İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), AKP’nin 4 Mart’ta torba kanunla Meclis’e sunduğu sosyal ağ sağlayıcılar ile oyun platformlarına yeni yükümlülükler getiren 5651 sayılı İnternet Kanunu’ndaki değişiklik teklifine sert tepki gösterdi.
Bugün Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görüşülmeye başlanacak olan teklifin kamuoyuna “çocukların korunması” reklamıyla sunulduğunu belirten İFÖD, kanun teklifin gerçekte Türkiye’yi “açık internetten koparacağını” ve “mutlak dijital denetim rejimi” derinleştireceğini kaydetti.
Dernek söz konusu teklif için “Türkiye’yi küresel ve açık İnternet ekosisteminden kopararak; sınırları devlet tarafından çizilen, girişin kimlik kartıyla yapıldığı ve her türlü muhalif sesin algoritmik olarak engellendiği bir ‘ulusal intranet’ modeline sürüklemeyi amaçlamaktadır.” diyerek uyarıda bulundu. Hedeflenenin basit bir regülasyon olmadığını kaydetti. Toplumun tüm kesimlerinin hedefte olduğunu belirten dernek, yasaya neden karşı çıkılmasını gerektiğini 6 madde ile şöyle anlattı:
15 yaş yasağı: Hem çocuk hakları ihlali hem de anonimliğin sonu
Kanun Teklifinin 22. maddesi ile 5651 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesinin yedinci fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca getirilen “15 yaş altı çocuklara sosyal ağ sağlayıcılarında hizmet sunma yasağı”, genel gerekçede “koruyucu bir tedbir” olarak sunulsa da gerçekte temel haklara yönelik orantısız ve toptancı bir müdahaledir. Uygulamada, çocukların dijital beceriler geliştirmesine, yaratıcı düşünce süreçlerine katılmasına ve sosyal ilişkiler kurmasına olanak sağlayan platformlar arasında hiçbir niteliksel ayrım (eğitici, geliştirici vb.) yapılmaksızın tüm sosyal ağlar peşinen “zararlı” ilan edilmiştir. Neye veya kime göre belirlendiği meçhul olan 15 yaş sınırı da pedagojik ve sosyolojik gerçeklikten uzaktır. Halihazırda bu ağları aktif olarak kullanan 13-14 yaşındaki çocukların bir veya iki yıllığına dijital dünyadan aniden koparılmasındaki mantıksızlık ortadadır; şayet bir sınır çizilecekse dahi bunun neden 12 yaş gibi daha makul bir seviyede ele alınmadığı izaha muhtaçtır.
Bu toptancı yasak, her şeyden önce Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 13., 17., 27. ve 31. maddeleriyle güvence altına alınan bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve gelişim haklarının doğrudan ihlalidir. BM Çocuk Hakları Komitesi (Genel Yorum No. 17, para. 14/c), oyun oynamanın ve sosyal etkileşimin çocukluğun yaşamsal bir boyutu olduğunu; fiziksel, sosyal, bilişsel ve duygusal gelişimin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Dolayısıyla, çocukların bu platformlara erişiminin tamamen engellenmesi; özel hayatın gizliliğine, kişisel gelişim haklarına ve ifade özgürlüğüne yönelik çok ağır bir müdahaledir.
İşin tüm toplumu ilgilendiren ve adeta bir “Truva Atı” işlevi gören asıl tehlikesi ise yasağın denetim mekanizmasında yatmaktadır. Bu yasağın uygulanabilmesi, pratikte yetişkinler dâhil tüm kullanıcıların dijital platformlara girişte yaşını ve kimliğini doğrulamak zorunda bırakılması demektir. Kullanıcıların “kimlik doğrulaması” ile işlem yapmaya zorlanması, İnternet’in en temel yapı taşlarından biri olan anonimlik hakkını ortadan kaldıracaktır. “Fişlenme” ve “yargılanma” korkusu, yurttaşları ağır bir otosansüre sürükleyecek; yolsuzluk iddiaları, kurumlara yönelik boykot çağrıları ve her türlü demokratik itiraz daha doğmadan boğulacaktır.
İmkansız “1 saat” kuralı ve otomatik sansür dayatması
Mevcut 5651 sayılı Kanun’un “gecikmesinde sakınca bulunan halleri” düzenleyen 8/A maddesinin birinci fıkrasında, içerik çıkarma ve erişim engelleme kararlarının yerine getirilmesi için içerik, yer ve erişim sağlayıcılara “en geç 4 saat” süre tanınmıştır. Ancak Kanun Teklifinin 22. maddesiyle 5651 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesine eklenen 22. fıkra, doğrudan sosyal ağ sağlayıcılarını hedef alarak bu süreyi “en geç 1 saat” ile sınırlandırmaktadır.
Yasa yapıcıya sormak gerekir: Diğer tüm İnternet aktörleri için 4 saatlik bir süre öngörülürken, her saniye milyonlarca içeriğin aktığı küresel sosyal medya platformlarına insan denetimini ve asgari hukuki incelemeyi fiziken imkânsız kılan 1 saatlik bu sürenin dayatılmasındaki mantık nedir?
Bu mantıksızlığın tek bir amacı vardır: Şirketleri, hukuki bir değerlendirme yapmaya dahi vakit bulamadan, devasa para cezalarından (aynı maddeyle yeniden düzenlenen 24. fıkra uyarınca küresel cironun %3’ü) kaçınmak için devletten gelen her talebi körü körüne onaylayan otomatik sansür makinelerine dönüştürmek.
Dahası, teklifle eklenen 23. fıkrada engellenen bir içeriğin “tekrar yayınlanmasını önlemek” için platformlardan “gerekli her türlü tedbiri” almaları istenmektedir. Bu teknik dayatmanın vatandaş açısından pratik karşılığı şudur: Bir kullanıcı, daha önce engellenmiş eleştirel bir haberi veya videoyu paylaşmak istediğinde, sistem bu içeriği kelime kelime veya görsel olarak otomatik tarayacak ve sansür, siz daha “paylaş” butonuna bastığınız an, içeriğiniz kimseye ulaşmadan devreye girecektir.
Küresel ciro cezası ile “otomatik sansür” dayatması
Teklifteki en tehlikeli adımlardan biri, “küresel cironun %3’üne kadar idari para cezası” yaptırımının menzilinin genişletilmesidir. Yeni eklenen fıkralarla birlikte; içeriklerin tekrar yüklenmesini otomatik sistemlerle engellemeyen (23. fıkra) platformlar, dünyadaki toplam gelirlerinin %3’ü gibi devasa cezalarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu ağır finansal baskı, milyarlarca dolar ceza ödemek istemeyen şirketleri ticari varlıklarını korumak adına “risk almamak” refleksine sürükleyecek ve en ufak bir şüphede tamamen yasal içerikleri dahi peşinen engellemeye (aşırı sansüre) itecektir.
Kapsamı genişletilmiş “bant daraltma” ve “reklam yasağı” sarmalı
Kanun Teklifinin 22. maddesi ile 5651 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kısıtlayıcı ibareler (“9uncu ve 9/A maddeleri kapsamındaki içeriklere yönelik olarak”) metinden tamamen çıkarılmaktadır. Böylece, Anayasa Mahkemesi tarafından halihazırda iptal edilmiş olan 9. maddeye (kişilik hakları) yönelik atıflar temizleniyormuş gibi görünse de, asıl hedeflenen sansürün menzilini devasa ölçüde genişletmektir. Bu değişiklikle birlikte artık sadece belirli maddeler değil, 5651 sayılı Kanun kapsamındaki tüm erişim engelleme ve içerik çıkarma kararları bu ağır yaptırım sarmalına dâhil edilmektedir. Teklifle yeniden düzenlenen 24. fıkra uyarınca; 1 saat içinde otomatik filtreleme dâhil getirilen yeni yükümlülükleri ve mahkeme/idare kararlarını yerine getirmeyen platformlar, önce Türkiye’de mukim vergi mükelleflerinden “yeni reklam alma yasağı” ile finansal olarak boğulacak; bu yasağa rağmen kararları uygulamayan şirketler ise sırasıyla yüzde 50 ve yüzde 90 oranında bant daraltma cezalarıyla fiilen kullanılamaz hale getirilecektir.
Oyun sektörüne “çocuk koruma” kılıfıyla sansür kıskacı
Kanun Teklifinin 23. maddesi ile 5651 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen Ek 5. Madde, sansür mekanizmasını sosyal medyanın ötesine taşıyarak Steam ve Epic Games gibi küresel “Oyun Dağıtıcılarını” da doğrudan hedef almaktadır. Teklifin genel gerekçesinde bu ağır müdahale; “çocukların ve gençlerin korunması” gibi soyut ve popülist argümanlara dayandırılsa da, ortada bu derece ağır bir sansürü haklı kılacak sistemsel bir sorun tespiti bulunmamaktadır.
Teklifin getirdiği “yaş kriterlerine göre derecelendirme” zorunluluğu, uygulamada binlerce küresel ve bağımsız oyunun Türkiye’de erişilemez hale gelmesine yol açacaktır. Ek Madde 5 uyarınca, oyun sağlayıcılar tarafından derecelendirilmeyen oyunların, dağıtıcılar (Steam, Epic vb.) tarafından ya sistemden çıkarılması ya da otomatik olarak “en yüksek yaş grubuna” sokulması dayatılmaktadır. Bu absürt dayatma karşısında yasal risk (müstehcenlik, şiddet içerikli vb. suçlamalar) almak istemeyen dağıtıcıların, sayısız oyunu Türkiye pazarından tamamen silmesi kaçınılmazdır.
Öte yandan, Yasa Teklifi gerekçesinde yaratılmak istenen “oyun dünyası sadece çocuklardan ibarettir” algısının aksine, bu ekosistemin en büyük tüketici kitlesi yetişkinlerdir. Sırf “çocukları koruma” bahanesi öne sürülerek, tüm oyun ekosisteminin devletin ahlak ve sansür filtresine sokulması hedeflenmektedir. İşin en vahim boyutu, Kurum’a (BTK) hiçbir mahkeme kararı olmaksızın bu platformların algoritmalarını, ticari tutumlarını ve veri işleme sistemlerini (şirketlerin ‘kara kutusunu’) denetleme yetkisi verilmesidir. Uzmanlık alanı oyun veya pedagoji olmayan BTK’ya verilen bu devasa gözetim yetkisi; aslında yetişkinlerin dijital alışkanlıklarının ve tüketim tercihlerinin zapturapt altına alınması olup, Anayasa ile güvence altına alınan “özel hayata müdahale” niteliğindedir.
BTK’ye “fiş çekme” (kill switch) yetkisi ve Demokles’in kılıcı
Kanun Teklifinin 24. maddesi ile 5651 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen Ek 6. Madde uyarınca getirilen “Risk Değerlendirmesi” yükümlülüğü, Avrupa mevzuatından (DSA) kopyalanarak otoriter bir sansür aracına dönüştürülmüştür. Bu madde ile BTK’ya emsalsiz bir “fiş çekme” yetkisi verilmektedir. Kurum; “kamu düzeni” veya “aile ve çocukların korunması” gibi son derece sınırları belirsiz ve yoruma açık gerekçelerle, sosyal ağ sağlayıcılarını ve oyun dağıtıcılarını hizmet sunum şeklini değiştirmeye zorlayabilecek veya platformların hizmetini kısmen ya da tamamen durdurabilecektir.
Hiçbir mahkeme kararına dayanmadan, tamamen idarenin tasarrufuna bırakılan bu ucu açık yetki, uygulamada mutlak bir keyfiyete yol açacaktır. Hizmetin tamamen durdurulması tehdidi, sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun dağıtıcıları üzerinde adeta bir Demokles’in kılıcı gibi sallanacak; platformları, idareden gelen hukuki veya keyfi her türlü sansür talebine ticari varlıklarını korumak adına itirazsız boyun eğmeye zorlayacaktır.
Sivil topluma çağrı
İFÖD bir kez daha kanun teklifinin, iddia edildiği gibi bir “çocuk koruma” girişimi değil; aksine, ifade özgürlüğünü, mahremiyeti ve bilgiye erişim hakkını topyekûn ortadan kaldırmayı hedefleyen bir “dijital tecrit” ve “fişleme” projesi olduğunu hatırlattı.
Küresel teknoloji ve oyun şirketlerinin ya evrensel insan hakları standartlarını terk ederek Türkiye'nin sansür mekanizmasının “uyumlu aparatları” haline geleceğini ya da ağır finansal yaptırımlar ve bant daraltma cezalarıyla Türkiye pazarından dışlanacaklarını anlattı.
Sivil toplumu, kamuoyunu ve yasa yapıcıları; Türkiye’yi demokratik ve dijital dünyadan kopararak otoriter bir gözetim toplumuna dönüştürecek bu kanun teklifine "hayır" demeye çağırdı.
(HA)










