İsrailli tarihçi Prof. Ilan Pappé’nin, 10 Mart 2026’da New Left Review’da yayımlanan yazısını Diyar Saraçoğlu’nun çevirisiyle sunuyoruz.
İşte size bir muamma. Dünya çapındaki borsalar İran’a yönelik saldırıya gergin bir tepki verirken, Tel Aviv Borsası hızla yükseliyor. İşte bir diğeri: Bölgedeki milyonlarca insan ABD-İsrail askeri operasyonundan ve bunun sonuçlarından dehşete düşerken İsrail toplumu adeta bayram havasında. Son anketlere göre, Yahudi nüfusunun yüzde 93’ü savaşı destekliyor. Yedioth Ahronoth gazetesinde yazan bir gazeteci bu coşkulu ruh hâlini şöyle yakalıyor:
“Biz korkunç İran Ahtapotu’ndan kurtulurken, ben sokakta yürüyorum, dükkânlar açık, Wolt kuryeleri İsrail vatandaşlarına suşi, şavurma ve fahiş fiyatlı çikolatalı pastalar yetiştirmek için acele ediyor, insanlar parkta koşuyor ve evimde elektriğim, sıcak suyum ve internetim var. Pilates stüdyosu açık ve İsrail borsası rekorlar kırıyor. Ve tam o anda, aşağı kesimlerde, başımın üstünden Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları yeni bir görev için havalanıyor... İnanılmaz bir isabetle Devrim Muhafızları’ndaki orta rütbeli bir subayın evini daha yerle bir ediyorlar... Devletin kuruluşundan bu yana yaşanan en kritik savaş böyle mi görünüyor? Böyle görünüyor çünkü İsrail Devleti açıklanamayacak bir mucizedir.”
Gazeteci, İsrail’in bu durumu ilahi yardımın ve halkının olağanüstü niteliklerinin yanı sıra, Netanyahu’nun üstün liderliğine borçlu olduğunu belirterek devam ediyor.
Israel Hayom gazetesinde bir başka önde gelen gazeteci, İsrail Başbakanı’na şoven bir methiye daha sunuyor. Netanyahu’yu eleştirenler bile onun, düşmanı –önce Hamas’a, sonra Hizbullah’a ve şimdi de İran’a karşı topyekûn savaşla– istikrarlı bir şekilde yok etme sürecinde ve Trump’ın mollalarla müzakere etme ve Gazze için bir barış planı tasarlama yönündeki aptalca girişimlerini engellemesinde “sabır, kurnazlık, kararlılık ve sarsılmaz bir odaklanma” sahibi olduğunu kabul etmelidir.
Strateji kesinlikle birbiri ardına gelen şok ve dehşet operasyonları gibi görünüyor. Şu anda hedef tahtasında İran var, ancak mesaj tüm Ortadoğu devletlerine yönelik: İsrail’in bölgesel hegemonya kurma veya Filistin’de etnik temizlik yapma girişimine meydan okumaya cüret etmeyin. Birincisini başarmak, İsrail’e ikincisi için, yani tarihçi Benny Morris’in 1948’de tüm Filistinlileri kovmadığı için Ben Gurion’u eleştirirken hayıflandığı o hatayı düzeltmek için ihtiyaç duyduğu dokunulmazlığı verecektir. Bezalel Smotrich’in 2021’de Knesset’in Filistinli üyelerine söylediği gibi, “Siz buradasınız çünkü Ben Gurion işi bitirmedi”. Hükümetin ve genel olarak siyasi seçkinin gözünde, görünüşe göre işi bitirme zamanı geldi.
Bu, devlet öncesi Siyonist stratejiden ve gizli operasyonlar ile kripto-diplomasinin birleşimine dayanan sonraki İsrail bölgesel politikasından bir kopuşa işaret ediyor. Bana sık sık mevcut savaşın Yinon Planı olarak bilinen şeyi uygulamayı amaçlayıp amaçlamadığı soruluyor. Oded Yinon Şaron’un danışmanıydı ve 1982’de Arap dünyasını böl ve yönet stratejisini ana hatlarıyla belirten bir makalenin ortak yazarıydı. Mezhepçiliğin İsrail’in işine yaradığını ve teşvik edilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu, Şaron’un Gazze’deki İslamcı güçleri teşvik etmek de dahil olmak üzere, Filistin direnişinin saflarına nifak tohumları ekmeye çalıştığı dönemdeydi. Bu başarısız olunca, Şaron Lübnan’daki Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) doğrudan bir saldırı başlattı ve bu İsrail’de geniş çapta stratejik bir hata olarak eleştirildi. İran’ın havadan bombalanmasını tamamlamak üzere Irak’tan bir Kürt kara saldırısına zemin hazırlama girişimine dair son haberler, bu taktiklerin hâlâ devrede olduğunu doğruluyor gibi görünebilir. Fakat durum böyle değil. Eski strateji çok daha az dramatikti: Diğer devletlerin iç politikalarına gizli müdahale, övünülecek bir politika değildir; bölgeyi bir savaşa sürüklemeye de dayanmaz.
Açıkça görülüyor ki İsrail devletinin modus operandisi[1] artık bu değil. İronik bir şekilde, buradaki en iyi yorumlayıcı şema, oryantalistlerin tipik olarak –her zaman çok isabetli olmasa da– İslam Cumhuriyeti’ne uyguladıkları şema olabilir: Bunun, siyasette “Batılı” rasyonel ve hümanist bir yaklaşıma göre değil, fanatik bir ideolojiye göre hareket eden bir güç olduğu. Mevcut İsrail stratejisini belirleyenler, bunun köklerinin mesihçi Siyonizm öğretisine dayandığı ve mevcut savaşı ilahi bir tecelli olarak gördükleri konusunda açık sözlüler. Netanyahu müttefiklerinden daha az ideolojik ve daha çok kendi siyasi bekasıyla ilgileniyor olabilir, ancak onun da kendisinin hem stratejik bir deha hem de Tanrı’nın elçisi olarak yüceltilmesini kabul ettiğine şüphe yok. Bu kampa göre, İsrail toplumunun kendisinin çok daha teokratik hâle gelmesi gerekiyor. Smotrich’in yakındığı gibi, henüz “Kohenler devleti”[2] değil, ancak Halaha[3] hukukunun sert ve Kitab-ı Mukaddes’e (Eski Ahit) dayanan bir versiyonu tarafından yönetilme yolunda ilerliyor: “Yahudi halkının ülkesi olan İsrail Devleti, Tanrı’nın izniyle, Kral Davud ve Kral Süleyman günlerinde olduğu gibi işlemeye geri dönecektir.” Hükümetin iç mevzuatının büyük bir kısmı bu amaca ulaşmaya adanmıştır. İkincisi, Filistin sorununun çözülmesine ihtiyaç var. Gazze bunun modelidir. Yine Smotrich: “Yarım önlemler yok. Refah, Deyr el-Belah, Nusayrat –topyekûn yıkım. ‘Amalek’in anısını göklerin altından sileceksin. Göklerin altında onlara yer yok.’”
Ekim 2024’te konuşan Smotrich şunu ilan etmişti: “Nesilde bir kez, tarihi değiştirme, dünyadaki güç dengesini değiştirme ve geleceği yeniden şekillendirme yönünde nadir bir fırsat doğar. Yakında bizi yeni ve daha iyi bir Orta Doğu’ya taşıyacak kader niteliğinde kararlar almak zorunda kalacağız.” Çoğu Batılı siyasi yorumcu için mesihçi beyanlar –İslamcılar tarafından yapılmadıkça– siyasetle ilgisizmiş gibi görünür. Ancak bunlar boş laflar değil. Bu artık hem siyasi hem de askeri kurumlara hâkim olan, medyadaki mevcut coşkunun ve koşulsuz onayın temelini oluşturan bir dünya görüşüdür. İran’a karşı yürütülen savaş, Mossad’da, akademide ve Ekim seçimlerinde Netanyahu’yu potansiyel olarak yenebilecek tek siyasetçiler olan Avigdor Liberman ve Naftali Bennet gibi siyasete daha seküler –ve iddiaya göre daha rasyonel– bir yaklaşıma sahip olanlar tarafından da destekleniyor. Bunun gerekçesi, İsrail’in varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğu için harekete geçmek zorunda kalmasıdır ki bu iddia en az Colin Powell’ın Irak’ın işgalini BM’ye gerekçelendirmesi kadar inandırıcıdır. Filistinlilerin haklarını sistematik olarak ihlal eden bir devletin, insan hakları uğruna bir savaş yürüttüğü argümanı ise daha da absürttür.
Ekonomik bir perspektiften bakıldığında, İsrail borsasındaki coşkuya rağmen, İsrail devletinin izlediği hattın son derece tartışmalı olduğu açıktır. Bu çok büyük bir paraya mal oluyor –doğrudan harcamalarla günde iki milyar şekel (NIS) ve dolaylı olarak beş ila altı milyar– ve sürekli olarak önemli bir Amerikan mali yardımını gerektirecek. Hükümetin mantığı bunun ekonomik getirilerle dengeleneceği yönünde: İsrail’in son teknoloji silahlarının artık savaş alanında sergilenmesiyle birlikte silah satışlarından elde edilecek muazzam kârların yanı sıra, Körfez devletleri İsrail’in korumasına ihtiyaç duyduklarını anladıkça onların kaynaklarına daha fazla erişim imkânı ve İran’ın petrol rezervleri ihtimali de cabası. Yine de bunun mali sıkıntıyı telafi edeceğine dair bir kesinlik yok; aynı şey, sağlık ve diğer sosyal öncelikler yerine yerleşim yerlerine ve mesihçi Yahudiliğin teşvikine harcanan paralar için de geçerli.
İsrail’in uzun vadede stratejisini sürdürmekte zorlanacağı başka nedenler de var. Geçmişte bu tür operasyonlar zorluklarla karşılaştıkları an terk edilmişti. Amerikalıların can kayıpları, bölgedeki diğer ülkelerin baskısı, ABD’deki kamuoyu, İran rejiminin potansiyel direnci ve Filistinlilerin devam eden direnişi dengeleri değiştirebilir. Geçmişteki girişimlere bakılırsa, Lübnan’ın işgali hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. Pek çok şey, İsrail’in savaşlarını tahkim eden küresel koalisyona bağlı: Silah sanayisi, çokuluslu şirketler, güçlü devletlerin megaloman liderleri, Hristiyan ve Yahudi Siyonist lobiler, küresel kuzeyin çekingen hükümetleri ve Ortadoğu’daki yozlaşmış Arap rejimleri. Kesin olan şu ki, bu fiyasko sona ermeden önce İsrail; İranlılara, Lübnanlılara ve Filistinlilere çok büyük acılar çektirecek.
Çevirmenin dipnotları:
[1] Latince “iş yapma biçimi” anlamına gelen; bir kişi, örgüt ya da devletin belirli durumlarda alışıldık olarak izlediği yöntem ya da davranış tarzını ifade eden terim.
[2] Yahudilikte ruhban sınıfını ifade eden kohenlerin dinsel otoritesine dayanan, siyasal ve toplumsal yaşamın dinî hukuk temelinde düzenlendiği teokratik devlet anlayışı.
[3] Yahudi dini hukukunu ve yaşam kurallarını ifade eden, kaynağını Tevrat, Talmud ve rabbanî yorumlardan alan normlar bütünü.
(IP/DS/VC)







