Resmi tarih çoğu zaman bastırılmış hikâyelerin, kaybolan tanıklıkların ve bilinmeyen hayatların üstünü örten bir anlatıdan ibarettir. Yakılan köyleri, zorla yerinden edilenleri, katledilen insanları buradan okuyamayız, hepsinin hikayesini bir kuyunun dibine iten hegemonik bir dil üretir. O kuyuda isimler kaybolduğunda, sanki o insanlar hiç yaşamamış, o topraklar hiç var olmamış gibi olur.
Bingöl’ün kanaat önderlerinden Kasım Demiralp de bir süre ailesini bu kuyuda arayan isimlerden. Siyasete atıldığı yıllarda Meclis koridorlarından devlet arşivlerine ailesinin izini sürdü. Bulamayınca da o güne kadar biriktirdiği her belgeyi sakladı, yenilerini ekledi. Hem ailesinden kalan hem de yarına bırakabileceği bir miras gibi korudu.
İnsanların zorla yerinden edildiği, köylerin yakıldığı, hayatların dağıldığı bir coğrafyada hafıza çoğu zaman geriye kalan en değerli mirastır. Kasım Demiralp 1924’te Bingöl’de Cumhuriyet tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinde doğmuş, bastırılan Kürt direnişleri sırasında ailesinin birçok ferdi katledilmiş, evleri yağmalanmış. Demiralp ise annesi Xezal Hanım’ın onu saklamasıyla hayatta kalmış. Xezal Hanım hiçbir şeyi unutmadı. Katledilen gençlerin gömüldüğü yerleri unutmadı. Mektupları, fotoğrafları sakladı. Yaşananları zihninde bir arşiv gibi taşıdı. Demiralp, bu mirası annesinden devralıp kendi çocuklarına, torunlarına bırakmak üzere büyüttü.
Demiralp'in yazdıkları zamanın önemli olay ve olgularından ibaret değildir. Günlük hayatın ayrıntıları da sayfalarında yer bulur. Gökyüzünü, bulutları, mevsimleri, köylerin doğasını yazar. Ölenlerin isimlerini ve tarihlerini kaydeder. Hatta bu defterleri öyle düzenli tutar ki çevre köylerden yakınlarının tam ölüm tarihlerini bulabilmek için insanlar gelir kendisine danışır.
Demiralp’in bu çalışması sıradan bir kayıt tutmadan ibaret değil; yazılı belge, günlük, mektupların yanı sıra fotoğraflar, ses kayıtları ve bazı nesneleri de barındıran çağının ötesinde arşivcilik pratiğiydi. Hepsi, yok edilmeye çalışılan bir hafızanın parçaları. Devlet arşivlerinde bulamadığı izi kendisi aradı. Köy köy dolaşır; şecereler çıkarır, tanıklıkları kaydeder, belgeler toplar.
12 Eylül darbesinden sonraki karanlık dönemde belgelerini köydeki evinin yakınlarında toprağa gömer. Arşiv dört yıl sonra çıkarıldığında, büyük bir kısmı çürümüş ve yok olmuştur. Demiralp, geçmişi, kayıpları ve tanıklıkları yeniden kayda geçirmekten vazgeçmez. 1925'te kendi hikayesinden bu yana 80'ler ve 90'ların kayıplarını, işkencelerini resmi tarihte yazmayan daha pek çok anlatıyı kaydeder. 1998 yılında hayatını kaybettiğinde, annesi gibi o da ailesine ve Kürt tarihine 19. yüzyıl ve 20. yüzyılı kapsayan geniş bir arşiv bırakır.

Demiralp, ailesinin hikayesini 'kuyu'dan çıkarmak için annesinden devraldığı 'hafıza'yı kendi çocukları ve torunlarına miras bıraktı. Günlüğüne karaladığı "toprağımda gül bitmezse yazık olur" sözüyle yola çıkan torunları, ona ait tüm yazılı, sesli ve görüntülü dökümanları bugün herkesin erişebileceği bir arşive dönüştürdü.
Ailesi ve arkadaşları bir çok akademisyen, yazar, araştırmacıyla beraber Kürtçe'de hafıza ve kuyu kelimelerinin karşılığı olan 'bîr inisiyatifi'ni kurdu. Resmi anlatıların dışında bir hafıza inşa etmeyi amaçlayan bîr, çalışmalarının toplumsal hakikat araştırmalarına nasıl katkı sunabileceğini de kendine dert ediniyor. Amaç yalnızca belgeleri ortaya çıkarmak değil; aynı zamanda bu belgelerin neyi gösterdiğini ve neyi göstermediğini de tartıştırmak, geçmişle yüzleştirmek.
Bir aile hikâyesi böylece kolektif bir hafızaya dönüşmüş oldu. Bugün bu hikaye kişisel koleksiyonun ötesinde; bölgenin gerçeklerine, acılarına, kavgalarına, barışlarına, güzelliklerine de ışık tutuyor.

bîr inisiyatifi kuruldu: Kasım Demiralp arşivi kamuoyuna tanıtıldı
(AB)







