Kahramanmaraş ve Siverek’te neler oldu? Neden oldu?
Çocuklardan “katiller” yapıyoruz. Böyle bir düzene, kurşunlanan çocuklara yürek dayanmaz!
Gençlerin katil olduğu, arkadaşlarını öldürdüğü felaketlerden utanç duymalıyız.
Çocuklar ve öğretmen toprak oldu!
Felaketlerden geriye yas tutulan evler, evladını yitirmişler kaldı.
Evlerin duvarlarına öldürülmüş evlatların fotoğrafları asılacak!
Sağ kalanlar anlatıyorlar… Dinlemeye yürek, öldürülenlerin yasını tutmaya güç ister…
Utanç ve kurşunlarla örtülen zamandan geriye acılar ve yas kaldı…
Carlo Ginzburg, “Utanç Bağı” adlı makalesinde şöyle demişti: “Uzun süre önce bir gün şunu anladım ki insanın ait olduğu ülke, hep dendiği gibi sevdiği ülke değil, adına utandığı bir ülkedir. Utanç sevgiden daha güçlü bir bağ olabilir.”
Üzerinde yaşadığımız memleketimiz için utanç duyabiliyorsak ve utandığımız ülkenin yurttaşları sayabiliyorsak kendimizi; sevgimizden daha güçlü bir bağ olan utancımızla yaşamalıyız. Yüzleşmeliyiz, unutmamalıyız.
İki gün, iki günde iki katliam...
Ölen çocuklar, öldüren çocuklar ve sonra kendini öldüren çocuklar.
Bizim çocuklarımız!
Umut Vakfı artan şiddetin “utanç” tablosunu verilerle anlatmaya çalışmıştı.
Basına yansıyan olayların çetelesini tuttu, takip etti… Kimse aldırmadı…
Basına yansıyan haberlere dayanarak Umut Vakfı’nın 2025 yılı Şubat ayında kamuoyuna açıkladığı 2024 yılı “şiddet haritası” raporunda; Konya, Urfa, Mersin ve İstanbul’da meydana gelen katliamlarda 18 kişinin öldüğünü duyurdu.
Ankara’da bir anne, 7 ile 10 yaşlarındaki iki çocuğunu bileklerini keserek öldürmüştü ve 12 yaşındaki çocuğu ise ağır yaralıydı.
Tekirdağ’da bir baba 13 yaşındaki kızını öldürmüş, Balıkesir Edremit’te yine bir baba, oğlu ile bıçakladığı eşini hastanelik etmişti.
Haberlerle yayılan kin, vahşet, dehşet, şiddet ve nefret yaşadığımız gerçeklerdir. Toplumu sarsmaya devam ediyor. Gerçekler, ölülerle birlikte gözümüzün önünde…
2024 yılında Türkiye genelinde, 3801 şiddet olayı basına yansıdı. Bu 3801 olayda, 2370 kişi öldürüldü, 3829 kişi yaralandı. 3801 silahlı şiddetin 3194’ünde ateşli silahlar, 607’sinde ise çoğunluğu bıçak olmak üzere paladan baltaya kesici aletler kullanılmıştı.
2024 yılı dahil son 11 yılda basına toplam 37 bin 998 olay yansımış… Bu olaylarda 23 bin 804 kişi öldürülmüş, 35 bin 36 kişi de yaralanmış…
2024 yılının şiddet haritasına bakıldığında; bölgeler arasında şiddet sıralamasında Güneydoğu ile Karadeniz bölgeleri arasında sıra değişikliğinin dışında bir değişiklik yok…
En çok şiddet olayının yaşandığı bölge ise 1145 olayla Marmara Bölgesi…
Marmara Bölgesi’ni 631 olayla Güneydoğu Anadolu, 500 olayla Karadeniz, 499 olayla İç Anadolu, 413 olayla Ege, 399 olayla Akdeniz, 214 olayla da Doğu Anadolu Bölgesi takip ediyordu.
Bir öncesi yıl Karadeniz Bölgesi 555 olayla bölgeler arasında ikinci sıradaydı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi 545 olayla üçüncü sırada onu takip ediyordu.
Ege, Karadeniz, Akdeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden basına yansıyan haberlerde bir düşüş gözlemlenirken Marmara, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde olay sayısında artış dikkat çekiyordu.
2024 yılında Marmara Bölgesi’nde 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirdi, 1140 kişi yaralandı.
Güneydoğuda bir önceki yıl 545 olayda 415 ölü, 870 yaralının olduğu toplam 631 olay dikkat çekiciydi.
Karadeniz Bölgesi bu yıl basına yansıyan olay sayısına göre üçüncü sırada…
Dördüncü sıradaki İç Anadolu Bölgesi’nden 78 olay basına yansımış…
Bir önceki yıl 473 olayla Ege bölgesinde görülen düşüş dikkat çekiyor… 2024 yılında, 327 ölümlü, 279 yaralamalı toplam 413 olayın yaşanmış…
Akdeniz Bölgesi sıralamada sondan ikinci durumda. 322 ölümlü, 329 yaralamalı toplam 399 silahlı şiddet olayı yaşanmış…
Doğu Anadolu Bölgesi’nde geçen yıl 128 ölümlü, 301 yaralamalı toplam 214 silahlı şiddet olayı basında yer almış.
20 yıl önceydi…
Umut Vakfı ve İstanbul Valiliği iş birliğiyle “Türkiye’de Bireysel Silahlanma Sorunu: Çözüm Önerileri Arama Toplantısı” yapılmıştı. Sosyal Durum Çalışma Grubu, Hukuk Çalışma Grubu, Medya Çalışma Grubu ve Güvenlik Çalışma Grubu raporlarında çözüm önerileri sunulmuş ve Sonuç Bildirgesi yayımlanmıştı…
Yirmi yıl öncesine ait 24 Eylül 2005 tarihli “Sonuç Bildirgesi” şöyle başlıyordu:
“Kültürümüzün, şiddete ve silaha yatkınlık yaratan, şiddeti kanıksamayı doğuran ögeleri bulunmaktadır. Açık iletişim alışkanlığının olmaması, bireysel ve toplumsal güvenliğin sağlanmasından sorumlu aktörlere duyulan güven eksikliği, güvenlik güçlerinin oransız güç kullanımı, barış kültürünün tesisinden sorumlu olanların şiddet uygulayıcısı olabilme özellikleri, sorunu pekiştirmektedir.
Silahlanmanın önlenebilmesi ve sorun alanlarının çözümlenmesinde; toplumsal değerler, kültürel ögeler ve silahlanma nedenlerini içeren kapsamlı araştırmaları temel alan, toplumun tüm kesimlerinde tutum, davranış ve dil değişikliği yaratacak, şiddet içermeyen sorun çözme yöntemlerini, insan haklarını ve barış kültürünü hedefleyen eğitim modelleri geliştirmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz.
Silahlanma sorunu toplumun tüm kesimlerince benimsenmedikçe kesin çözüm üretmenin olanaksızlığına inanıyoruz. Bu nedenle saptama, görünür kılma ve izlemeyi içeren, farkındalık yaratma amaçlı, yaygın ve yüksek sesli kampanyalar yürütmeliyiz.”
Sözün özü; söylenmemiş söz, yazılmamış rapor, tartışılmamış sonuçlara rağmen önlenemeyen şiddet, silahlı çatışmalar, katliamlar ve çocuk katiller yaratan böyle bir toplumsal düzenin sorgulanması gerekir.
Düzenin gerçekleri utancımızsa eğer; suçlu muyuz, sorumlu muyuz?
Daha güçlü bir sesle toplumsal dayanışma yaratmalıyız.
Tek tek bütün utançlarımızla yüzleşmeliyiz…
(Fİ/VC)











