzun yıllar aldı. Bu bağlamda çok yeni bir tarihsel süreçten geliyoruz. Çocukluğumuz ve gençliğimizde dilimiz de müziğimiz de yasaktı. Sinema ise daha fazla imkân, bütçe ve kolektif emek gerektirdiği için bu baskılardan daha ağır etkilendi. Bu tarihsel süreç içinde Türkiye’de dil üzerindeki yasakların kalkmasıyla “Kürtçe sinema” yavaş yavaş başlasa da, “Kürdî sinema” olarak tanımlayabileceğimiz üretimler uzun süredir var aslında. Çalıştayda bu tanımlara yönelik fikir paylaşımları oldu. Bunların önemli ve de üzerine daha çok tartışma gerekliliği olan konular olduğunu görüyoruz. Sadece sinemacıların değil; araştırmacıların, akademisyenlerin ve farklı alanlardan eksperlerin de katkı sunması gereken bir tartışma.
Yakın döneme baktığımızda da ise bazı Kürt yönetmenlerin uluslararası başarılı olmuş filmleri, dili Kürtçe olmasa da hikâyesi, coğrafyası, karakterleri ve kültürel dünyasıyla Kürdî bir anlatı kuruyor. Burada temel soru şu: Neden birçok Kürt yönetmen filmini hâlâ Kürtçe yapamıyor veya yapmıyor? Sistem nasıl zorluklar ve sınırlar koyuyor? Sinemanın süreçleri baştan sona engellerle karşılaşıyor. Çoğu zaman filmin yerelde hem daha kolay fon bulabilmesi hem daha görünür olabilmesi için daha en başta dilini değiştirmeniz ya da farklı beklentilere uyum sağlamanız bekleniyor. Pek çok yönetmen de bilinçli ya da zorunlu olarak buna uyuyor.
Sorunun özünde, özgür bir üretim alanının olmaması yatıyor. Kürtçe film üretmek hâlâ finansman ve dağıtım açısından ciddi zorluklar içeriyor. Oysa sinemanın dili olmaz. Türkiye çerçevesinde belirleyici olan şey, kültürel hegemonya ve piyasanın kısa vadeli ticari beklentileri. Bunları kırabilirsek, İngilizce, Fransızca ya da Korece filmleri altyazıyla izleyen Türkiye neden Kürtçe filmleri izlemesin?
Çalıştayın sonucu olarak ortaya çıkan inisiyatif kararı da, bir arada olduğumuzda bu sorunlara karşı beraber hareket etmenin gücüne olan inançtan doğdu. Kreatif üretimden fonlanmasına, yapımından dağıtımına kadar sinemanın her aşamasında yaşadığımız sorunlara çözümler getirebilmek, her anlamıyla özgür sinema yapabileceğimiz bir alanın yolunu açmak.
Dünyada buna benzer durumda olup çalışan örnekler de var: Sami halkı, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Rusya’ya dağılmış durumda olmasına rağmen kendi film enstitüsünü kurdu, fonlarını ve komisyonlarını oluşturdu. Bask bölgesinde, Galler’de ve İrlanda’da da benzer kurumlar var. Ve son dönemde aktif olarak çalışan Filistin Film Enstitüsü ve altında oluşturduğu film fonu var. Bu yapılar yalnızca film üretmiyor; uluslararası ağlar kuruyor, kendi dillerini, kültürlerini ve sanatlarını güçlendirmek için çalışıyor. Bizim de hedefimiz, ihtiyaçlarımız çerçevesinde bunlara benzer bir ekosistem kurmak. Ki bu tarz çalışmaların yalnızca sinemayla sınırlı kalmaması gerektiğini de düşünüyorum, diğer sanat alanlarına da yayılması gerekiyor.
“Statüsüzlük yalnızca siyasal bir mesele değil”
İlk çözüm sürecinde ifade ve sanat özgürlüğünün kısmen genişlediğini görmüştük. Yeni süreçte, devlet kurumlarının ve özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kürt sinemasına yaklaşımında bir değişim görüyor musunuz?
Erhan: 2016’daki çatışmalı sürecin ardından kültür-sanat alanında çok sert bir iklim oluştu. O dönemde barış bildirisini imzalayan çok sayıda sinemacının artık bakanlık desteklerinden yararlanamayacağı yönünde ciddi bir algı oluştu ve bunun somut adımlarını da gördük, bu isimler için adeta bir “yasaklı” listesi çıkarıldı. Ve buna sadece Kürt sinemacılar ya da sanatçılar değil; o bildiriye destek veren tüm muhalifler de dahil edildi. Geriye dönüp baktığımızda da 2016’dan 2023’e kadar Kürtçe projelere verilen desteğin son derece sınırlı olduğunu görüyoruz.
Bunun doğal sonucu olarak festivallerde de bir otosansür gelişti. Birçok festival Kürtçe filmleri programa alırken iki kez düşünmeye başladı. Dilinden dolayı filmler kolayca sınıflandırıldı. Aynı dönemde yalnızca Kürt sineması değil; son dönemde hedef gösterilen LGBTİ+ ve kuir yapımlar başta olmak üzere adeta bumerang gibi başka pek çok yapım da sansüre uğradı ve bunun üzerine ciddi boykotlar yaşandı.
Sorun yalnızca kamu fonları değil. Sermaye tarafında da benzer bir tablo var. Kürtçe ya da Kürdî bir film üretmek istediğinizde ticari karşılığının olmadığı düşünülüyor. Bu nedenle finansman bulmak çok zorlaşıyor. Güvenlik kurumlarının onayı olmadan çekim yapılamayan dönemler yaşandı, yaşanıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca fon da değil, üretim koşullarının kendisi de sorunlu.
Bugün bizim sinema akademilerimiz, eğitim kurumlarımız ya da dilimizi temel alan güçlü kültürel altyapılarımız yok. Statüsüzlük yalnızca siyasal bir mesele değil; kültür ve sanat alanındaki kurumsal eksikliğin de temel nedeni.
Rûken: Bugüne kadar Kürtçe ve Kürdî çalışmalar büyük ölçüde bireysel çabalarla yapılabildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaklaşımında gerçek anlamda bir değişim olduğunu düşünmüyorum. Uzun yıllar yasaklı kalan bir dilin, kültürünün ve sanatının gelişimi için özel bir çalışma veya bir destek maalesef yok. Bugün bile insanlar dillerini ailelerinden ya da büyük emeklerle ayakta duran birkaç kurum sayesinde öğrenebiliyor. Bu çok kıymetli; ama sürdürülebilir bir model değil. Bu nedenle yalnızca sinema değil, Kürtçenin ve genel olarak Kürt kültür ve sanatının gelişiminin önünde hâlâ sorunlar var.
Bir başka büyük eksiklik de arşiv. Sinema özelinde, bugün Kürt sineması üzerine çalışmak isteyen biri ciddi zorluk yaşıyor. Filmler nerede, hangi kaynakta ve onlara nasıl ulaşılacak? Kürt sinemasını sistematik biçimde arşivleyen, araştıran ve gelecek kuşaklara aktaran ortak bir merkeze ihtiyaç var. Bizim kurmaya çalıştığımız yapı da tam olarak bu sorunlara çözüm üretecek ortak bir muhatap oluşturmayı hedefliyor.
Erhan: Dünyanın önemli festivallerine giden çok sayıda Kürt sinemacı var. Bu bireysel başarılar yeni kuşakların önünü nasıl açacak? Bir gelenek oluşturabilecek mi? Yeni yönetmenlerin film üretmesini kolaylaştırabilecek mi? Bizim tartıştığımız mesele biraz da bu.
Ortak belleğin güçlendirilmesi
İnisiyatifin kuruluşunu duyurmadan önce aslında iki günlük de bir çalıştay düzenlediniz. Sonuç bildirgeniz de var; ama biraz bahsetmek gerekirse, burada hangi başlıkları ele aldınız?
Rûken: Çalıştayın en önemli sonucu aslında şuydu: Sorunları birlikte tespit ettik, çözümleri birlikte tartıştık ve bütün bunların uygulanabilmesi için kapsayıcı ve sürdürülebilir bir temsil yapısına ihtiyaç olduğu konusunda ortaklaştık. Bu nedenle 13 kişilik bir yürütme kurulu seçildi. Önümüzdeki yaklaşık iki buçuk aylık süreçte hukukçularla, uzmanlarla ve farklı kurumlarla görüşerek bu yapının en doğru hukuki modelini belirlemeye çalışacağız.
Çalıştayda üzerinde en çok durulan başlıklardan biri de finansal sürdürülebilirlikti. Kurulacak yapının kendi fonunun olması gerektiği yönünde güçlü bir görüş oluştu. Bunun üyelik sistemiyle mi, bağışlarla mı ya da başka modellerle mi sağlanacağı ise seçeceğimiz yapıya göre netleşecek.
Az evvel de belirttiğim gibi, ortak belleğin güçlendirilmesi önemli başlıklarımızdan biri ve elimizde kapsamlı bir arşiv yok. Oysa sinema, toplumsal hafızayı taşıyan en önemli sanat dallarından biri. Bunun yanında üretim, finansman ve yapım süreçleri, ulusal ve uluslararası dayanışma ağları, eğitim ve mesleki gelişim faaliyetleri, dağıtım ve gösterim, dijital teknolojiler ve yeni üretim araçları, toplumsal cinsiyet eşitliği, etik ilkeler ve ekoloji gibi alanlarda da çalışma grupları oluşturulması planlanıyor.
Kürt Sineması Çalıştayı'nın sonuç bildirgesi ve alınan kararlar açıklandı
“Sektördeki tüm Kürt sinemacılara açık bir yapı”
Erhan: Bu yapı belirli bir grubun değil, birlikte üretmek isteyen herkesin yapısı olacak.
Sinemaya katkı sunmak isteyen bütün kişi ve kurumları bu sürecin parçası hâline getirmek istiyoruz. Aynı şekilde, yerelde bazı destekler alsak da hâlâ belediyelerin Kürt sinemasına özel bir kaynak ayırdığını görmüyoruz, ki bu bizce şart. Elbette bugün birçok belediye kayyım yönetiminde olduğu için bu imkânlar sınırlı. Ancak ileride yeniden demokratik yönetimler oluştuğunda, festivallerin desteklenmesi, film üretimine kaynak ayrılması ve gösterim alanlarının artırılması konusunda ortak çalışmalar yürütmek istiyoruz. Kürt filmlerinin daha görünür olması için belediyelerle ortak çalışmalar yapılabilir. Çünkü en büyük sorunlarımızdan biri de dağıtım ve gösterim. Filmler üretiliyor ama seyirciyle buluşamıyor. Dijital ve fiziksel gösterim ağlarını güçlendirmek de önceliklerimiz arasında.
Rûken: Ben de özellikle altını çizmek isterim: İnisiyatif çalıştaya katılanların ortak kararıyla kuruldu ama onlarla sınırlı değil. Sektördeki tüm Kürt sinemacılara açık bir yapı olmasını hedefliyoruz. Şimdiden iletişimi güçlendirmek için ortak bir e-posta adresi ve WhatsApp grubu oluşturduk. Bundan sonraki sürecin de kapsayıcı ve şeffaf ilerlemesi en temel hedefimiz olacak.
O hâlde çağrınız, Kürt sinemasına emek veren herkese diyebiliriz.
Rûken: Kesinlikle. Sinemanın her alanındayız; ama birbirimizden çoğu zaman habersiziz. Bu yapı bizi bir araya getirecek ortak bir zemin olsun istiyoruz.
“İnisiyatif, doğrudan mevcut süreç nedeniyle kurulmadı”
Dışarıdan bir göz olarak, gözlemlediğim kadarıyla Kürt sanatının üretim biçimleri Türkiye’deki siyasal iklimden bağımsız ilerlemiyor. Müzikte de aynı şekilde, çatışma dönemlerinde daha “sert” ve direniş eksenli eserler öne çıkarken, çözüm süreçlerinde gündelik yaşamı ve umudu anlatan üretimler artıyor. Mevcut sürecin, anlatılacak hikâyeleri ve üretim biçimlerini nasıl etkilemesini bekliyorsunuz?
Erhan: Elbette Türkiye’deki siyasal atmosfer Kürt sinemasını doğrudan etkiliyor. Bunu 2013-2015 çözüm sürecinde de gördük. O dönemde festivaller daha kapsayıcı davranıyor, fon mekanizmaları daha açık işliyordu. Bunun sonucunda Kürt sinemasında ciddi bir hareketlilik yaşandı. 2016 sonrasında ise çatışmalı sürecin yeniden başlamasıyla tablo tamamen değişti. Hem Kürt sinemasında hem de bu meselelere temas eden diğer sinemacılar arasında güçlü bir otosansür iklimi oluştu. Dediğin gibi, bugün yeni bir süreçten söz ediyoruz. Bunun nereye evrileceğini şimdiden kestirmek zor; ama olumlu ilerlemesi hâlinde sinemaya da olumlu yansıyacağını düşünüyorum.
Ancak belirtmek gerekir ki bu inisiyatif doğrudan mevcut süreç nedeniyle kurulmadı. Çünkü Kürt sinemacılarının ortak bir yapı kurma ihtiyacı yıllardır vardı. Tabii böylesi bir yapı, ileride atılabilecek demokratik adımlar açısından da önemli bir muhatap olabilir.
Rûken: Çalıştayda öne çıkan en önemli başlıklardan biri üretim özgürlüğüydü. Sinema zaten başlı başına zor bir alan. Türkiye’de hangi kimlikten olursanız olun film üretmek hiç kolay değil. Ama Kürt sineması açısından bunun üzerine hem ek sorunlar hem de beklentiler yükleniyor. Ayrıca neden sadece dram çekelim? Neden korku, bilimkurgu ya da komedi üretmeyelim? Sinemacının istediği hikâyeyi, istediği türde yapabilmesi gerekiyor. Üretimde gerçek özgürlük de bu.
Süreçle birlikte bu durum değişir mi bilmiyorum; ama değişsin ya da değişmesin kurulacak yapının görevlerinden biri de tam olarak bunu desteklemek olacak. İyi sinemayı, farklı türleri ve yaratıcı üretimi teşvik eden özgür bir alan oluşturmak istiyoruz. Çünkü Kürt sinemasını yalnızca belli politik ya da sosyolojik konularla ve süreçlerle sınırlamak yanlış olur. (TY)
FilmAmed 10 yaşında: Ceviz Ağacının Nöbetindeyiz
Trans kadın öğretmen Zoe hedef gösterildi, işine son verildi
Köpeğe saldırmak için evin bahçesine girdi: “5-6 kez bıçakla saldırdı”
“NATO Zirvesi’nde, sosyalistlerin olduğu her yer direniş alanına dönüşmeli”
AYM, cinsiyet uyum sürecine ilişkin düzenlemeyi Anayasa’ya uygun buldu