Yedikulelerin esrarı, müzik ve siyaset
7 rakamının gizemli bir tarafı olduğu söylenir, bu batıl inanışın kaynağı çok eskilere gider. Dinsel bir yanı da vardır bu inanışın, örneğin Kabe’yi tavaf eden hacı adayları, çevresini 7 kez dolanır. 7 rakamına ilişkin daha somuta indirgenmiş söylenceler de söz konusudur. Örneğin dünyanın 7 harikası vardır. Bazı kentlerin 7 tepe üzerine kurulduğu söylenir. Kim bilir belki de insanlar bir zamanlar 7’ye kadar olanı kolay algılıyor ve bunun ötesine sayılamayacak kadar çok diyorlardı.
Selanik’i genellikle İzmir’e benzetirler. 2019 yılında İzmir’de açılan “Kardeşim Selanik” sergisi ilgiyle izlenmişti. Sergideki görseller iki kentin ortak yanlarını çok güzel yansıtıyordu. Örneğin bu iki liman kentinin “Kordonboyu”, sadece bugünkü görünüşü ile değil, geçirdiği apartmanlaşma süreciyle de çok benzeşiyordu. Selanik’in İstanbul ile benzerlikleri yok mu?
Selanik ve İstanbul’un Yedikuleleri
Selanik ile İstanbul’un da başka ortak yanları mutlaka vardır, ama biz bu 7 rakamının “esrarı” üzerinde duralım. Selanik’in İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulduğu söyleniyorsa da bunu doğrulayan güvenilir bir kaynak bulamadığımı söylemeliyim. Ama kenti ve Selanik Körfezini neredeyse kuşbakışı izleyebileceğiniz bir tepenin üzerine inşa edilmiş olan Yedikule (Eptapirgi), Selanik’in en eski ve en bilinen yapılarından biri.
Selanik’teki Yedikule ile İstanbul’daki Yedikule’nin öyküsü çok benzeşiyor. Öncelikle yer seçimi açısından, kentin en görünen, zamanında en itibarlı diyebileceğimiz yerlerine inşa edilmişler. Yapımlarına Bizans döneminde başlanmış, sonradan Osmanlılar eklemeler yaparak kulelerin sayısını 7’ye tamamlamış. Her ikisi de bir dönem önemli kişilere, konuklara hizmet veren rezidans olarak kullanılmış, sonra askeri amaçlar için kullanım ağır basmış. Bir tarihten sonra da her iki kentin önemli bir hapishanesi olmuş Yedikuleler.
Yedikuleler bugün artık korunan tarihi eser statüsünde. Yeni işlevler vermek istemişler ama pek başarılı olmamışlar. Örneğin İstanbul’daki Yedikule turizm amaçlı bir şirkete kiraya verilmiş, kiracı tarihi yapıda kural dışı değişiklikler yapınca kira sözleşmesi feshedilmiş. Selanik’te ise, özellikle komünistler Eptapirgi ve çevresinin bir anı mekânı olarak işlevlendirilmesinde ısrar ediyorlar, örneğin giriş ücreti alınmasına bile karşı çıkıyorlar.
Yedikuleler üzerinden iki kentin ve Bizans’ın, Osmanlı’nın, Yunanistan’ın, günümüze kadar uzanan tarihini okuyabilirsiniz. İstanbul’da bulunduğu semte adını veren Yedikule, Bizans döneminden kalan kulelere Fatih’in yaptırdığı ek kulelerle Yedikule olmuş. Askeri garnizon, baruthane, devlet hazinesinin korunduğu yer olarak kullanılmış, hatta kız sanat okulu ve hayvanat bahçesi gibi işlevler görmüş. En önemlisi üst düzey Osmanlı devlet görevlilerinin kapatıldığı, hatta öldürüldüğü zindandır. Örneğin 1600’lerde 13 yaşında tahta geçen “Genç” Osman’ın, biraz büyüyüp “reform”lara girişmeye kalkışınca, linç edilip kapatıldığı ve boğulduğu mekândır.
Eptapirgi’de siyasal infazlar
Selanik’teki “Eptapirgi”nin öyküsü neredeyse İstanbul’dakine benzer bir süreç izlemiş. Bizans’tan kalan ve Osmanlı döneminde kule sayısı 7’ye tamamlanan yapı, Osmanlı egemenliğinin son döneminde, 1890’larda hapishane olarak kullanılmaya başlamış. Yeni kurulan Yunanistan devleti bu işlevi “ihya” etmiş, “Eptapirgi” ağır koşulların yaşandığı bir hapishane olarak ün yapmış. Geçen yüzyılda, özellikle gerici diktatörlükler döneminde, Nazi işgali sırasında ve 1967 Cuntası yönetiminde,” gayri-siyasiler” ile birlikte “siyasi”lerin, ilerici aydınların, komünistlerin kapatıldığı, hatta infaz edildiği bir “zindan”dır..
Alman işgal kuvvetlerine karşı direnişin efsaneleşmiş önderlerinden Aris Veluhiotis (1905-1945) ile İç Savaş dönemi ve sonrası soğuk savaş yıllarında Yunanistan Komünist Partisi KKE’nin genel sekreteri olan Edirne doğumlu Nikos Zahariadis (1903-1973) de Yedikule zindanının konukları arasındadır. Zahariadis, 1925 yılında genç bir komünistken, hakkında verilen 18 yıllık hapis cezasını çekmek üzere kapatıldığı Yedikule’den kaçmayı başarmıştır. Herhalde bu, Yedikule’de yaşanan az sayıda firar olayından biri olmalı.
1944 yılı 1 Mayıs’ında Alman işgalcilerin Atina’da kurşuna dizdiği 200 komüniste ilişkin fotoğrafların ortaya çıkması geçtiğimiz aylarda Yunanistan kamuoyunda konunun oldukça yaygın tartışılmasına yol açtı. Kavel Alpaslan’ın kendisiyle yaptığı söyleşide Aytek Soner Alpan konuyu ayrıntılarıyla anlatıyor. İşgalcilerin Yunanistan’da yaptığı toplu kıyımlar kuşkusuz bu olaydan ibaret değil. Bir de Yunanistan devletinin kendi eliyle öldürdüğü kendi vatandaşlarından, yüzlerce komünistten söz etmek gerekir. Bu infazların bir bölümü Selanik’te, Yedikule’de (Eptapirgi’de) gerçekleşmiş. Özellikle İç Savaş’ta yenik düşen Demokratik Ordu savaşçıları için olağanüstü askeri mahkeme tarafından verilen yüzlerce idam kararı Yedikule’de infaz edilmiş, yüzlerce savaşçı burada kurşuna dizilmiş. Kesin rakam verilemiyor, ama 400 dolayında infazdan söz ediliyor.
Kent yenilenirken ortaya çıkan toplu mezarlar
1940’larda Eptapirgi’nin çevresi boştur, 500 metre ötesinde tek tük binalar vardır. Hakkında idam kararı verilenler bu boş alanda kurşuna dizilmektedir. Tanıkların anlattığına göre, her ne kadar bu infazlarda göstermelik de olsa bir papaz bulunduruluyorsa da kurşuna dizilenler öyle alışılmış uygulamalar yerine getirilmeden toplu mezarlara üst üste gömülmektedir. Kimin nereye gömüldüğü belli değildir. Bu arada idam mangasının tam öldüremediklerinin başlarına görevli subay tarafından ateş edilerek infaz tamamlanmaktadır. İnfaz mahallinde bulunan bir doktor, son muayeneleri yaparak nihai olarak ölümün gerçekleştiğini belgelemektedir. Eptapirgi’de bu infazların 1955 yılına kadar sürdüğü anlatılıyor.
Selanik büyümüş, zamanla Yedikule’nin çevresi dolmuş ve sonuçta burada da kentsel yenileme başlamış. İki yıl önce bu çalışmalar sırasında yapılan kazılarda toplu mezarlar ortaya çıkmış ve 70 yıl önce yaşananlar yeniden gündeme gelmiş. Kazılarda değişik noktalardaki toplu mezarlarda, kurşun izleri taşıyan kemik kalıntıları, bazı kişisel eşya, örneğin bir kadın ayakkabısı bulunmuştur. Kemikler üzerinde DNA çalışmaları yapılıyor, yakınlarını yitirmiş ailelere aradan neredeyse bir yüzyıl geçtikten sonra bu yolla ulaşılabiliyor.
Türkiye ile Yunanistan’ın karşılaştırmalı tarihlerini, özellikle siyasal tarihlerini yargılı-yargısız infazlar, bu toplu tutuklamalar ve kırımlar üzerinden de okumak mümkün. Yunanistan ne de olsa şimdi AB üyesi, siyaseti görece daha kibar yollardan yapıyorlar. Bizde de şimdilerde “asmıyorlar, besliyorlar”!
Yeni Türkü’nün Yedikulesi ve rebetiko kültürü
Müzik herhalde halkların birbirini tanımalarının, aralarında dostluk bağları oluşturmanın bir yolu. Yeni Türkü’nün Yedikule türküsü, daha doğrusu rebetikosu bunun neredeyse klasikleşmiş, başarılı bir örneği. Derya Köroğlu ve Cengiz Onural’ın mükemmel bir şekilde Türkçeye ve Türkiye’ye uyarladığı, yüzyıla varan bir geçmişi bulunan bir rebetiko.
Rebetikonun doğduğu yer İzmir’dir ve zorunlu göçle birlikte Yunanistan’a geçmiş, Atina’nın yoksul mülteci mahallerini mesken tutmuş. Konular; esrar / esrar içilen tekkeler, başkaldıran, düzene isyan edenlerle ilişkilidir. Ayrıntılara girmeyelim; Derya Köroğlu ve arkadaşlarının “Yedi düvel mahpusundan beterdir Yedikule…” diye seslendirdiği uyarlamada geçen “Nargilem duman duman…” ve benzeri sözler böyle bir “esrarengiz” ortamı çağrıştırıyor diyebiliriz.
Özetle, konunun çok eskilere varan bir geçmişi var ve dediğimiz gibi Türkçeye uyarlaması ustaca yapılmış. Bilmiyorum hâlâ aklıevvel birinin çıkıp bu şarkı “uyuşturucu kullanmayı özendiriyor” diye TCK 190’dan kovuşturma açması ve şarkıyı yasaklaması olası mı?
Türkçe uyarlamanın sonunda söylenen “İstanbul güzel ama…” sözcükleri “olay İstanbul Yedikule’de geçiyor” diye düşünmenize neden olabilir. Ama şarkının Yunanca özgün söz ve müziğinin kaynağına baktığımızda herhalde sözü edilen “mahpushane” Eptapirgi olmalı demek doğru olacak.
Bizim “Yedikule”yi söyleyenlerden Derya Köroğlu, ODTÜ Mimarlık 79 mezunu. Üstüne bir de aynı üniversitenin İdari Bilimler Fakültesinde ekonomi yüksek lisans öğrenimi yapmış. Bilgisayar yazılımı ile de uğraşmış, hatta bir ara Gazi Üniversitesinde asistanlık yapmış. Yani on parmağında on marifet var dediklerinden. Müzikle uğraşmayı da ihmal etmemiş. Türkçe sözleri uyarlayan Cengiz Onural ise makine mühendisi, 84 Boğaziçi mezunu. İTÜ İşletme Mühendisliğinden yüksek mühendis diploması var. Ama o da ağırlığı müziğe vermiş. Şarkı sözü yazarlığının yanı sıra gitar, kemençe, buziki gibi enstrümanlar çalıyor, çok yönlü müzik çalışmaları var, film ve TV dizileri yapmış. Böyle yetenekli bir ikilinin ortaklığı “Yedikule”nin Türkçe versiyonunu daha ilgi çekici hale getiriyor.
Torbalı doğumlu Vangelis Papazoğlu
“Yedikule” rebetikosunun özgün sözleri ve müziği Vangelis Papazoğlu’nun. Onu tanımazsanız “Yedikule” ve rebetiko kültürünüz eksik kalır. Bizim bu taraflardan, 1896 yılında Torbalı’da doğmuş. “Papazoğlu” adı nereden geliyor bilmiyorum, babası demiryollarında çalışıyormuş. Torbalı’da fazla kalamamışlar. Babasının işi dolayısıyla aile, çevre kentlerde dolaşmış. Vangelis ancak 3. sınıfa kadar okula gidebilmiş. Küçük yaşlardan itibaren, mandolin, gitar, keman çalmaya başlamış, İzmir’e geldiklerinde artık kentin en tanınmış müzik gruplarından biri ile çalışıyormuş.
1920’lerde İzmir’e çıkan Yunan ordusuna katılmış. Ankara’ya kadar ilerleyen savaşta bozguna uğrayan ordu ile birlikte Yunanistan’a geçmiş. Atina’da, Anadolu’dan gelenlerin kurduğu mahalle Kokkinia’ya yerleşmiş. Vangelis artık aranan bir müzisyen olmuş; besteler yapıyor, popüler yerlerde sahne alıyormuş. Bu, 1940 Alman işgaline kadar böyle sürmüş. “İşgal alındaki bir ülkede, işgalcileri ve onlarla iş birliği yapanları, savaş zenginlerini eğlendirecek halim yok” diyerek müziği bırakmış. Sırtına bir çuval alarak sokakları dolaşmaya, eskicilik yapmaya başlamış. Savaşın sonunu görmeden 1943’te ölmüş. Şimdi Kokkinia’da kurulan bir dernek onun anılarını yaşatıyor.
Vangelis’in ömrünün sonuna kadar yaşamayı tercih ettiği mahalle Kokkinia’ya ilişkin kısa bir dipnot düşelim: Semt sola verdiği destek ile tanınıyor, zaten sözlük anlamı biraz “kızıl”a çalar, “Kızıltoprak” gibi bir anlamı olabilir. Alman işgal kuvvetleri Mart 1944’te mahalleyi sarmış ve saldırıya geçmiş. Mahalle halkı, Yunan Halk Kurtuluş Ordusu ELAS ve onun gençlik örgütü EPON militanlarıyla birlikte erkek kadın, çoluk çocuk, Almanlara karşı direnir ve işgalciler dört gün sonunda geri çekilmek zorunda kalır. Ancak işgalciler bunun intikamını almakta gecikmez. Dört ay sonra, işbirlikçi Güvenlik Taburlarının desteğinde yeniden mahalleye saldırırlar. Yüzlerce kişi öldürülür, binlerce kişi toplama kamplarına gönderilir. Olay Yunanistan yakın dönem tarihine Kokkinia Savaşı ve Kokkinia Kuşatması olarak geçer.
Bir de son not
Bir de bir son not ekleyelim: “Yedikule”nin Yunancasını dinlemek isterseniz size bir eski özgün kaydını bir de yakın tarihlerde orkestra eşliğinde söylenmiş bir kaydı öneririm. Eski kayıt, 78’lik bir taş plaktan; Stellakis Perpiniadis söylüyor. Diğerini, iki yıl önce bir konserden alınan kaydı dinleyince ses bana pek yabancı gelmedi. Bizim operacıların türkü söylemesini çağrıştırıyor. Orkestra ve koro eşliğinde bariton opera sanatçısı Tasis Christogiannopoulos söylüyor.
(AŞ/TY)
Trumpgillerin Arnavutluk sevdası: Edi Rama zor durumda
ARİF ŞENTEK ANALİZİ
Pakistan | Giden, gelen ve değişmeyen
PAKİSTAN’DA 8 MART
Pakistanlı kadınlardan 8 Mart talebi: Adalet, güvenlik, özgürlük
Ali Nesin / Dil tarih, Şirince ve mimarlık
Süleyman Ege… Direnerek yaşadı