Bir tarih…
17 Aralık 1986…
Sonra, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’dür…
Dünya Basın Özgürlüğü Ödülü’nün amacı nedir?
“UNESCO, mesleğini icra ederken hayatını kaybeden Kolombiyalı gazeteci Guillermo Cano’nun anısına Dünya Basın Özgürlüğü Ödülü’nü kurdu. UNESCO/Guillermo Cano Dünya Basın Özgürlüğü Ödülü’nün amacı, her yıl dünyanın herhangi bir yerinde basın özgürlüğünün savunulması ve/veya teşvik edilmesine önemli katkılarda bulunan bir kişiyi, kuruluşu veya kurumu ödüllendirmektir, özellikle de riskler söz konusuysa. Ödülün amacı UNESCO’nun politikalarıyla uyumludur ve Örgütün iletişim ve bilgi alanındaki programıyla ve daha spesifik olarak ifade özgürlüğü ve bilgi özgürlüğü için elverişli bir ortamın teşvik edilmesine verilen öncelik ile ilgilidir.”
Windhoek Deklarasyonu; 1991 yılında Afrikalı gazeteciler tarafından kabul edilen basın özgürlüğü bildirisidir.
Bu bildiri, UNESCO’nun 1991’deki 26. Genel Konferansı’nın tavsiyesi üzerine, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Windhoek Deklarasyonu’nun kabul edildiği gün olan 3 Mayıs’ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etti.
O zamandan beri UNESCO, basın özgürlüğünün en acil sorunları hakkında tartışmak ve farkındalık yaratmak için uluslararası konferanslar düzenlemektedir. Konferanslar yıllar içinde kapsam ve büyüklük olarak artmış ve her konferansın sonunda bir deklarasyon kabul etme ruhu çoğu zaman korunmuştur.
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde verilmeye başlanan bu ödül özellikle gazeteciliği tehlike altındayken başarmış olanlara, risk altında gazetecilik yapanlara ve kriz zamanlarında gazetecilik mesleğini sürdürenlere verilir.
Birleşmiş Milletler 20 Aralık 1993’te, her yıl 3 Mayıs’ın, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. 2024 yılı başında El Espectador gazetesi editörü Guillermo Cano Isaza cinayeti Kolombiya’da İnsan Hakları Birimi Başsavcılığı tarafından insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak ilan edildi.
Basın Özgürlüğü Günü kutlu olsun, unutulmadı…
Bir tarih…
Unutulmayanlar yaşıyorlar…
“Ankara Merkez cezaevinin küçük avlusundaki karakavak ve leylak ağaçları, bu gece 23-24 yaşlarında üç devrimcinin; Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in idamını seyredecekler. Evet bu üç genç adam, gözlerini kırpmadan, korku nedir bilmeden, yürekli adımlarla ölümü selamlayacaklar, idam sehpası altında söylevler vererek, inançlarını ve davalarını savunacaklar ve hayatlarını verecekler. (...)”[1]
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.
İnfazlardan sonra Halit Çelenk ve Mükerrem Erdoğan; Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in belleklerinde tuttukları sözlerinin tutanağa aynen ve doğru şekilde yazılmasını sağladılar.
Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin 16 Temmuz 1971’de başlayıp 9 Ekim 1971 tarihinde sona eren iki ay 23 gün içinde verdiği kararın üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçti.
Cezaevinin avlusundaki ağaçlar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını seyrettiler.
Bu tarihe atfedilen değerdir tarih olan ve yaşayan üç fidandır unutulmayanlar…
Tarihler bazen unutulabilir,
Ama 6 Mayıs 1972 tarihi unutulmadı.
16.7.1971 tarihinde başlamış ve iki ay 23 gün içinde karara bağlanmış olan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No.lu Askeri Mahkemesi’nin 9.10.1971 tarih 1971/13 esas, 1971/23 Karar sayılı hükmü ile TCK’nin 146/1 maddesi uyarınca Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ölüm cezasına mahkûm edilmişti.
Ölüm cezaları; Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 10.01.1972 tarih ve 1971/457-1972/1 Esas, 1972/1 Karar sayılı ilamı ile kesinleşmişti.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın 3.2.1972 tarih ve 1972/187-98 sayılı kararı ile tashihi karar talebi reddedilmiştir.
O yıllarda ölüm cezasının yerine getirilmesi (önce Meclis ve sonra Cumhuriyet Senatosu) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) birleşik toplantısında kabul edilmesi gereken kanunla mümkündü.
TBMM ölüm cezasına dair kanunu kabul etmeyebilirdi…
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair kanun tasarısına verilen oyların sonucu şöyleydi:
Üye sayısı: 450
Oy verenler: 323
Kabul edenler: 273
Reddedenler: 48
Çekimserler: 2
Oya katılmayanlar: 118
Açık üyelikler: 9
Böylece 17.03.1972 kabul tarihli 1576 sayılı ölüm cezalarının infazı hakkındaki kanun çıkarıldı (RG: 25.3.1972- 14139).
CHP tarafından iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi kanunun sadece “usulden” iptaline karar verdi (AYM 1972/13-18. Tarih 6.4.1972)
İptal kararından sonra aynı kanun Millet Meclisi’nde (24.4.1972) sonra Cumhuriyet Senatosu’nda (2.5.1972) görüşülerek kabul edilmişti.
2.5.1972 kabul tarihli 1586 sayılı “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın Ölüm Cezalarının Yerine Getirilmesine Dair Kanun” 5 Mayıs 1972 tarih ve 14178 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Geçmiş zaman…
Haksız, insafsız, adaletsiz, vicdansız, hukuksuz acılarla dolu geçmiş tarihimiz…
Tarih hatırlatır; unutmadık...
Dünyanın herhangi bir yerinde basın özgürlüğünün savunulması unutulmayan tarihler yazar...
Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur.
Türkiye’de gazetecilerin mesleklerini yapmaya devam etmeleri dahi; basın özgürlüğünün savunulmasıdır, olağanüstü başarıdır.
Demiştik!
3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’dür ve gazetecilik tehlike altındadır.
Demiştik!
6 Mayıs 1972 sabaha karşı...
Dipnot:
[1] Halit Çelenk, İdam Gecesi Anıları ve Kararlar / Gezmiş, Arslan, İnan, Ülke Yayınları, İkinci Basım, Kasım 1978, s. 43-48.
(Fİ/VC)







